Gece üç, buzdolabıyla göz göze geldik. İkimiz de biliyoruz içinden bir şey çıkmayacak. Dün kalmış makarna köşede kaderini bekliyor. Ben de bekliyorum. Sanki ikimiz aynı yoksulluk romanından çıkmışız. Yoğurdu aldım elime, yenmemekten o da ekşimiş Katniss gelde açlık oyunu gör.…devamıGece üç,
buzdolabıyla göz göze geldik.
İkimiz de biliyoruz
içinden bir şey çıkmayacak.
Dün kalmış makarna
köşede kaderini bekliyor.
Ben de bekliyorum.
Sanki ikimiz aynı yoksulluk romanından çıkmışız.
Yoğurdu aldım elime,
yenmemekten o da ekşimiş
Katniss gelde açlık oyunu gör. yoğurdun dibini sıyırıyorum.
Buz dolabının başında çaresiz bekliyorum
Tam kapağı kapatacakken
helvayı gördüm.
Evde kimsenin yemediği
o gariban ıslak helva.
Bu evde ne yaşandıysa hepsine şahit
Geride kalmış unutulmuş ve aciz
Göz göze geldik.
Ben yaklaştım,
o dağıldı.
Bir kaşık aldım,
daha da dağıldı.
Meğer helvanın da
kaçıngan bağlanması varmış.
Yaklaşınca uzaklaşıyor,
uzaklaşınca aklıma geliyor.
İlişkimiz toksik değil,
neyseki ayrılıkda sevdaya dahil
Ona umut veriyorum
Elbet senş bigün yiyeceğiz diyorum
Küskünmüş kırgınmış bizlere üzülüyorum
Merhaba hergün bakıştığım helva O beni seviyor mu bilmiyorum,
ben onu seviyor muyum
ondan da emin değilim.
Ama gecenin üçünde
ikimiz de biliyoruz:
Bu evde
bizi birbirimizden başka
kimse istemiyor.
Buzdolabının ışığı yüzüme vuruyor.
Açlık Oyunları başladı.
Benim arenam mutfak,
Dostlarım yoğurt bayat ekmek
müttefikim makarna,
travmam ise ıslak helva.
Islak helva umut vaadi verilen muhafız konumunda
Sanırım en sevdiğim Kemal Sunal filmi. Mahkeme sahnesi ayrı iç burkar, müziği ayrı. Charlie Chaplin'in filminden bu kadar kopya çekilmemiş olsaydı daha da çok sevebilirdim.
Hayatı yaşamayı sevmiyorum değil, seviyorum elbette; ama bazen öylesine bıkıyorum ki gören gözlerim, dik durmaya çabalayan vücudum isyan ediyor. Aldığım nefes ciğerlerime inmeden batmaya başlıyor. Tüm insanlardan kopup birkaç gün sineye çekilmek istiyorum; adım "tembel", "işe yaramaz", "boş insan" oluyor.…devamıHayatı yaşamayı sevmiyorum değil, seviyorum elbette; ama bazen öylesine bıkıyorum ki gören gözlerim, dik durmaya çabalayan vücudum isyan ediyor. Aldığım nefes ciğerlerime inmeden batmaya başlıyor. Tüm insanlardan kopup birkaç gün sineye çekilmek istiyorum; adım "tembel", "işe yaramaz", "boş insan" oluyor. Önem verdiğim insanlar dışında kimsenin fikrini umursamam, orası ayrı; ama iki gün işlerimi aksatsam her şey sarpa sarıyor. Kırk günlük bala misali tek bildiğim ağlamak oluyor.
Açıkçası ikinci sezonun başlarında hem değişen ortamdan hem de yeni karakterlerin girmesinden olsa gerek baya yabancılık çekmiştim. İkinci ve üçüncü sezon, ilk sezonun aşırı iyi olmasından kaynaklı çok fazla beklentiyi karşılamadı sanki ama yine de izlenemeyecek kadar da kötü değildi.…devamıAçıkçası ikinci sezonun başlarında hem değişen ortamdan hem de yeni karakterlerin girmesinden olsa gerek baya yabancılık çekmiştim. İkinci ve üçüncü sezon, ilk sezonun aşırı iyi olmasından kaynaklı çok fazla beklentiyi karşılamadı sanki ama yine de izlenemeyecek kadar da kötü değildi. Ayrıca finalde sanki biraz yarım kalmış gibi, daha iyi bir final bölümü çekilse daha da iyi olurmuş sanki.
Spoiler içeriyor
Hayatımın belirsizlikler ile dolu bu zamanlarında ilaç gibi geldi. Özellikle uyuyamadığım gecelere. Daha önce Arthur Conan Doyle, John Verdon ve Agatha Christie okumuştum ancak Tess Gerritsen çok dolaysız anlatıyor ve bu kitabı daha sürükleyici kılıyor. Karakterlerin duygu durumunu vermeyi de…devamıHayatımın belirsizlikler ile dolu bu zamanlarında ilaç gibi geldi. Özellikle uyuyamadığım gecelere.
Daha önce Arthur Conan Doyle, John Verdon ve Agatha Christie okumuştum ancak Tess Gerritsen çok dolaysız anlatıyor ve bu kitabı daha sürükleyici kılıyor. Karakterlerin duygu durumunu vermeyi de ihmal etmiyor ama genel olarak gidişatı da seziyorsunuz. Moore ve Rizzoli değil de Moore ve Catharine olacağını seziyorsunuz. Bu bakımdan ne olacağını değil nasıl olacağını okuyorsunuz..
Teknik açıdan bence gayet iyidi zaten onlarca kitap yazmış birini teknik açıdan değerlendirmek de pek haddime değil.
Rizzoli benim en sevdiğim karakter oldu ve serinin kalan kitaplarında onun olmasına sevindim. Bu kitapta Isles katılmadı henüz ama Moore karakterinin merkezde olduğu bir romandı zaten.
Rizzoli aşırı haklı tüm roman boyunca. Moore konusunda romantik bir çekim duydu başta, kıskançlık sebebi zaten buydu Catharine'e. Ama ne yazık ki günün sonunda güzel ve çekici kadınlar talep görüyor. Bunu bir erkek olarak aynı zamanda bir öz eleştiri olarak yazıyorum aslında. Rizzoli mesleki yaşantısını özel hayatındaki haksızlıklar ile inşa etmiş biri dolayısıyla kırılgan olduğu yerler var. Güzel bir kadın gördüğünde komplekse giriyor ya da bir erkeğin ilgisini çekemediğinde. Ama gerçekten aynı zamanda dobra ve mantıklı bir dedektif olduğunu da düşünüyorum. Yazar, kurbanlardan tutun da Rizzoliye kadar, kadın olmanın zorluklarından gizliden gizliye hep dem vurmuş. Bu bakımdan kadınların travma sonrası durumlarını anlamam bakımından da güzeldi. Bir kadının tacize/tecavüze uğraması ne kadar korkunç ve ne kadar derin izler bırakır bunu erkek olmama rağmen çok derin hissettim. Bu da mesela yazarın en önemli başarılarından biriydi kitap boyunca.
Katile okurken küfürler etmekten geri durmadım. Çünkü hasta olmadığını biliyorsunuz. O hasta değil. Fantezileri alışılmışın dışında ve sapkın ve bu tipler gerçekten var. Sapkın biri deyince aklıma Cerrah gelecek. Genelde zaten kültürlü ve zengin bir aileden geliyorlar bu şaşırtmıyor. Bu konu üzerine derinleşmek için ve diğer kitaplarda da katil psikolojilerini anlamak için Sapkınlığın Tarihi diye bir kitap aldım yakında bunu onunla değerlendiririm umarım.
Tıbbi terimlerin sıklığı şikayet edildiği kadar yormadı beni şahsen. Nasıl olsa ben o ameliyat masalarında sonuca bakmaya devam edeceğim :D öldü mü kaldı mı bu bilgi benim için yeterli. Tıpçı olanlar ayrı bir keyifle okuyordur ama eminim. Yazar tıp doktoru olmanın da tüm nimetlerinden faydalanıyor ama eser boyunca. Kendisi belli ki çok fazla ölü gördü morg gördü ceset gördü. Çünkü tasvirleri mükemmeldi.
Yakın zaman önce dedemi görmüştüm morgta ama sanırım benim gördüğüm uyuyan bir yüzmüş salt. Kitaptaki ölüm biçimleri çok korkunç.
Kısacası başarılı.
Serinin ilk kitabı. Başlanacaksa burdan başlamalı bunu da not edeyim.
9/10
""Alelacele yapılmış gibi görünüyorsun, " diye fikrini belirtti Korkuluk, Jack'in kendini düzeltme çabasını izlerken. " Sizden daha fazla değil Majesteleri," oldu açıksözlü yanıt. Sonra Majesteleri ve Jack halka atmaca oynamak üzere avluya giderler."
Spoiler içeriyor
🌳 Spoiler içeren cümle başları "°" bu şekilde başlamaktadır. Een iyi düşünülmüş çizgi film evrenii (en azından izlediklerim arasından şuanlık). Küçükken izlendiğinde çok anlam yüklemediğin büyüyünce ise bir çizgi filmden fazlası olduğunu fark ettiğin bir dizi adventure time. Filler bölümleri…devamı🌳
Spoiler içeren cümle başları "°" bu şekilde başlamaktadır.
Een iyi düşünülmüş çizgi film evrenii (en azından izlediklerim arasından şuanlık). Küçükken izlendiğinde çok anlam yüklemediğin büyüyünce ise bir çizgi filmden fazlası olduğunu fark ettiğin bir dizi adventure time. Filler bölümleri biraz fazla ama karakterlerin birbirleri ile olan bağları çok güzel ve eğlenceli bölümler olduğundan atlamanızı önermem, gelecekte geçmişle alakalı küçük detaylar olduğunda fark etmenizi sağlar. Bence bu dizinin evreninde güzel olan şeylerden biride sadece bir evrenin değil başka evrenlerdeki döngüleri de biliyor olmak, °bu evrenlerden en bilindiğide Buz kral'ın fikirlerini gören Prismo'nun yasadışı dilek kullanarak yarattığı Fionna ve Cake evreni. Adventure time'ın 4 serisi var izleme sırasına göre birincisi Finn and Jake, ikincisi Distant lands, üçüncüsü Fionna and Cake, dördüncüsü ise Side quests bunlardan favorim Finn and Jake ve Fionna and Cake. Genellikle Fionna ve Cake serisine ön yargılı olurlar ama bence izlemesseniz adventure time izlemiş olmassınız çünkü asıl serinin devamı sayılır ve evrenle alakalı çoğu detayıda bu seride öğreniyorsunuz °en üzücü kısmı ise artık jake'in olamaması... °Onun dışında son bölümde Finn içinde epey duygulandım, °"Finn için daha çok can lazım!" dendiği zaman BMO'nun "Benimkini alın." demesi ağlatmıştı. Side quests ise 45 dk'lık 4 bölümden oluşuyor bölümler birbirinden alakasız, bazı karakterlerin geçmişleri ya da başlarından geçen ramdom bir hikayeyi anlatıyor, benim favorim 2. Çiklet ve Marceline'in olduğu ve 3. Together again🥹 bölümü. En sevmediğim seri ise Side quests birinci olarak animasyonu değiştirmişler ve gerçek seri ile hiç bir bağlantısı yok 20 random Finn ve Jake macera bölümü ama yinede izledim sırf onlar olduğu için.
°Şimdi asıl serimize gelelim beni en çok Buz Kral'ın hikayesi etkiledi yani Simon'un hikayesi, °onun Simon olduğunu öğrendikten sonra Buz Kralı iken izlemek gerçekten çok koydu Betty'nin bir zaman sonra aklını kaçırmasını çok doğal buluyorum ve ikisinin bir türlü buluşamamasııı😩. °Ayrıca Simon ve Marceline ilişkisinede baya ağladım, °Marceline'in eskiden yaşananları Buz Kralı'na hatırlatmaya çalıştığı sahneler😭😭
Çiklet için ayrıca bir paragraf yazmak istiyorum LÜTFEENN O KÖTÜ BİRİ DEĞİLL.
İlk öncelikle Finn ile aralarında olan ilişkide Çiklet'in haksız görülecek hiç bir yanı yok kız ilişkilere açık değil işte istemiyorsa istemiyordur. °Krallığındaki herkesi aptal olarak yaratmış olmasıda önceden aptal olamayan bir aile yarattığında başına gelenler yüzünden böyle bir olaydan sonra hiç biriniz akıllı bir varlık yaratmazdınız. °Sevmediğim tek yanı hiç bir şeyi kaybetmek istemediği için özel hayata duymadığı gizlilik ve bazı duygusuz kararları ama bu ikisinide zamanla aşıyor zaten (°hâlen daha bazı duygusuz kararları olabilir ama bütün yaşamında tek başına ayakta durmak zorunda kalan birisinden çokta bir şey beklememek lazım ve mantıklı olmaya çalışıyor sadece). Dikdatör olduğunuda yarı yarıya kabul edebilirim çünkü zaten halkında akıl yok onların geleceğini onların eline veremez (ama bazı durumlarda yarattığı canları diğer canlar gibi görmemesi benimde canımı sıkıyordu). Çiklet'in en sevdiğim yönü ise zeki ve bilimi seven yönü onu izlemek keyif veriyordu.
Aslında daha çok anlatılacak şey var: Gunter, Kozmik Baykuş, Fern, Yumrular Prensesi (°onun evren için farklı bir yerinin olması ayrıca bir plot Twist ama ben herkes gibi onu gıcık ve sinir bozucuda bulmuyorum), Finn'in gerçek ailesi, Lich, GOLB, Marceline (üzümlü kekimm), Prismo, Lemongrab, Jake'in geçmişi ve evrenin asıl hikayesi. Açıkçası bunları ayrıca yazmaya üşendimmm daha çok en çok söylemek istediklerimi yazdım ama bence zaten diziyi izlemeden bu dediklerimi araştırmayın ve izleyerek öğrenin o zamannn iyi seyirlerrr.
•Come along with meee♬⋆.˚
Güçük bir hatırlatma yapayım. Beni engelleyen herkes bensiz de yaşayabiliyor. Şimdi de bu konuyla alakasız bir şarkı; Sen kimseyi sevemezsin. Sevmeyeceksin. Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi, Sürüklenecek, sürükleneceksin. Sen kimseyi sevemezsin. Sevmeyeceksin, ah sevmeyeceksin. Rüzgarların önünde kuru bir yaprak…devamıGüçük bir hatırlatma yapayım.
Beni engelleyen herkes bensiz de yaşayabiliyor.
Şimdi de bu konuyla alakasız bir şarkı;
Sen kimseyi sevemezsin.
Sevmeyeceksin.
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi,
Sürüklenecek, sürükleneceksin.
Sen kimseyi sevemezsin.
Sevmeyeceksin, ah sevmeyeceksin.
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi,
Sürüklenecek, sürükleneceksin.
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi,
Sürüklenecek, sürükleneceksin.
Şefkat nedir, aşk nedir?
Ömrünce bunu bilmeyeceksin ah, bilmeyeceksin.
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi,
Sürüklenecek, sürüklenеceksin.