İlk başlarda anlaması zor ama sonradan birşeylr kafamızda oturuyor görsel efektler ve ses efektleri aşırı iyiydi insan kendini filmin içinde gibi hissediyor 18.04.2026
Savaş dönemini çok basit bir dille anlatıyor, uzun ve süslü cümleler yok, buna rağmen acı, çaresizlik ve belirsizlik insana çok net geçiyor. Hikaye etkisini hiç kaybetmiyor kısacası. Kısa sürede akıp giden, insanın içine dokunan bir kitap🥹
Bazıları çirkin sever ! Saf, tatlı bir anime izlerim düşüncesiyle başlamıştım ancak klasik bir okul hayatı aşkı idi. Çok fazla klişe vardı. Ayrıca sevdiğim karakter de olmadı. Kısacası beni çeken tek bir şey bile olmadı. Bu japon romantiklerde ister BL…devamıBazıları çirkin sever !
Saf, tatlı bir anime izlerim düşüncesiyle başlamıştım ancak klasik bir okul hayatı aşkı idi. Çok fazla klişe vardı. Ayrıca sevdiğim karakter de olmadı. Kısacası beni çeken tek bir şey bile olmadı.
Bu japon romantiklerde ister BL olsun ister karşı cins aşkı olsun hepsinde de illa bir havalı, mükemmel çocuk ve onu seven kendini yetersiz hisseden biri vardır.. Ne olursa olsun havalı, mükemmel çocuk asla değişmez her zaman vardır. Bu animede de yine öyle bir çocuk var ve onu seven kız ise çirkin yani kendini çirkin görüyor ve gerçekten de pek de güzel değil hatta sevimli bile değil. Yinede animeye karşı bir iticilik hissetmedim. Merakı olan varsa bakabilir. Ben gerçekçi hissettirin ve insanı yumuş yumuş yapan ve klişeye neredeyse hiç yer vermeyen romantik şeyleri tercih ederim.
İzleyeceklere keyifli izlemeler.
İngiliz yönetmen Jonathan Glazer tarafından yazılıp yönetilen ve Martin Amis’in 2014 tarihli romanından uyarlanan 2023 yapımı bir tarihî drama filmi. Rudolf Höss, Auschwitz toplama kampının komutanı olarak, eşi Hedwig Höss ve beş çocuğuyla birlikte ölümün ve dehşetin hüküm sürdüğü kampın…devamıİngiliz yönetmen Jonathan Glazer tarafından yazılıp yönetilen ve Martin Amis’in 2014 tarihli romanından uyarlanan 2023 yapımı bir tarihî drama filmi.
Rudolf Höss, Auschwitz toplama kampının komutanı olarak, eşi Hedwig Höss ve beş çocuğuyla birlikte ölümün ve dehşetin hüküm sürdüğü kampın hemen yanında, tezat oluşturacak şekilde düzenli, çiçeklerle bezeli ve havuzlu bir evde yaşamaktadır. Bir SS subayı olan Höss’ün ailesiyle kurduğu bu yaşam düzeni, dönemin Nasyonal Sosyalist propagandasıyla uyumlu biçimde şekillendirilmiştir. İlk bakışta huzurlu ve sıradan bir Alman ailesi izlenimi veren Höss ailesinin sahip olduğu bu yaşamın ardındaki karanlık gerçek, bacalardan yükselen alevler ve kamptan gelen çığlıklarla sık sık kendini hatırlatmaktadır. Höss ailesinin çevrelerinde yaşanan bu vahşete kayıtsız görünmesi, dönemin Alman toplumunun ruh hâline dair çarpıcı bir yansıma sunmaktadır.
Filmde belirgin bir aksiyon ya da klasik anlamda bir gerilim unsuru bulunmamakta; hatta filmin geleneksel bir sona sahip olduğu dahi tartışmalıdır. Çünkü anlatının “sonu”, daha ilk andan itibaren hissedilmektedir: kampa ulaşan her tren, duyulan her silah sesi ve bacalardan yükselen her duman, açıkça gösterilmeyen o kaçınılmaz sonu izleyiciye sezdirir.
Yine de somut bir son arayanlar için tarihsel gerçek açıktır: Rudolf Höss, 16 Nisan 1947’de, bir zamanlar komutanlığını yaptığı Auschwitz’te idam edilmiştir.
Üçüncü filmden sonra pek beklentim yoktu. Seyir zevki biraz daha yüksek olmuş İzleyenler bilir, bir önceki filmin korku ile uzaktan yakından alakası yoktu. Ne diye yapmışlardı hiç bilmiyorum. O çöküşten sonra böyle bir film yapmaları beni çok şaşırttı. İlk filmlerdeki…devamıÜçüncü filmden sonra pek beklentim yoktu. Seyir zevki biraz daha yüksek olmuş
İzleyenler bilir, bir önceki filmin korku ile uzaktan yakından alakası yoktu. Ne diye yapmışlardı hiç bilmiyorum. O çöküşten sonra böyle bir film yapmaları beni çok şaşırttı. İlk filmlerdeki havayı yakalamışlar. Aslında çok daha iyi olabilirdi. Biraz kolaya kaçmışlar. Yaptıkları işi bırakan, sonra da yeniden geri dönmeye karar veren klişe aksiyon filmi konusunu işlemişler. Yine de başarılı bir hikaye elde etmişler...
Farklı şeyler beklemeyin derim. Klasik hikayeden devam edilmiş. Ama gerilim unsuru eskileri aratmamış. Korkudan ziyade duygusal açıdan da izleyiciyi etkilemeyi başarmışlar. Korku filmlerinde duygusallık taraftarı değilimdir. Son dönemlerde buna çok vurgu yapılıyor. Tabi yerinde yapılınca karakterler arasındaki bağı daha derinden hissettirebiliyor izleyiciye. Bu da gerilimi daha iyi yansıtıyor. "Aman bir şey olmasın" moduna giriyoruz. Tabi bunu her film başarabiliyor mu? derseniz orası tartışılır. Çoğunlukla fiyasko ile sonuçlanıyor.
Oyunculara değinmek gerektiğini düşünmüyorum. Hepsi gereken performansı göstermiş. Efektler her zamanki gibi güzeldi. Senaryo klişe olsa da gerilimi ve korku unsurları sayesinde ayakta kalan bir film olmuş. Kesin izleyin diyemem ama korku severseniz zevk alacağınız bir yapım.
Serendipity Axtarmadığın anda səni tapan xoşbəxt təsadüf.🪄 Bir şey sənə aiddirsə ən doğru anda sənə qayıdacaq✨ Mənim kimi təsadüflərin hər birinin bir işarə olduğuna, bütün işarələrin və hadisələrin isə bir-birinə bağlı olduğuna inanların çox sevəcəyi bir filmdir 🫠
Netflixin kıyıda köşede kalmış güzel dizilerinden biri. Konusu breaking bad ile benziyor lakin biraz daha karanlık bir tema hâkim. Başlarda yavaş ilerliyor ama sonradan karakterler ve olaylar oturuyor. Fazla uzatmadan 4 sezonda bitirmişler. Eksi yönleri de var tabi mesela ilk…devamıNetflixin kıyıda köşede kalmış güzel dizilerinden biri. Konusu breaking bad ile benziyor lakin biraz daha karanlık bir tema hâkim. Başlarda yavaş ilerliyor ama sonradan karakterler ve olaylar oturuyor. Fazla uzatmadan 4 sezonda bitirmişler.
Eksi yönleri de var tabi mesela ilk sezonda çok fazla cinsellik var ve bölümlerin 1 saat olması insanı biraz bayıyor. Genel olarak hikayesi ve aksiyon dengesi iyi.
💬
Suç ve dram sevenler izleyebilir. 7/10
Spoiler içeriyor
•İyisiyle kötüsüyle koskoca 8 sezonluk dizi bitti. Yalnız ben son sezonu hiç böyle beklemiyordum. Benim kafamdaki hep şuydu: Son sezonda Dexter’ın kimliği ifşa olacak, Miami metro ekibi onun peşine düşecek o da farklı kimliklerle saklanarak bazı yarım kalmış işlerini yani…devamı•İyisiyle kötüsüyle koskoca 8 sezonluk dizi bitti. Yalnız ben son sezonu hiç böyle beklemiyordum. Benim kafamdaki hep şuydu: Son sezonda Dexter’ın kimliği ifşa olacak, Miami metro ekibi onun peşine düşecek o da farklı kimliklerle saklanarak bazı yarım kalmış işlerini yani cinayetlerini devam ettirecek, en sonunda ise Dex’e uygun bir ölüm olacaktı veya kaçak bir yaşama devam edecekti ve biz yıllar sonra onu böyle dağlık ormanlık bir yerde çalışırken görecektik bitecekti tabi kimliği ifşa olmuş şekilde… Öyle olmadı o yüzden biraz şaşırdım doğrusu. Ya da sonlara doğru ben gerçekten Hannah ve Harrison ile istedikleri hayatı yaşayacakları bir son da bekledim o da olmadı.
Onun haricinde bazı mantık hataları göze çarpıyordu genel olarak. Özellikle son sezonda bu arttı. Mesela bir cesedi imkansız denilecek bir yerden tekneye taşıyor. O süreci bize göstermiyor direkt sonucu gösteriyor çünkü o süreç neredeyse imkansız. Biz de izleyici olarak sorun çıksın istemiyoruz o yüzden bu durum hoşumuza gidiyor ama benim dikkatimi çekiyordu. Bir de dizide dikkat ederseniz hastane içinde bile kamera yok. Otellerde kamera yok. Aslında sadece kamera kaydıyla çözülecek olay ama dizi evreninde kamera diye bir şey yok olması gereken birçok yerde. Genel olarak da diziye yeni bir oyuncu eklenmiyor hep kemik kadro üzerinden gidiliyor. Her sezonda biri giriyor diziye ve Dexter ile yakınlaşıyor tam siz ümitlenirken sezon sonunda ölüyor. Hiçbiri kalıcı olmuyor. Aynısı diğer oyuncular için de geçerli. Zaten dizi iyi olduğu için eksi yanlarına değindim. Bunlar haricinde çok güzel, sürükleyici bir diziydi ben çok beğendim.
Son sezon çok iyi olmasa da Dexter'ın duygusallaşması kötü tarafı değil. Mesaj verebilmesi için zaten olması gereken de o. Tüm dizi boyunca Dexter hep kimliğini paylaşacak insanlar aradı. Harry öldükten sonra yalnızlaştı. O yüzden kardeş aradı (Brian), Sevgili aradı (Lila), Arkadaş aradı (Miguel), "Meslektaş" aradı (Trinity Killer), Anlam aradı ve bir sezonda da dine ilgi duydu (Travis), Manevi oğul aradı (Zach) ve manevi anne aradı (Vogel). Sonu hep kayıpla bitti. Hannah da onun kimliğini paylaşacak birini aramasının parçasıydı. Rita'dan farkı bilmesi, Lila'dan farkı takıntılı olmaması, Lumen’den farkı ise Karanlık tarafına ihtiyaç duymamasıydı. Zaten bir bölümde Dexter'a da bu söyletiliyor. O yüzden onda da duygularının kurbanı oldu. Bağlandığı kadınlar gibi sarışın olan annesinden oluşan boşluğu kapatmaya çalıştıkça o boşluğun yarattığı kişilik hatalar yaptı. Karakter gelişimi açısından hepsi anlaşılabilir ama insan bazen "Hata yapmasa da bir kez mutlu olabilse be" demeden de edemiyor.
Bence aslında güzel bir evren yaratılabilirdi Zack Hamilton ölmeseydi. Onu öldürmeleri aşırı saçma oldu çünkü bizde bir beklenti oluştu. Dexter ona akıl hocalığı yapsa sonra Zack kendi yoluna gitse ayrı bir dizi yaparlardı onunla ilgili. Dexter’ı falan görürdük onun dizisinde. Zack, Dexter kadar iyiydi keşke harcanmasaydı.