Bugün çilek aldım kilosu 150 tl idi yarım kilo aldım çok mu la fiyat algım yok bi de meyve sebze almadığım için hep babam aldığı için anlamam neyse odadakilere kokar canları çeker diye ister misiniz dedim yok dediler sanki içine…devamıBugün çilek aldım kilosu 150 tl idi yarım kilo aldım çok mu la fiyat algım yok bi de meyve sebze almadığım için hep babam aldığı için anlamam neyse odadakilere kokar canları çeker diye ister misiniz dedim yok dediler sanki içine tükürdüm çilektir ya her kız sever onlar kendi aralarında birbirlerine bişeyler ikram eder bana çoğunluk vermezler ben de vermicektim ama kokar canı çeker diye kıyamadım neyse iyi ki yememişler tadı pek iyi değildi
Film Urna' nın unutulmuş bir şarkının sözlerini bulmak için iç moğolistan' dan dış moğolistan'a doğru yaptığı yolculuk üzerine kurulu. Çin'in iç moğolistanda yaptığı asimilasyon politikalarına ithaflar fazlaca var .madencilik faaliyetleri yüzünden evinden ve arazisinden edilen iç moğalistan da yaşayan moğollar…devamıFilm Urna' nın unutulmuş bir şarkının sözlerini bulmak için iç moğolistan' dan dış moğolistan'a doğru yaptığı yolculuk üzerine kurulu.
Çin'in iç moğolistanda yaptığı asimilasyon politikalarına ithaflar fazlaca var .madencilik faaliyetleri yüzünden evinden ve arazisinden edilen iç moğalistan da yaşayan moğollar dağlarını bırakıp şehirlere yerleşmiş ve köklerinden koparılmıştır. Urna dış moğolistan'a gidince aradığı ; şarkının sözleri mi yoksa unutturulan geçmişleri mi diye düşündürtüyor film ..
Moğolistan 'ın dağları , bozkırı, atları o sonsuz ufku içimde sebepsiz bir hüzün bıraktı ..O kadar güzel ki ..manzaralara bakınca burayı özledim hissine kapıldım halbuki daha önce hiç gitmedim.. hiç gitmediğim bir yeri nasıl özleyebildim bende bilmiyorum. atalarımız bir zamanlar oradaydı belki sebebi budur .filmi izlerseniz ne hissettiğimi bence anlarsınız..
dipnot : çekimlerden sonra isyan sonucu filmde gördüğümüz tüm enstrümanlar ( morin huur) ve kıyafetler yakılmış ...
insanlardaki bu nefretten iğreniyorum
🌹🙏🏻
İnsanlar neden sınırlara saygı duymuyorlar beni delirtme noktasına getirdikten sonra ne anlamı var ki? Bir de buna üzülüyorum. Gerçekten bazı şeyleri halledememekten usandım. Hep aynı döngü çıkamıyorum içinden.
İçim mezarlık gibi.. Mezarlar peş peşe etraf sis ve buz kesen hava,gece vardiyasında yıldızlar.. Donuk ses,ıssız ortam,nemli toprak günahkar bedenler.. Dünya telaşında yüreklerinin yangınında harlanmış ruhlar..Mezar tasinda yazılanlardan fazlası ölüler.. Ayrı severim mezarlıkları. Herkesten her farklılıktan var orda;genci,yaşlısı,erkeği,kadını,iti kopuğu,delisi,akıllısı,çirkini,güzeli,sakhatı,körü,sağırı,dilsizi,mutlusu,kederlisi,yalnızı,pişmanı.. Bunca…devamıİçim mezarlık gibi.. Mezarlar peş peşe etraf sis ve buz kesen hava,gece vardiyasında yıldızlar.. Donuk ses,ıssız ortam,nemli toprak günahkar bedenler.. Dünya telaşında yüreklerinin yangınında harlanmış ruhlar..Mezar tasinda yazılanlardan fazlası ölüler.. Ayrı severim mezarlıkları. Herkesten her farklılıktan var orda;genci,yaşlısı,erkeği,kadını,iti kopuğu,delisi,akıllısı,çirkini,güzeli,sakhatı,körü,sağırı,dilsizi,mutlusu,kederlisi,yalnızı,pişmanı.. Bunca uçsuz bucaksız ruhani duyguları ve bedenleri bi metrekareye sığdırmak.. Ve bi gün kendi bedenimi de o metrekarede düşünmek.. Bi gülümseme yayıyor bu naif düşünce dudaklarıma.. Nasıl da isterim insanlığın tüm renklerinin toplandığı bu gökkuşağında bi yerim olmasını.. Madem yerim kalmadı bu dünyada,ben de bi rengi olayım bu gökkuşağının. Ayaklarım yürümesin toprak üzerinde artık,bedenimi sığdırsınlar o metrekareye. Sıcak toprak kütlesini soğuk bedenime atsınlar kürekleriyle. Ohh.. Sıcacık toprak.. Sizin olsun soğuk buz kesen dünyanız.. Gazabınızdan,kirliliğinizden sürekli yağmur yağan, gökkuşağı çıkmayan güneşsiz dünyanız sizin olsun. Ben içimin mezarlığına gömülüyorum. Yağmur dindi,çıktı gökkuşağı.
VDTKPLN
-Alkış isteseydik sirke katılırdık. Olayların gerçekliği filmde merak unsurunu daha bir tetikliyor. 1979'da İran devrimi olmuş, Şah ABD'ye sığınmış. Devrimciler Şah'ı geri istiyor. İran ABD büyükelçiliğini basıp çalışanları rehin alıyorlar ama 6 tanesi kaçıp Kanada büyükelçiliğine sığınıyor. Onları ülkeden çıkarmak…devamı-Alkış isteseydik sirke katılırdık.
Olayların gerçekliği filmde merak unsurunu daha bir tetikliyor. 1979'da İran devrimi olmuş, Şah ABD'ye sığınmış. Devrimciler Şah'ı geri istiyor. İran ABD büyükelçiliğini basıp çalışanları rehin alıyorlar ama 6 tanesi kaçıp Kanada büyükelçiliğine sığınıyor. Onları ülkeden çıkarmak için görevlendirilen Ajan Tony'nin planı ve mücadelesi izlemeye değer. Ben filmi beğendim, heyecanı ve aksiyonu yerindeydi. Hele sonlara doğru sanki bende katıldım aralarına 'hadi','çabuk' diye diye gerildim. Ajan Tony'nin İstanbul'a uğrayıp gelmişken Sultanahmet ve Ayasofya'yı gezmesi bir keşif gezisi miydi kafamda deli sorular... :D
♟️
Ben gerçekten çok sıkıldım.Bu durumdan, bu insanlardan, bu yaşam şartlarından,bu kimsenin hiçbir şey anlamayışıdan gerçekten çok sıkıldım Ya benim çok fazla isteğim var ya da onlar benim isteklerimi görmüyor. Ama ne yapabiliriz ki !
Sinemada, trajediler genellikle bir "iyileşme" ve "küllerinden doğma" hikayesi olarak sunulur. Ancak Kenneth Lonergan’ın Manchester by the Sea filmi, Hollywood’un bu sahte teselli kartını elinden alıp bize hayatın en çıplak, en acımasız gerçeğini fısıldar: Bazı acılar vardır ki, onları aşamazsınız;…devamıSinemada, trajediler genellikle bir "iyileşme" ve "küllerinden doğma" hikayesi olarak sunulur. Ancak Kenneth Lonergan’ın Manchester by the Sea filmi, Hollywood’un bu sahte teselli kartını elinden alıp bize hayatın en çıplak, en acımasız gerçeğini fısıldar: Bazı acılar vardır ki, onları aşamazsınız; sadece onlarla yaşamayı öğrenirsiniz. Ya da öğrenemezsiniz.
Hayatımızda yaşadığımız büyük trajediler, travmalar bizi sadece "üzgün" insanlara dönüştürmez; bizi eski halimizle hiçbir bağı kalmayan, bambaşka birer yabancıya çevirir.
Filmin ana karakteri Lee Chandler bunun sinema tarihindeki en somut, en dürüst örneğidir.
Geçmişteki o neşeli, şakacı, arkadaşlarıyla evinde bira içip şakalaşan hayat dolu babanın yerini; Quincy’de bodrum katlarında tesisatçılık yapan, dünyayla bağını tamamen koparmış biri alır.
Manchester by the Sea, acının insan ruhunu nasıl yeniden şekillendirdiğini değil, nasıl eritip yok ettiğini anlatır. Lee, Manchester’a geri döndüğünde sadece bir yas sürecine girmez; o kasabada kendi ruhunun öldüğü yerle, içindeki bitmeyen yangınla ve eski kimliğinin enkazıyla yüzleşir.
Film bize her travma sonrası illaki büyümenin olmadığını gösterir. Bazen yaşanılan acı o kadar büyüktür ki, o eski insandan geriye kalan tek şey kalıcı, soğuk ve geri dönülemez bir yabancıdır. Lee’nin filmin sonlarına doğru yeğenine söylediği o can alıcı cümle, bu dönüşümün pesimist ama en dürüst özetidir:
"Bunu aşamıyorum. Üzgünüm."
Casey Affleck bağırıp çağırmadan karakterin yaşadığı acıyı sonuna kadar hissettiren oyunculuğuyla Oscar'ı sonuna kadar hak etmiştir.
Neden izlenmeli?
Film bize "Her şey güzel olacak" yalanını söylemez; aksine, "Bazen hiçbir şey düzelmez ama yine de nefes almaya devam etmek zorundayız" diyerek gerçekleri yüzümüze vurur. Bazı şeylerin sadece kötü olduğunu/olabileceğini anlamak için izlenmeli.
Yazı: Ozan Engin Dinç
Instagram : @sine.rodov
Bı 2008 mortgage krizi daha patlamasada, yakın zamanda bı yenilik olacağı, doların döviz sisteminin olduğu devirin kapanacağı yerine merkeziyetsiz para sisteminin getirilip George Orwell'in kitabındaki (1984) gibi veya ona benzer distopik bir evrenin ortaya çıkacağı sizede bariz gelmiyo mu?