Boşver be yaşı başı. Yüzündeki çizgileri, saçındaki beyazı. Kaç bahar daha göreceğin meçhul ömründe. Fazla kurcalama hayatı. Sev sevebildiğince, gül gülebildiğince. Yaşa yaşabildiğince. Can Yücel.
Şükürler olsun ki. Allah bana o kadar güzel şeyler nasip etti ki diyorum. Bu kadarını hayal bile edemezdim. Hayatımda ve içimde şükretme isteği uyandıran şeylere sahip olmak. Hayattaki en büyük zenginliğim de tam olarak bu. Kalbimdeki Şükrün en güzel sebebi…devamıŞükürler olsun ki. Allah bana o kadar güzel şeyler nasip etti ki diyorum. Bu kadarını hayal bile edemezdim. Hayatımda ve içimde şükretme isteği uyandıran şeylere sahip olmak. Hayattaki en büyük zenginliğim de tam olarak bu. Kalbimdeki Şükrün en güzel sebebi sensin. İyiki hayatımın en güzel duası olmuşsun ve iyi ki eşimsin .
Deli Kurt, Hüseyin Nihal Atsız tarafından yazılmış tarihî bir romandır. Roman, Osmanlı Devleti’nin Fetret Devri sonrasında yaşanan olayları, kahramanlıkları ve bir şehzadenin bilinmeyen hayatını anlatır. Ayrıntılı Özet Roman, 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı sonrasında başlar. Yıldırım Bayezid’in oğulları arasında taht…devamıDeli Kurt, Hüseyin Nihal Atsız tarafından yazılmış tarihî bir romandır. Roman, Osmanlı Devleti’nin Fetret Devri sonrasında yaşanan olayları, kahramanlıkları ve bir şehzadenin bilinmeyen hayatını anlatır.
Ayrıntılı Özet
Roman, 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı sonrasında başlar. Yıldırım Bayezid’in oğulları arasında taht kavgaları yaşanmaktadır. Şehzade İsa Bey, savaşta yenileceğini anlayınca, hamile eşi Bala Hatun ile doğacak çocuğunu korumak ister. Güvendiği adamı Çakır’a onları güvenli bir yere götürmesini emreder.
Bala Hatun, Satı Kadın adlı bir Türkmen kadının yanına saklanır ve burada bir erkek çocuk dünyaya getirir. Çocuğun adı Murat olur. Ancak kısa süre sonra İsa Bey öldürülür, Bala Hatun da hayatını kaybeder. Murat, gerçek kimliğini bilmeden Satı Kadın tarafından büyütülür. Cesareti ve atlara olan sevgisi nedeniyle ona “Deli Kurt” lakabı verilir.
Yıllar geçince Deli Kurt iyi bir savaşçı olur ve Osmanlı ordusuna katılır. Çelebi Mehmet ve daha sonra II. Murat döneminde birçok savaşa katılarak büyük kahramanlıklar gösterir. Cesareti sayesinde tımarlı sipahi olur ve herkes tarafından tanınır.
Deli Kurt daha sonra Melek Hatun ile evlenir ve çocukları olur. Bir gün ise efsanevi güzelliğiyle tanınan Gökçen Kız ile karşılaşır. İkisi birbirine âşık olur. Ancak Deli Kurt evli olduğu ve çeşitli engeller bulunduğu için bu aşk uzun süre gerçekleşmez. Roman boyunca tarihî olaylarla birlikte bu aşk hikâyesi de anlatılır.
Bir süre sonra Deli Kurt esir düşer, yıllarca tutsak kaldıktan sonra kurtulmayı başarır. Döndüğünde gerçek kimliğini öğrenir: O, Yıldırım Bayezid’in torunu ve İsa Bey’in oğludur. Böylece aslında bir şehzade olduğunu anlar.
Ancak mutluluğu uzun sürmez. Büyük bir sel felaketinde eşi, çocukları, Satı Kadın ve Gökçen Kız hayatını kaybeder. Bütün sevdiklerini yitiren Deli Kurt, görevlerini bırakır ve tek başına bilinmez bir yolculuğa çıkar. Roman hüzünlü bir sonla biter.
Osmancık, Tarık Buğra tarafından yazılmış, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazinin gençlikten devlet kuruculuğuna uzanan hayatını anlatan tarihî bir romandır. Romanın temel konusu, bir insanın hem karakter olarak olgunlaşması hem de büyük bir devlet kuracak lider hâline gelmesidir. Roman, Osmancık adıyla…devamıOsmancık, Tarık Buğra tarafından yazılmış, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazinin gençlikten devlet kuruculuğuna uzanan hayatını anlatan tarihî bir romandır. Romanın temel konusu, bir insanın hem karakter olarak olgunlaşması hem de büyük bir devlet kuracak lider hâline gelmesidir.
Roman, Osmancık adıyla anılan genç Osman’ın cesur, güçlü ama öfkeli ve düşünmeden hareket eden bir delikanlı olduğu dönemle başlar. Yiğitliğiyle tanınmasına rağmen sabırsızdır ve öfkesine hâkim olamaz. Babası Ertuğrul Gazi, onun bu davranışlarından endişe duyar.
Bir gün Osmancık’ın yolu Şeyh Edebali ile kesişir. Edebali, ona gerçek liderliğin yalnızca güçle değil; sabır, adalet, merhamet ve akılla mümkün olduğunu öğretir. Bu görüşmeler Osmancık’ın düşünce dünyasını değiştirir.
Osmancık, Edebali’nin kızı Malhun Hatuna âşık olur. Ona kavuşabilmek ve Edebali’nin güvenini kazanabilmek için kendini değiştirmeye başlar. Artık sadece güçlü bir savaşçı değil, halkını düşünen olgun bir lider olmayı hedefler.
Romanın en önemli bölümlerinden biri, Osmancık’ın gördüğü çınar ağacı rüyasıdır. Bu rüyada göğsünden çıkan çınar ağacı büyüyerek dünyayı gölgesi altına alır. Şeyh Edebali bu rüyayı, Osman’ın büyük bir devlet kuracağı şeklinde yorumlar.
Daha sonra Ertuğrul Gazi vefat eder ve Osmancık, Osman Bey olarak Kayı Boyu’nun başına geçer. Boylar arasındaki birlik ve beraberliği sağlamaya çalışır, adaletli yönetimiyle halkın sevgisini kazanır. Bizans tekfurlarıyla mücadele eder, birçok kale ve toprak fetheder. Böylece Osmanlı Devleti’nin temellerini atar.
Osman Bey yaşlandığında en büyük hedefi Bursa’nın fethedilmesidir. Ancak ömrü buna yetmez. Ölüm döşeğindeyken Bursa’nın fethedileceği müjdesini alır ve görevini oğlu Orhan Beye bırakarak huzur içinde vefat eder. Roman böylece Osmanlı Devleti’nin doğuşunu ve Osman Gazi’nin büyük bir lidere dönüşmesini anlatır.
Ana fikir:İnsan gerçek büyüklüğe yalnızca güçle değil; adalet, sabır, ahlak, bilgelik ve sorumluluk duygusuyla ulaşabilir. Büyük devletler de bu değerler üzerine kurulurlar.
-Dünyada kötülük daha örgütlü ve daha planlı, iyiliğin içinde zaten bir saflık var. Bu yüzden dünyanın her yerinde kötülük saflığı yeniyor. -Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur… -Kitap okumak karın doyurmuyor. Ancak karnı tok, beyni boş adamlardan çektiğimiz…devamı-Dünyada kötülük daha örgütlü ve daha planlı, iyiliğin içinde zaten bir saflık var. Bu yüzden dünyanın her yerinde kötülük saflığı yeniyor.
-Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur…
-Kitap okumak karın doyurmuyor.
Ancak karnı tok, beyni boş adamlardan çektiğimiz kadar hiç kimseden çekmedik.
-Şimdi geriye doğru baktığım zaman, bu tavrımızın aşırı bir tembellikten, uyuşukluktan kaynaklandığını açıkça görebiliyorum. Hiçbir şeyi protesto etmiyorduk, karşı çıkmıyorduk. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!" diyor ama yılanın bize de dokunacağını hesap edemiyorduk.
-Peygamberi dağa doğru koşarken görenler, "Ey İsa, aslandan mı kaçıyorsun?" diye sormuşlar. O, "Hayır!" demiş. "Kaplandan, ejderhadan mı kaçıyorsun?" diye sormuşlar. O yine, "Hayır," demiş ve eklemiş, "ben peygamberim, aslandan kaplandan korkmam." "Peki o zaman neden kaçıyorsun?" diye sormuşlar. "Ahmaklardan kaçıyorum," demiş İsa, "çünkü onlarla baş edemem."
Zülfü Livaneli - son ada (2009)
Roman, huzurlu ve sakin bir adada geçer. Adanın sakinleri doğayla uyum içinde, mutlu bir yaşam sürmektedir. Adada insanlar birbirlerine saygılıdır ve martılar da adanın doğal yaşamının önemli bir parçasıdır. Bir gün adaya eski bir devlet başkanı yerleşir. Başlangıçta herkes onu…devamıRoman, huzurlu ve sakin bir adada geçer. Adanın sakinleri doğayla uyum içinde, mutlu bir yaşam sürmektedir. Adada insanlar birbirlerine saygılıdır ve martılar da adanın doğal yaşamının önemli bir parçasıdır.
Bir gün adaya eski bir devlet başkanı yerleşir. Başlangıçta herkes onu saygıyla karşılar. Ancak zamanla eski başkan, adadaki yaşamı kendi kurallarına göre değiştirmeye başlar. Özellikle martıları “sorun” olarak görür ve onların yok edilmesini ister.
Başkanın etkisiyle ada halkının bir kısmı ona destek verir. Doğal yaşam bozulur, insanlar arasında kutuplaşma ve korku başlar. Özgürlük ortamı yerini baskıya bırakır. Eskiden huzurlu olan ada giderek yaşanmaz hâle gelir.
Romanın sonunda ada, eski huzurunu büyük ölçüde kaybetmiştir. Yazar, doğanın tahrip edilmesinin ve otoriter yönetim anlayışının toplum üzerinde nasıl yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini gösterir.
Ana fikir
Romanın temel mesajı şudur:
* Güç ve otorite denetlenmezse özgürlükler zamanla yok olabilir.
* Doğaya zarar vermek, sonunda insanlara da zarar verir.
* Toplumlar, haksızlıklara sessiz kaldıklarında huzurlarını ve özgürlüklerini kaybedebilir.
Başlıca temalar: özgürlük, demokrasi, otoriterlik, doğa sevgisi, çevre bilinci, toplumsal sorumluluk ve bireyin sessiz kalmasının sonuçları.
Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, Fransız yazar Victor Hugo tarafından 1829’da yazılmış kısa ama çok etkileyici bir romandır. Kitap, ölüm cezasına karşı yazılmış en önemli eserlerden biri kabul edilir. Romanın kahramanının adı hiç verilmez. Anlatıcı, idama mahkûm edilmiş bir adamdır…devamıBir İdam Mahkûmunun Son Günü, Fransız yazar Victor Hugo tarafından 1829’da yazılmış kısa ama çok etkileyici bir romandır. Kitap, ölüm cezasına karşı yazılmış en önemli eserlerden biri kabul edilir.
Romanın kahramanının adı hiç verilmez. Anlatıcı, idama mahkûm edilmiş bir adamdır ve hikâye onun kendi günlüğü şeklinde ilerler.
Mahkûm, neden suç işlediğini ya da tam olarak ne yaptığını anlatmaz. Çünkü yazarın amacı suçu değil, ölüm cezasının insan üzerinde yarattığı psikolojik yıkımı göstermektir.
İdam kararını öğrendiği andan itibaren mahkûm büyük bir korku, umutsuzluk ve çaresizlik yaşamaya başlar. Günler geçtikçe sürekli giyotini düşünür. Bir af çıkmasını umut eder ama bu umut giderek tükenir.
Cezaevinde diğer mahkûmlarla karşılaşır, ardından Paris’e götürülür. Yol boyunca insanların onu merakla izlemesi ve bazı kişilerin idamı adeta bir eğlence gibi beklemesi onu derinden yaralar.
En acı anlardan biri, küçük kızı Marie ile yaptığı son görüştür. Kızı onu tanımakta zorlanır. Bu durum mahkûmun yaşadığı acıyı daha da artırır.
Sonunda idam saati gelir. Mahkûm, son ana kadar yaşamayı ister ve içinde küçücük de olsa bir umut taşır. Ancak bu umut gerçekleşmez. Roman, kahramanın giyotine götürülmeden hemen önceki son düşünceleriyle biter. İdam sahnesi ayrıntılı olarak anlatılmaz; okuyucu sonucu kendisi tamamlar.
bir mahkûmun hikâyesi değil; ölüm cezasına karşı güçlü bir insani ve vicdani eleştiridir.
-Genç nesli değil, kendinizi suçlayın. Siz nasıl yetiştirdiyseniz, gençler de öyle olacaklar. -Halk nasılsa, onu yönetenler de öyledir. -Kitaplar kör olmuş gözlere ışık vermekte. -Bir güneş gibi hayatı aydınlatın, neşe saçın -İnsanlara dakikliği, düzeni, disiplini öğretin. Vicdanlı olmayı öğretin, bu…devamı-Genç nesli değil, kendinizi suçlayın. Siz nasıl yetiştirdiyseniz, gençler de öyle olacaklar.
-Halk nasılsa, onu yönetenler de öyledir.
-Kitaplar kör olmuş gözlere ışık vermekte.
-Bir güneş gibi hayatı aydınlatın, neşe saçın
-İnsanlara dakikliği, düzeni, disiplini öğretin. Vicdanlı olmayı öğretin, bu özelliği geliştirin. Düzene değer vermeyi, kendilerinin ve başkalarının haklarına saygı göstermeyi öğretin."
-İnsanlar ülkelerinin geleceğine dair taşıdıkları kişisel sorumluluk bilincine varmazlarsa, ülkelerin kalkınması ve refaha kavuşması da mümkün olmayacaktır.
-Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlâken çürüyor da hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Herkesin karakteri bozulmuş veya herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da bunu doğal bir durum sanıyor sanki.
-Devletlerinin sınırlarını daha fazla genişletmek için çaba gösterirler, fakat hükmettikleri topraklarda zeka, bilgi ve halk vicdanının gelişmesine göz yumarlar.
-Milli servetin, halk vicdanı ve millet aklının kurucusu olabilmek için çaba gösterin. Hayatta istediğiniz mesleği seçebilirsiniz örneğin profesör, doktor, işçi, bilim insanı, tüccar, subay, din adamı, memur, köylü veya bakan olabilirsiniz. Bu sizin yeteneklerinizi ve şartların uygun olup olmaması ile ilgili bir durumdur. Fakat şunu hiçbir zaman unutmayın: Vücudunuz, aklınız ve ruhunuzun sahip olduğu bütün gücü vatanınıza ve halkınıza adamalısınız.
Grigory petrov-Beyaz Zambaklar Ülkesinde -1923
Rus yazar ve din adamı Grigory Petrov tarafından yazılmıştır. Eser, Finlandiya’nın yoksul ve geri kalmış bir ülkeden eğitim, çalışkanlık ve dürüst yönetim sayesinde nasıl geliştiğini anlatan, gerçek olaylardan ilham alan öğretici bir kitaptır. Kitap Grigoriy Petrov'un 1920'li yıllarda yazmış olduğu…devamıRus yazar ve din adamı Grigory Petrov tarafından yazılmıştır. Eser, Finlandiya’nın yoksul ve geri kalmış bir ülkeden eğitim, çalışkanlık ve dürüst yönetim sayesinde nasıl geliştiğini anlatan, gerçek olaylardan ilham alan öğretici bir kitaptır.
Kitap Grigoriy Petrov'un 1920'li yıllarda yazmış olduğu bir kitap ve kitapta Findanliya'nın kuruluşunu bataklıklar ülkesi bir ülkenin Beyaz zambaklar ülkesine dönüşümünü anlatıyor. Atatürk’ ün mutlaka okuması gereken kitap olarak önerdiği kitaptır.
Bu değişimin öncülerinden biri olan Johan Vilhelm Snellman, eğitimin, milli bilincin ve ahlaklı yönetimin önemini vurgular. Ona göre bir ülkenin kalkınması sadece devletin değil, her vatandaşın sorumluluğudur. Öğretmenler iyi bireyler yetiştirir, yöneticiler halka örnek olur, çiftçiler ve işçiler ise dürüstçe çalışarak ülkenin ilerlemesine katkı sağlar.
Kitap boyunca Finlandiya’nın disiplin, bilim, eğitim ve ortak çalışma sayesinde “beyaz zambaklar ülkesi” olarak anılan modern ve güçlü bir ülkeye dönüşmesi anlatılır.
Kitabın ana mesajı:
* Bir milletin kalkınmasının temeli eğitimdir.
* Her birey ülkesinin gelişmesinden sorumludur.
* Dürüstlük, çalışkanlık ve fedakârlık başarıyı getirir.
* Toplumun gelişmesi için yöneticiler, öğretmenler ve halk birlikte hareket etmelidir.
Bu eser, özellikle gençlere ve yöneticilere ilham vermeyi amaçlayan, roman özellikleri taşısa da ağırlıklı olarak düşünce ve öğüt niteliğinde bir kitaptır.
Kitap mesleği denizcilik olan yetenekli ve hırslı kahramanımız Martin Eden' ın gözünden anlatılmış. Kendisinin tahsili ilkokul düzeyindedir. Denizde bazı konularda yardımcı olduğu Arthur tarafından evlerine davet edilir. Arthur ve ailesinin yaşam stili Mart' ı oldukça etkiler, özellikle Arthur' un kız…devamıKitap mesleği denizcilik olan yetenekli ve hırslı kahramanımız Martin Eden' ın gözünden anlatılmış. Kendisinin tahsili ilkokul düzeyindedir. Denizde bazı konularda yardımcı olduğu Arthur tarafından evlerine davet edilir. Arthur ve ailesinin yaşam stili Mart' ı oldukça etkiler, özellikle Arthur' un kız kardeşi Ruth. Tanımadığı, yabancısı olduğu bu ortama, insanlara hayran kalır. Onların bilge insanlar olduğunu düşünür. Ne yapıp edip onlar gibi olmalıdır. Bu konuda kendini geliştirmek için Ruth' dan destek alır, kendisinin her türlü yanlışını düzeltmesini ister. Okur, araştırır. Matematik ya da Fen onun ilgisini çekmez. Bir yandan kendini geliştirir, bir yandan yazar. Amatörce, basit belki ama yazar. Kendisinde var olan potansiyelin farkına varır.
Bir taraftan öğrenmek ve yazmak, diğer yandan hayatta kalmak zorundadır. Bir kaç işte çalışır. Çok zor şartlara katlanır. Tek istediği Ruth' un aşkını kazanmak ve onlar gibi bir insan olabilmek. Ilerleyen sayfalarda Ruth' un aşkını da kazanır. Fakat Ruth' a göre Mart, Ruth' un örneklerinde ki gibi avukat olmalı, ya da muhasebeci kısaca düzgün iş sahibi olmalı. Yazar olmak gibi, yazmak gibi boş işlerle uğraşmamalı. Ancak Mart kararlıdır. O yazdıklarından, dergilerin ve gazetelerin ret cevaplarından hatanın nerede olduğunu anlamaya çalışmakta ve yeniden yazıp yeniden göndermektedir. Bazen yiyecek parası yokken posta için pul alır. Ne fedakarlık ama değil mi?
Kardeşi, sevgilisi, onun ailesi, ablası ve ablasının eşi Martin' e inanmazken, ondaki yeteneği, bakış açısını göremezken Mart azimle yazmaya, göndermeye, zorluk çekmeye devam eder. Öyle bir an gelir ki büyüsü bozulsa da ev sahibesi ve çocuklarından başka kimsesi kalmaz. Ancak başarır. Birer birer eserleri yayınlanmaya başlar. Her eserde banka çekleri gelir. Öyle ki yazmayı bıraktıktan sonra, hevesi kırıldıktan sonra gelir bu ün. Dostunu kaybettikten sonra. Bir zaman sonra çok parası olur, o kadar çok ki hesabını bile yapamaz. Hersey anlamını yitirmiştir. En ilginci en başında yüksek ilim sahibi sandığı kişilerin ne kadar boş olduğunu görür. Sadece parası olan insanlar olduklarını görür. Onu yalnız bırakan herkes şimdi çevresindedir ancak Mart buna anlam veremez. Yazmayı bırakmış ve hazır dosyasından yazılar göndermiştir, bunlar sayesinde ününe ün katmaktadır. "O zaman yazıldı bunlar" der, "siz beni yalnız bıraktığınızda yazıyordum" bunları, "param dışında hicbirsey değişmedi ki" der ve insanların sadece paraya sadece üne sahip çıktığını görür. Artık inandığı hiçbir değerin bir önemi kalmamıştır.