Wong Kar-wai filmlerini izlemeye Fallen Angels ile başladım. Hikaye olarak pek etkilemese de çekimleri ile beni kazandı. Gerçek bir görsel şölen. Ardından Chungking Express'i izledim ve her açıdan bayıldığım bir film oldu. Days of Being Wild, bu iki filme göre…devamıWong Kar-wai filmlerini izlemeye Fallen Angels ile başladım. Hikaye olarak pek etkilemese de çekimleri ile beni kazandı. Gerçek bir görsel şölen. Ardından Chungking Express'i izledim ve her açıdan bayıldığım bir film oldu. Days of Being Wild, bu iki filme göre daha sıkıcı geldi. Belki de Chungking ile beklentimi fazla yükseltmiş de olabilirim.
Bu filmin konusunu anlatmaya çalışmayacağim çünkü Wong filmlerinde ne anlatıldığı pek belli değil -ya da ben anlamıyorum. Ortaya karışık hayat hikayeleri. Sevdiğim bir diğer ayrıntı karakterlerin doğallığı. Gerçek hayatta birilerinin hikayesine tanık oluyor gibi hissediyorum.
Wong Kar-wai'nin tarzını çok sevdiğimi inkar edemem. Normalde benim için hikaye, diyaloglar çok önemlidir ama bu adam beni tamamen çekimleri ile kazandı. Konuşmalar ne kadar az olsa da arada ettikleri bir iki laf, sayfalarca cümleye bedel oluyor; bunu da demeden geçmeyelim! Üst üste üç filmini izlettin be adam... ne diyeyim helal olsun! Sıradaki yolculuğum "in the mood for love" olacak büyük ihtimalle.
◇
Bir de bu ara letterboxd hesabımı kullanmaya başladım. (Buraya paylaştığım şeyleri atıyorum zaten de neyse ^_^) İzlediğim filmleri, ne zaman izlediğimi görmek hoşuma gitti.. Kullanan varsa ekleşebiliriz, aynı kullanıcı adımla bulabilirsiniz ✨️✨️
Ya birisi şu filmi izleyebileceğim bir yer söylesin lütfen!!!! Yıllar önce yarım bırakmıştım. YouTube da karşıma bir videosu çıktı ve izlemem gerek....
Bu seriyi çok seviyorum. Uzun süredir korsanlar hakkında (özellikle başrol kadın olan) bir kitap okumayı istiyordum. Karşıma çıkınca kutulu serisi hemen almıştım: Korsan Kralın Kızı ve ikinci kitabı(biraz spoiler bir adı var 👉👈). Kitapların kısa olması ve heyecanlı konusu sayesinde…devamıBu seriyi çok seviyorum. Uzun süredir korsanlar hakkında (özellikle başrol kadın olan) bir kitap okumayı istiyordum. Karşıma çıkınca kutulu serisi hemen almıştım: Korsan Kralın Kızı ve ikinci kitabı(biraz spoiler bir adı var 👉👈). Kitapların kısa olması ve heyecanlı konusu sayesinde rahat bir okuma sağlıyor. Başrol kadın karakter de ve erkek karakter de birbirinden harikalar. Aralarındaki kimya fevkalade.
Tam içinde kaybolmalık bir fantastik. 🌊🌊🌊
Rüyalar... gerçek midir? Bir rüyanın içindeyken, çoğu zaman, rüyada olduğumuzun farkında değiliz. Rüyanın bir başlangıcı yoktur, öylece oluverir her şey. Rüya, bizim o anki gerçeğimizdir. Bazen kabuslarımız bizi kovalar, bazen biz mutluluğu kovalarız. Bazen hep orada kalmak isteriz, bazen yok…devamıRüyalar... gerçek midir?
Bir rüyanın içindeyken, çoğu zaman, rüyada olduğumuzun farkında değiliz. Rüyanın bir başlangıcı yoktur, öylece oluverir her şey. Rüya, bizim o anki gerçeğimizdir. Bazen kabuslarımız bizi kovalar, bazen biz mutluluğu kovalarız. Bazen hep orada kalmak isteriz, bazen yok olmak; tıpkı hayattaki gibi. O zaman şu anda rüyada olmadığımızı nereden biliyoruz? Bilebileceğimiz tek gerçek, kendimiz sanırım.
***
Inception'da da konumuz: rüyalar. Cobb (Leonardo Dicaprio), insanların rüyalarına girerek kişilerin zihninden bilgileri çalıyor. Tabii bu iş laftaki kadar kolay değil. Rüyayı inşa eden mimar mi dersiniz, rüyada senaryolar oluşturup kandıranlar mi dersiniz; birçok kişiye ihtiyacı var. Yıllardır bu işi yapan Cobb, başına bir şey geldiği için ülkesine ve çocuklarına dönemiyor.
Yine bir gün birinin rüyasındayken rüyadaki kişi bunu fark ediyor, sonra ona bir iş teklif ediyor. Bu işi başarırsa evine dönebileceği bir teklif. Bu sefer bir fark var: bir kişiden bilgi çalması değil, kişiye bir bilgi eklemesi gerekiyor. Harika Arthur (Joseph Gordon-Levitt) ve diğer ekip arkadaşlarıyla birlikte Robert Fischer'ın (Cillian Murphy) rüyasına girerek, onu babasının şirketini devralmasından vazgeçirmeye çalışıyorlar.
Rüyası, rüyasının rüyası, rüyasının rüyasının rüyası...
***
Film ilk anlardan itibaren yüksek bir aksiyonla başladı. İşi kavradıkça "Şu an rüyada mıyım?" diye kafayı yemeye başladım. Çekimler, müzikler, oyunculuklar, her şey harikaydı. Benim gibi hala izlemeyen varsa izlesin hemmen.
Uzun süredir toplumumuzu bu şekilde gerçek ve sanatsal yansıtabilen bir film izlememiştim. 90'lı yıllardaki din-laiklik çatışması yapılabilecek en güzel şekilde bize aktarılıyor. Hikaye, oyunculuklar ve çekim, her şey harikaydı. Sonu biraz belli belirsiz bitse de filmin atmosferini yansıtıyordu. Fazla bir…devamıUzun süredir toplumumuzu bu şekilde gerçek ve sanatsal yansıtabilen bir film izlememiştim. 90'lı yıllardaki din-laiklik çatışması yapılabilecek en güzel şekilde bize aktarılıyor. Hikaye, oyunculuklar ve çekim, her şey harikaydı. Sonu biraz belli belirsiz bitse de filmin atmosferini yansıtıyordu.
Fazla bir şey demek istemiyorum, izleyip hissedin. Son yıllardaki en güzel Türk filmlerinden, herkesin şans vermesi gerektiğini düşünüyorum.
*** İnsan aynı anda hem bu denli güçlü, erdemli ve muhteşem, hem de bu denli habis ve bayağı mıydı gerçekten? Bir an kötülükten ibaret görünüyordu, başka bir ansa asil ve tanrsal kabul edilecek ne varsa onda toplanıyordu. ~Yaratık *** Biz…devamı*** İnsan aynı anda hem bu denli güçlü, erdemli ve muhteşem, hem de bu denli habis ve bayağı mıydı gerçekten? Bir an kötülükten ibaret görünüyordu, başka bir ansa asil ve tanrsal kabul edilecek ne varsa onda toplanıyordu. ~Yaratık ***
Biz insanlar meyveleri bile şekline göre yargılarız. Yamuk ve şekilsiz bir meyveyi almak içimizden gelmez. Peki bir insanın kadavralardan yarattığı çirkin bir insanımsı yaratığa kaç kişi bakabilir? Bazen Yaratık gibi hayata geldikten sonra tiksinerek kenara atılmış hissediyorum. Ne kadar iyi olmaya çalışsa da kimse Yaratık'a bir şans vermiyor sırf kötü göründüğü için. Sahi iyi görünse verirler miydi, şüpheli. Dünyada her şekilde yapayalnızız sadece insanlar yüzümüze bakmaya tahammül ediyor.
Ne diyorduk...
Frankenstein -çılgın bilim insanımız- küçük yaşta metafiziksel konulara ilgi duymaya başlıyor. Okuyor, okuyor, okuyor. Sonunda üniversiteye gitmek için çok sevdiği yuvasından ayrılıyor. Annesi ve babası çok iyi insanlar. Evlatlık kız kardeşi ile aşk içinde büyüyorlar. Üniversiteye başlamasının ardından hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Annesini hastalıktan kaybediyor. Kimya okumaya başlayan Frankenstein'ın aklı daha büyük şeylerde. Sonunda kendini cesetleri diriltmeye çalışırken buluyor. Kadavralardan topladığı parçaları birleştirmeye başlıyor. Hırsla gecen günlerin ardından deliliğin başlangıcı olacak buluşunu yapıyor. Kendi yarattığı bir insan(?) gözlerini açıyor. Bunu başarmasıyla aklını kaybediyor ve gözlerini yeni açan yavrusunu bırakıp kaçıyor.
Frankenstein kendini kaybederken, Yaratık'ın ondan uzakta kendini buluyor. Daha onu yapan kişi kabul etmemişken yüzüne kim bakabilecek ki? Yaratık, kendi başına dünyanın ne kadar güzel ve korkunç bir yer olduğunu öğrenmeye başlıyor. Bu şekilde çatışmalar ile ilerliyor kitap.
Harikaydı...
Bazı yerlerde gereksiz uzatmalardan sıkılsam da Mary'in yazdığı her satır bir sanat eseriydi benim gözümde. Okumaktan da düşünmekten de zevk aldım. Ben hem Frankenstein'a hak veriyorum, hem de Yaratık'a. Yine de birini seçecek olsam oyum hep çılgın bilim insanlarına. ☠️ Onun ıstırabını daha iyi anlıyorum. Yaptıklarını telafi etmeye çalıştı en azından...
*** Niçin ölmedim? Bir insanın hiç olmadığı kadar perişanken, niçin unutuşa, huzura gömülüp kalmadım? Ölüm, tazecik çocukları, üzerlerine titreyen anne-babalarının tek umudunu koparıp alır. Nice gelin, nice genç sevdalılar, vaktiyle sağlık ve umut içindeyken bir gün gelip mezarda çürür, solucanlara yem olur! Nasıl bir malzemeden yapılmaydım ki, bir tekerleğin dönüşü misali bana habire eziyet eden bunca sarsıntıya direnebilmiştim? ~Frankenstein ***
Eskisi gibi uzun uzun gönderi yazacak mecalim yok ama.. RAF AHALİSİ!! BU KİTABIN NASIL BU KADAR AZ OKUNMASI OLABİLİR!? Mektup formatında olması beni en şaşırtan ve sayfaları çevirmemi sağlayan ilk etmen olsa da, kitapta ilerledikçe her şeyiyle çok sevdim. Gerek…devamıEskisi gibi uzun uzun gönderi yazacak mecalim yok ama..
RAF AHALİSİ!!
BU KİTABIN NASIL BU KADAR AZ OKUNMASI OLABİLİR!?
Mektup formatında olması beni en şaşırtan ve sayfaları çevirmemi sağlayan ilk etmen olsa da, kitapta ilerledikçe her şeyiyle çok sevdim. Gerek karakterler olsun gerek olaylar olsun harikaydı. Dönemin siyasal, ekonomik, sosyal yapısını yansıtmasının yanı sıra yalın bir dile sahip olması da okuma kolaylığı sağlıyor.
Her karakterle bağ kurabilirken her karaktere sinir de oluyorsunuz biraz ama okunmaya değer. Son sayfalarda büyük şok ve hayal kırıklığı yaşadım...
🌸🌸🌸 "Mutluluğun ne olduğunu bile bilmiyordum. Çünkü ne zaman bir umut ışığı görsem anında kaybolup gidiyordu..." ▪︎ "Bir kadın sevilerek öz güven kazanır." ■ Normalde pek tarzım olan bir tür olmamasına rağmen Netflix'de karşıma çıkınca kendimi izlerken buldum. Kadın karakterin…devamı🌸🌸🌸
"Mutluluğun ne olduğunu bile bilmiyordum. Çünkü ne zaman bir umut ışığı görsem anında kaybolup gidiyordu..."
▪︎
"Bir kadın sevilerek öz güven kazanır."
■
Normalde pek tarzım olan bir tür olmamasına rağmen Netflix'de karşıma çıkınca kendimi izlerken buldum. Kadın karakterin saflığı ve itaatkarlığı biraz sinir bozucu olsa da, yaşadığı şeyler ve büyüdüğü ortam düşünülürse bu şekilde bir karakter geliştirmesi kaçınılmaz. Zaten ilk bölüm ve son bölüm arasındaki karakter değişimi göz önüne alındığında bu halleri biraz daha katlanılır hale geliyor.
■
Konusundan kısaca bahsedeyim. Hikaye eski zamanlarda seçili insanlarda özel güçlerin olduğu bir dönemde geçiyor. Başrol kızımız Miyo ise soylu bir aileden olmasına rağmen özel güç varlığı göstermemiş. Annesi öldükten sonra babasının başka bir kadınla evlenmesi ve üvey kardeşinin güçleri olması üzerine, Miyo bu evde dışlanmaya başlıyor. Kendi evinde 'ailesinden', bir temizlikçi ile aynı seviyede bir saygıya maruz kalıyor. Günleri acı içinde geçerken, babasının her nişanlısının kendini terk ettiği ve hakkında çok kötü söylentileri olan imparatorluğun komutanı Kudo ile nişanlanmasıyla hayatı değişmeye başlıyor.
■
Gerek çizimleri olsun gerek karakter özellikleri olsun beni içine çekmeyi başardı. Kötü karakterler gerçekten kötüydü. Hani acıklı bir hikaye yüzünden kötülüğe itilme gibi bir durum yoktu. Güç sevdasından ve canları sırf istediği için kötülük yapıyorlardı. Bu açıdan gerçek dünyaya benzettim. Ne kadar bizim dünyamızda fantastik güçleri olmadığı için dışlama olmasa da; güçlü güçsüzü bir şekilde ezmeyi başarıyor. Bunu sırf canları bunu istediği için, kötü oldukları için yapıyorlar.
Her neyse! Yine konu dışına çıktım.
Ben normalde geleneksel kıyafetleri pek sevmesem de buradaki kimonolar aşırı güzellerdi ve ben de bu tarzda giyinme isteği uyandırmadı değil...
Çok tatlı bir hikaye. Bu türü sevenler göz atmalı. Fantastik ögelerden çok drama ve romantizm içerdiğini söylemekte fayda var.
🌸🌸🌸
Hacking to the gate! Steins; Gate... zamanda yolculuk ve bunun yola açtığı açabileceği paradokslarla geçen güzel bir animeydi. Okabe, Mayuri ve Itaru'dan oluşan üç kişilik bir laboratuvar grubunun; geçmişe mesaj yollayan bir mikrodalga fırını geliştirmesiyle olaylar başlıyor. Kurisu ve laboratuvara…devamıHacking to the gate!
Steins; Gate... zamanda yolculuk ve bunun yola açtığı açabileceği paradokslarla geçen güzel bir animeydi. Okabe, Mayuri ve Itaru'dan oluşan üç kişilik bir laboratuvar grubunun; geçmişe mesaj yollayan bir mikrodalga fırını geliştirmesiyle olaylar başlıyor. Kurisu ve laboratuvara eklenen yeni birçok üyeyle birlikte, zamanı anlamaya ve bu uğurda birbirlerinin zarar görmesini engellemeye çalışıyorlar.
İzleyecek olanları baştan uyarayayım -her ne kadar ben buna uymasam- serinin karışık bir izleme sırası var. Ben daha tüm seriyi bitirmediğim için sıralama hakkında yorumda bulunmak istemiyorum. Belki hepsini izledikten sonra gönderi yorumlarına eklerim.
⌛️⏳️⌛️
İlk bölümlerinde, tam da animelere önyargım oluşmasına sebep olan, cinsellik içeren şakalar ve kadın karakterlere farklı amaçlarla bakmanızı sağlayacak sahneler vardı. Sinir kat sayımı arttıran bu sahneleri görmezden gelmeye çalıştım ve kafamı karıştıran konusuna odaklandım. Anime hakkında okuduğum yorumlara güvenerek izlemeye devam ettim.
🕙
Sonra bir şey oldu!
🕙
Birdenbire olaylar daha da ilgi çekici bir hal aldı. (11. Bölümden sonrası özellikle...) Kafam karman çorman olsa da karakterlerin arkadaş ortamına bir şekilde girmeyi başarmıştım ve onlarla aynı heyecanı aynı üzüntüyü hissediyordum. Aksiyonun da birden artmasıyla bölümler akmaya başladı. Heyecanla ne olacak diye kafayı yerken jeneriği büyük bir şevkle dinlemeyi de ihmal etmiyordum. Lafı açılmışken...
🎶
STEINS; GATE'DE BENI BU KADAR BAĞLAYAN SEYLERDEN BIRI DE SARKILARI.
🎶
Animeyi izleyeli bir ayı geçmesine rağmen bitirdiğim günden beri gerek openingi olsun gerek endingi olsun gerekse daha izlemediğim devam serisinin şarkıları olsun dinlemeden bir günüm geçmedi.
Laboratuvar üyeleri arasında kurulan bağ bana Code Lyoko'yu anımsattı. Bu da animeyi sevmemin diğer sebeplerinden. Birbirlerini kurtarmak için gösterdikleri bu çaba çok güzeldi....
Gerçekten başka ne diyeceğimi bilemiyorum olağanüstüydü.
"I am the mad scientist, Hyouin Kyouma, and the world is in the palm of my hand!"
💨
el psy congroo