Serenad alıntılar : -Fyodor Dostoyevski, insanın ancak acı çekerek olgunlaşacağını söyler. - Doğrudur; kitap karın doyurmuyor fakat karnı tok, beyni boş insanlardan çektiğimiz kadar kimseden çekmedik.“ -Haklı olanı güçlü kılamadığımız için güçlü olanı haklı kılıyoruz -Aramızdaki temel fark ne, biliyor…devamıSerenad alıntılar :
-Fyodor Dostoyevski, insanın ancak acı çekerek olgunlaşacağını söyler.
- Doğrudur; kitap karın doyurmuyor fakat karnı tok, beyni boş insanlardan çektiğimiz kadar kimseden çekmedik.“
-Haklı olanı güçlü kılamadığımız için güçlü olanı haklı kılıyoruz
-Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."
-Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak.Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama!
Serenad, Zülfü Livaneli’nin 2011 yılında yayımlanan ve aşk, tarih, insanlık dramı ile siyasi olayları bir araya getiren en önemli romanlarından biridir. Geniş Özet Romanın başkahramanı Maya Duran, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevlisi olarak çalışan, boşanmış ve Kerem adında bir oğlu…devamıSerenad, Zülfü Livaneli’nin 2011 yılında yayımlanan ve aşk, tarih, insanlık dramı ile siyasi olayları bir araya getiren en önemli romanlarından biridir.
Geniş Özet
Romanın başkahramanı Maya Duran, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevlisi olarak çalışan, boşanmış ve Kerem adında bir oğlu olan 36 yaşında bir kadındır. Bir gün üniversiteye davet edilen 87 yaşındaki Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner‘i havaalanından karşılamakla görevlendirilir. Bu görev, Maya’nın hayatını tamamen değiştirecek olayların başlangıcı olur.
Profesör Wagner, yıllar önce Nazi Almanyası’ndan kaçarak Türkiye’ye sığınan bilim insanlarından biridir. İstanbul’a geliş amacı bir konferans vermek değildir; geçmişte yaşadığı büyük bir acının izini sürmektir. Maya, profesörün isteklerini yerine getirirken onun çok gizemli davrandığını fark eder. Hatta bir süre sonra hem profesörün hem de kendisinin takip edildiğini anlar. Bu durum olayların yalnızca akademik bir ziyaret olmadığını gösterir.
Profesör sonunda yıllardır sakladığı sırrı Maya’ya anlatır. Gençliğinde İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesiyken Yahudi öğrencisi Nadia‘ya âşık olmuştur. Ancak II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Yahudilere yönelik baskılar artar. Nadia, Filistin’e gitmek isteyen yüzlerce Yahudiyle birlikte Struma adlı gemiye biner. Gemi İstanbul açıklarında haftalarca bekletilir ve daha sonra Karadeniz’e çıkarıldıktan kısa süre sonra torpillenerek batar. Gemide bulunan yaklaşık 800 kişi hayatını kaybeder; yalnızca bir kişi kurtulur. Wagner de sevdiği kadını bu felakette kaybeder. Romanın en sarsıcı bölümü bu gerçek tarihî olay üzerine kuruludur.
Maya, profesörün hikâyesini araştırırken yalnızca onun geçmişini değil, kendi ailesiyle ilgili acı gerçekleri de öğrenmeye başlar. Böylece roman; Nazi zulmü, Yahudi Soykırımı, Struma faciası, Kırım Türklerinin yaşadıkları, Türkiye’nin yakın siyasi tarihi ve insanların kimlikleri nedeniyle uğradıkları ayrımcılığı iç içe işler.
Profesör Wagner’in İstanbul’a geliş amacı aslında yıllar önce kaybettiği Nadia’nın anısını yaşatmak ve ona son kez veda etmektir. Maya ise onun sayesinde hem kendi yaşamına hem de insanlık tarihine farklı bir gözle bakmayı öğrenir.
Yakup kadri Karaosmanoğlu Hakkında: 27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu. Çocukluğunun bir bölümünü Manisa’da, eğitiminin bir kısmını ise Mısır ve İstanbul’da geçirdi. Kurtuluş Savaşı’nı destekledi ve Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’nin yanında yer aldı.Bu dönemde gazetecilik yaptı ve yazılarıyla bağımsızlık hareketine destek…devamıYakup kadri Karaosmanoğlu Hakkında:
27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu.
Çocukluğunun bir bölümünü Manisa’da, eğitiminin bir kısmını ise Mısır ve İstanbul’da geçirdi.
Kurtuluş Savaşı’nı destekledi ve Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’nin yanında yer aldı.Bu dönemde gazetecilik yaptı ve yazılarıyla bağımsızlık hareketine destek verdi.Cumhuriyet’in ilanından sonra milletvekilliği ve diplomatlık görevlerinde bulundu; Arnavutluk, İran, Çekoslovakya, Hollanda ve İsviçre gibi ülkelerde Türkiye’yi temsil etti.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 13 Aralık 1974’te Ankara’da hayatını kaybetti.
En önemli eserleri
* Kiralık Konak (1922): Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte üç kuşağın çatışmasını anlatır.
* Nur Baba (1922): Bektaşi tekkelerindeki yozlaşmayı konu edinir.
* Hüküm Gecesi (1927): II. Meşrutiyet dönemindeki siyasi çekişmeleri işler.
* Sodom ve Gomore (1928): İşgal altındaki İstanbul’un ahlaki çöküşünü anlatır.
* Yaban (1932): Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu köylüsü ile aydınlar arasındaki kopukluğu ele alır.
* Ankara (1934): Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki değişimi ve yeni başkent Ankara’nın gelişimini anlatır.
* Panorama (1953–1954): Cumhuriyet’in ilk yıllarının geniş bir panoramasını sunar.
Roman, İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği yıllarda geçer. Yazar, işgal altındaki İstanbul’da bazı insanların yabancı askerlerle yakın ilişkiler kurarak milli ve manevi değerlerden uzaklaşmasını eleştirir. Bu yozlaşmış ortam, Tevrat’taki günahkâr şehirlerden esinlenerek “Sodom ve Gomore” olarak adlandırılır. Eserin başkahramanı…devamıRoman, İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği yıllarda geçer. Yazar, işgal altındaki İstanbul’da bazı insanların yabancı askerlerle yakın ilişkiler kurarak milli ve manevi değerlerden uzaklaşmasını eleştirir. Bu yozlaşmış ortam, Tevrat’taki günahkâr şehirlerden esinlenerek “Sodom ve Gomore” olarak adlandırılır.
Eserin başkahramanı Necdet, vatansever ve ahlaklı bir gençtir. Sevdiği kadın Leyla ise işgal kuvvetleriyle iç içe yaşayan, eğlence hayatına düşkün bir çevrenin parçası hâline gelir. Necdet, hem Leyla’ya duyduğu aşk hem de ülkesinin içinde bulunduğu durum nedeniyle büyük bir iç çatışma yaşar.
Romanın sonunda Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasıyla işgal sona erer. İşgal döneminde çıkar peşinde koşan ve ahlaki değerlerini yitiren kişiler itibarlarını kaybederken, Necdet gibi milli değerlere bağlı kalanlar haklı çıkar.
Ana fikir: İşgal altındaki İstanbul’da yaşanan ahlaki çöküşü ve Milli Mücadele’nin bu yozlaşmaya karşı verdiği mücadeleyi anlatır. Roman, milli bilinç, vatan sevgisi ve ahlaki değerlerin önemini vurgular.
Kiralık Konak, 1922 yılında yayımlanan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ilk romanıdır. Eser, II. Meşrutiyet döneminde İstanbul’da geçer ve Osmanlı Devleti’nin son yıllarında yaşanan toplumsal değişimi, aynı konakta yaşayan üç kuşak üzerinden anlatır. Romanın temel konusu; Doğu-Batı çatışması, yanlış Batılılaşma, kuşak çatışması…devamıKiralık Konak, 1922 yılında yayımlanan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ilk romanıdır. Eser, II. Meşrutiyet döneminde İstanbul’da geçer ve Osmanlı Devleti’nin son yıllarında yaşanan toplumsal değişimi, aynı konakta yaşayan üç kuşak üzerinden anlatır. Romanın temel konusu; Doğu-Batı çatışması, yanlış Batılılaşma, kuşak çatışması ve Osmanlı toplumunun çözülüşüdür.
Romanın merkezinde, eski Osmanlı devlet adamlarından Naim Efendi vardır. Naim Efendi; dürüst, geleneklerine bağlı, nazik ve eski Osmanlı kültürünü temsil eden bir kişidir. Eşi öldükten sonra konağın düzeni bozulur. Kızı Sekine Hanım, damadı Servet Bey ve torunları Seniha ile aynı konakta yaşamaktadır.
Damadı Servet Bey, Batı hayranı, gösterişi seven ve eski Osmanlı değerlerini küçümseyen biridir. Sürekli Avrupa tarzı yaşamı över. Konağın masrafları artar ve aile ekonomik olarak zor duruma düşmeye başlar.
Romanın en dikkat çekici karakteri ise torun Senihadır. Güzel, hırslı ve lüks yaşama düşkündür. Avrupa modasına, eğlence hayatına ve zenginliğe büyük ilgi duyar. Geleneksel aile yaşamından sıkılır ve sürekli daha gösterişli bir hayatın hayalini kurar.
Seniha’ya çocukluk arkadaşı Hakkı Celis âşıktır. Hakkı Celis, idealist, vatansever ve dürüst bir gençtir. Seniha’nın aksine manevi değerlere önem verir. Ancak Seniha onu yoksul ve sıradan bulduğu için sevgisini karşılıksız bırakır. Hakkı Celis zamanla Millî duygulara yönelir ve ülkesine hizmet etmeyi seçer.
Seniha ise zenginlik ve eğlence peşinde koşarken çeşitli ilişkiler yaşar. Yanlış seçimleri hem kendi hayatını hem de ailesini olumsuz etkiler. Ailenin ekonomik durumu giderek kötüleşir. Bir zamanlar ihtişamın simgesi olan konak artık eski değerini kaybeder.
Romanın sonunda aile tamamen dağılır. Maddi sıkıntılar nedeniyle yıllarca ailenin yuvası olan konak kiraya verilir. Konağın kiraya çıkması sadece bir evin elden çıkması değildir; aynı zamanda Osmanlı’nın eski düzeninin, geleneklerinin ve değerlerinin de sona erişini simgeler.
Yakup Kadri, bu eserinde Batılılaşmanın tamamen yanlış olduğunu söylemez. Asıl eleştirdiği nokta, Batı’yı sadece eğlence, lüks ve gösteriş olarak gören bilinçsiz Batılılaşmadır. Roman, köklerinden kopan toplumların hem ahlaki hem de ekonomik açıdan çöküş yaşayabileceğini vurgular. Ayrıca üç kuşak arasındaki düşünce farklarını anlatarak Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecindeki toplumsal dönüşümü gözler önüne serer.
Yaban -Çevre değişmedikçe, insanın değişmesine imkan yoktur. - İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz? -Omuz omuza, diz dize oturmuş olmamıza rağmen, ben hala her birinden yüzlerce fersah uzaktayım. -Her şeyi bu kadar ciddiye almak, bu kadar öfkelenmek…devamıYaban
-Çevre değişmedikçe, insanın değişmesine imkan yoktur.
- İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz?
-Omuz omuza, diz dize oturmuş olmamıza rağmen, ben hala her birinden yüzlerce fersah uzaktayım.
-Her şeyi bu kadar ciddiye almak, bu kadar öfkelenmek neden?
1932 yılında yayımlanmış Türk edebiyatının en önemli romanlarından biridir. Eser, sadece Kurtuluş Savaşı’nı değil, aynı zamanda Türk aydını ile Anadolu köylüsü arasındaki derin kopukluğu da ele alır. Romanın kahramanı Ahmet Celal, I. Dünya Savaşı’nda kolunu kaybetmiş emekli bir subaydır. İstanbul’un…devamı1932 yılında yayımlanmış Türk edebiyatının en önemli romanlarından biridir. Eser, sadece Kurtuluş Savaşı’nı değil, aynı zamanda Türk aydını ile Anadolu köylüsü arasındaki derin kopukluğu da ele alır.
Romanın kahramanı Ahmet Celal, I. Dünya Savaşı’nda kolunu kaybetmiş emekli bir subaydır. İstanbul’un işgal edilmesinden sonra eski emir eri Mehmet Ali’nin Anadolu’daki köyüne yerleşir. Ancak köylüler onu yabancı biri olarak görür ve benimsemez. Ahmet Celal de köylülerin eğitim eksikliği, yoksulluğu ve Milli Mücadele’ye karşı ilgisizliği karşısında büyük hayal kırıklığı yaşar.
Ahmet Celal, köyden Emine adlı genç kıza âşık olur; fakat bu aşk karşılık bulmaz. Kurtuluş Savaşı’nın etkileri köye ulaştığında Yunan ordusu köyü işgal eder. Köy büyük bir yıkıma uğrar, birçok kişi hayatını kaybeder. Ahmet Celal ve Emine köyden kaçmaya çalışırken Emine vurularak ölür. Ahmet Celal ise günlüğünü geride bırakarak belirsiz bir geleceğe doğru yol alır.
Roman, aydın ile halk arasındaki kopukluğu, cehaleti, Kurtuluş Savaşı’nın Anadolu üzerindeki etkilerini ve yalnızlığı anlatan önemli bir Cumhuriyet dönemi eseridir.
Sabahattin Ali (1907–1948) 25 Şubat 1907’de Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere’de (bugünkü Ardino, Bulgaristan) doğdu. Babası piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey,İlköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit’te tamamladı.Balıkesir ve İstanbul Öğretmen Okullarında eğitim gördü.1927 yılında öğretmen olarak Yozgat’ta göreve başladı.1928’de Milli Eğitim Bakanlığı…devamıSabahattin Ali (1907–1948)
25 Şubat 1907’de Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere’de (bugünkü Ardino, Bulgaristan) doğdu. Babası piyade yüzbaşısı Ali Selahattin Bey,İlköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit’te tamamladı.Balıkesir ve İstanbul Öğretmen Okullarında eğitim gördü.1927 yılında öğretmen olarak Yozgat’ta göreve başladı.1928’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Almanya’ya gönderildi. Burada Batı edebiyatını yakından tanıdı ve bu deneyim eserlerini önemli ölçüde etkiledi.
1930 yılında Türkiye’ye döndükten sonra Aydın ve Konya’da Almanca öğretmenliği yaptı. Ancak yazdığı ve okuduğu bir şiirin Atatürk’e hakaret içerdiği iddiasıyla hakkında dava açıldı ve kısa süre hapis cezası aldı. Cezaevinden çıktıktan sonra Atatürk’e hitaben yazdığı bir şiirin ardından yeniden devlet görevine dönebildi. Cezaevindeyken yazdığı “Aldırma Gönül” şiiri daha sonra çok ünlü oldu.
1935 yılında Aliye Hanım ile evlendi. Bu evlilikten Filiz Ali adında bir kızları oldu. Filiz Ali daha sonra tanınmış bir piyanist ve müzik yazarı olarak ün kazandı.
1946’dan sonra Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte Markopaşa adlı mizah gazetesini çıkardı.Gazetede hükümeti eleştiren yazılar yayımladığı için birçok kez hakkında davalar açıldı.Hakaret ve basın suçları gerekçesiyle kısa süreli hapis cezaları aldı ve gazetesi defalarca kapatıldı.
1944 yılında Atsız, çıkardığı dergide Sabahattin Ali’yi ağır şekilde eleştiren yazılar yazdı ve onu Sovyetler Birliği yanlısı olmakla suçladı. Bunun üzerine Sabahattin Ali, Atsız’a hakaret davası açtı.
Dava sırasında mahkeme önünde toplanan Atsız yanlısı gençlerin gösterileri, daha sonra Irkçılık–Turancılık Davası sürecine giden olayların başlangıçlarından biri olarak kabul edilir. Sabahattin Ali davayı kazansa da, bu olaydan sonra hedef hâline geldi ve üzerindeki siyasi baskılar arttı.
1948’de pasaport alamadığı için Bulgaristan üzerinden yurt dışına çıkmaya çalıştı. Sınırı geçirmesi için anlaştığı Ali Ertekin tarafından öldürüldü. Ertekin yakalanarak suçunu kabul etti ve mahkûm edildi. Sabahattin Ali’nin ölümünün arka planı ve tüm ayrıntıları günümüze kadar kesin biçimde açıklığa kavuşmamıştır. Bu nedenle ölümü, Türk edebiyatının en çok tartışılan olaylarından biri olarak kabul edilir.