Bekir'in o meşhur tiradı "... O gece oturup düşündüm. Oğlum Bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin belli, yol belli, eğ başını usul usul yürü şimdi. O gün bugün usul usul yürüyorum işte." İlk defa…devamıBekir'in o meşhur tiradı
"... O gece oturup düşündüm. Oğlum Bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin belli, yol belli, eğ başını usul usul yürü şimdi. O gün bugün usul usul yürüyorum işte."
İlk defa Zeki Demirkubuz filmi izledim, merak da ediyordum zaten filmlerini. Oldukça tartışılan, seveni de sevmeyeni de çok olan bir yönetmen. Öncelikle durağan bir film olduğunu söylemeliyim. Güzel bir sinematografik anlatımla işlenmiş.
Yusuf bir namus meselesi yüzünden 10 yıl hapis yatıp, çıktığında kaldığı otelde Bekir, Uğur ve Uğur'un kızı Çilem'le tanışır. Uğur hapishanedeki sevgilisi Zagor'a aşık bir hayat kadınıdır, Bekir ise Uğur'a aşıktır. Yusuf bu çalkantılı hayatın ortasında kalır, yavaş yavaş onların hayatlarına dahil olur.
Acaba masum olan kim bu filmde?
Film boyunca hiç konuşmayan Yusuf'un ablası ve Çilem mi? Yoksa öbürleri mi?
Bu hikayeyi beğenir misiniz bilmem ama sırf Haluk Bilginer'in mükemmel oyunculuğu için bile izlenir. Başta tanımamıştım, 'ne zaman gelecek bu adam' demiştim, onun Bekir olduğunu fark edince küçük bir şok geçirdim. :D
Film tamamen Yusuf'un dönüşümü, değişimi üzerine kurulmuş. İşlediği suçtan pişmanlık duyan, temiz yürekli, sessiz sakin bir insan olan Yusuf'un alt sınıfa yavaş yavaş dahil olmasını, Bekir'e dönüşmesini ve Çilem'e gösteridiği merhameti anlatan bir film kısaca. Beğenmekle beğenmemek arasında kaldım.
Ve devam filmi olan Kader'i de izleyeceğim, bakalım o nasılmış...
7/10
Sakince delirmek. Bugün en en en sevdiğim dizilerden birine inceleme yazmak istedim. Bu dizinin benim için anlamı çok, bayıla bayıla tekrar tekrar izlerim. Önce konuyu kısaca anlatıp sonra düşüncelerimi yazacağım. Safiye ve Gülben, yaşamı takıntılarla dolu iki kız kardeştir. Kardeşleri…devamıSakince delirmek.
Bugün en en en sevdiğim dizilerden birine inceleme yazmak istedim. Bu dizinin benim için anlamı çok, bayıla bayıla tekrar tekrar izlerim. Önce konuyu kısaca anlatıp sonra düşüncelerimi yazacağım.
Safiye ve Gülben, yaşamı takıntılarla dolu iki kız kardeştir. Kardeşleri Han'ın tek gayesi aileyi ayakta tutmaktır. Ancak Han'ın dünyası İnci'yi gördüğü anda değişecektir. Her günü diken üstünde geçen Derenoğlu ailesi İnci'nin de gelişiyle daha da kontrolden çıkacaktır.
Dizi, Gülseren Budayıcıoğlu'nun Madalyonun İçi - Çöp Apartman adlı kitabından uyarlanmış. Teması dram ve psikoloji. Sonuna kadar büyük hayranlıkla izlediğim, hiçbir anında sıkılmadığım bir dizidir benim için. Gelmiş geçmiş en karakter derinlikli Türk dizisi olabilir. Karakterler o kadar iyi işlenmişti ki seyirci sanki o evde ve her şeye tanık oluyor. Oyuncuların harika bir şekilde oynaması diziyi daha da kaliteli kılmış. Çok fazla ağladığımı hatırlıyorum birçok sahnesinde. Her bir kardeşin yaşadıkları çok ağır ve derindi. Ağlamadan duramayacaksınız. İlk bölümden beri o kadar benimsedim ki ayrılmak zor oldu benim için.
Kardeşlerin en büyüğü Safiye obsesif kompulsif bozukluğuna sahip biri. Günün 24 saati evi temizlemekle geçiyor, yemek yaparken tüm sebzeleri sabunla dört defa yıkıyor. Bu rahatsızlığı günden güne artıyor. Henüz gençken annesinin ölümünden sonra ise evde annesinin rolünü üstlenerek onun odasında kalıyor, onun kıyafetlerini giyiyor ve onun gibi davranıyor. Bazı sahnelerde ise vefat eden annesiyle olan diyalogları yer alıyor.
Gülben, annesinin baskılarıyla büyüyen hassas, hayalperest, duygusal bir kız. Küçüklüğünden beri altını ıslatma sorunu yaşayan Gülben küçükken annesinin zorbalıklarıyla travma yaşamış sosyal anksiyetesi olan biri. Ayrıca kirli çarşaflarını atamıyor, "bir gün yıkanır" düşüncesiyle sürekli biriktiriyor.
Han, tıpkı üç kardeşi gibi davranış bozuklukları olan bir karakterdir. Çocukluk yıllarında annesinin en sevdiği oyuncak olan kurşun askerini çöpe atması onu çöp karıştırma ve biriktirmeye iterken öfke kontrolünde yaşadığı sorunlar aşırı sahiplenmeye yol açmıştır.
Kardeşlerin en küçüğü Neriman, aile travmalarından etkilenen, kendine zarar veren astım hastası bir kızdır.
Babaları Hikmet, aşık olarak evlendiği eski eşini ve oğlunu bir trafik kazasında kaybetmiş depresif bir baba figürü. "Belki iyi gelir" diye istemediği bir evlilik yapar ve çocukların anneleri Hasibe ile evlenir. Hikmet, Hasibe'ye ne sevgi ne ilgi gösterir, hep eski eşinin acısını yaşar içinde. Hasibe ise ne ailesinden ne de eşinden sevilme duygusunu tadamadığı için bu duyguyu çocuklarına da göstermez. İşte görüyoruz ki bir anne mutsuz olursa çocukları ne hale gelir.
"Seni dünyaya getirenler sevmediyse eğer, tüm dünya seni sevse de sevgisiz hissedersin."
Aslında evdeki tüm bu psikolojik rahatsızlıkların sebebi babaları Hikmettir. Zamanında karısına, Hasibe'nin annesi de Hasibe'ye sevgi gösterseydi belki Hasibe çocuklarına bu kadar zarar vermezdi iyi bir anne olurdu. Zaten Safiye de her zaman babasını suçlar ve ondan haz etmezdi.
Tanılar, semptomlar, tedaviler... Her şeyin ailede başlayıp bittiğini bu dizide çok net gördük. Çocuklarınıza sevgi ve ilgi göstermemenin sonuçları bu kadar ağır olabiliyor işte.
Tüm karakterler gibi ailesinden hasarlı olan İnci'nin ise ailenin bu denli delirmiş olduğunu görmesine rağmen Han'ı bırakmaması, ona bir anne şefkatiyle yaklaşması, her defasında ona bir şans tanıması ve anlamaya çalışması çok güzeldi ama Han'ın öfke sorunları ve karanlık sırları yüzünden aralarında çok kez sorun yaşandı. Esra ile olan arkadaşlıkları, dedesine ve kardeşine bağlılığı, Safiye'ye fazlasıyla tolerans göstermesi... İnci dizinin en iyi karakteriydi. 🫶🏻
Herkes oyunculuğunu mükemmel yaptı, onlarla birlikte biz de ağladık güldük, her duyguyu yaşadık. Ve her "Derinden" şarkısı çaldığında fazlasıyla duygulandım, çok güzel diziydi.... Sanki onlar benim ailemmiş gibilerdi. İlk defa bir diziye bu kadar bağlandım, bu diziyi hiç unutmayacağım ve hep tekrarlıcam. Hoşça kalın Derenoğlu ailesi, sarı kantaron, sırık, fosil, kıvırcık, maviş... 🤍
Aptal! Her şey çok farklı olabilirdi aptal! İyi ki zamanında yazılmış ve çekilmiş yoksa şu an çekilseydi Bihter ve Beşir'in yasak aşkını dahi izliyor olurduk o denli abartırlardı reyting için. Bence az ve öz, yerinde bir final oldu. Tekrarlarını kaç…devamıAptal! Her şey çok farklı olabilirdi aptal!
İyi ki zamanında yazılmış ve çekilmiş yoksa şu an çekilseydi Bihter ve Beşir'in yasak aşkını dahi izliyor olurduk o denli abartırlardı reyting için. Bence az ve öz, yerinde bir final oldu.
Tekrarlarını kaç kez izledim bilmiyorum. Daha kaç kez izlerim onu da bilmiyorum. Zira arada insan ''ölüyorum anlasana'' diye bağırmak istiyor bağıramayınca açıyoruz Bihter'ciğim bağırıyor. (acayip iyi sahneydi)
Dizide çok fazla unutamadığım efsane sahneler var ama içlerinden en acıtanı ve Bihter'in gözlerindeki o hayal kırıklığı, acıyı mükemmel bir şekilde yansıtan bir sahne vardı:
Bihter: "Her şeyin üstüne yemin ederim ki, saçını bile Nihal’den çok seviyorsun sen" demişti. Bunun üstüne Behlül saçını kestirmişti... "Saçımı kestim çünkü çok uzadı artık, bıktım." anlayan anladı.
"Eğer beni tanıyorsan, ben kendimi tanıyorsam, ben Bihtersem eğer, bu evlilik olmayacak."
Gerçekten de o evlilik olmadı. Aşk her şey midir? sorusuna bu dizi haykırırcasına evet diyor. Aşk, Bihter'in gözlerini kör, kulaklarını sağır etmişti. Behlül asalağı için asla değmezdi. Ferhunde queen olsa Firdevs Hanımla birlikte bir olur Behlül'ü ezer geçerlerdi.
Ama Bihter duygusal açıdan aşka, ilgiye aç bir kızdı. Bencil, istediği olmayınca mantıklı düşünemeyen biriydi. Behlül de sorumluluklarından kaçan, hevesini alınca soğuyan salak bi karakter olunca bu ikisi asla bir araya gelemedi.
"Sen gerçekten de Firdevs Hanım'ın kızıymışsın."
Dudak parlatıcısı Nihal'i kullanmış olmalarına üzüldüm sadece. Çok saf, neyin ne olduğunu bilmeyen bir kızı sırf Bihter'e inat olsun diye kullandı ve kızın psikolojisini bozdu. Ulan Behlül.
Firdevs Hanım dizinin ikon karakteri. Bir annedir bizim için 💅🏻 onun düşünme tarzına, yerinde kullandığı o iğneleyici laflarına bayılıyorum. Gizli başrol. Bihter biraz olsun anneni dinleseydin belki başına bunlar gelmezdi. "Kendine gel, sen Bihter Ziyagilsin, aptallık etme."
Adnan Ziyagil ise işle kafayı bozmuş. Hilmi Önal diye tuttura tuttura evde neler oluyor ne bitiyor her şeyden bihaber. Bu adamın bu kadar kör yazılması mantıksızdı. Dizi boyunca Bihter ve Behlül'ün dedikodusu elli kere çıktı, en azından bi şüphelenseydin bi takip etseydin be Adnan...
Mobese Beşir beni en sinirlendiren karakterdir. Nihal'e aşıktı. Bihter ve Behlül'ün yasak aşkını da mobeseleyince aşkıyla birlikte her şeyi içine attı, kimseye söylemedi üstün zekalımız ve hasta oldu, Allahtan ölüm döşeğinde söyledi de kurtuldu adamcağız. Baştan söyleseydin bu kadar tantana olmayacaktı Beşir bey...
Cemile, kendini bir şey sanan, Beşir'e aşık, Nihal'i kıskanan, patavatsız bir kızdı. Bir yandan da üzülüyorum, keşke Beşirle olsalardı.
Mutfak ekibini ve Matmazel'i geçiyorum, kendi hallerinde iyi insanlardı. Katya hariç mi demeliyim yoksa. :d
"Melih Bey takımı diye boşuna demiyorlar, bu kadınlar çok tehlikeli."
Karakterler öyle kendilerine has ki başka birini Bihter'liğe ya da "Behlül'lüğe yakıştıramıyorum. Herkes çok güzel oynadı. Müzikler, evin havası, Riva'daki taş ev vs her şey çok güzeldi.
Başları çok sıkıcı ama tam da sona doğru acayip sarıyor.
"Nihal tek nefeste sönüverecek bir çiçek; peki ya Bihter?"
24 Haziran 2010
Hoşça kal Bihter Yöreoğlu.
Safe dizilerim bitmek bilmiyor😭 ben bu diziye bayılıyorummmm. İlk 2012'de izlemeye başlamıştım Rasim Öztekin'in ölümüne kadar -nur içinde yatsın, çok severdim- izledim sonrasında bıraktım. İlk iki sezonun mükemmelliği ayrıdır benim için, öbürleri çok zorlama yapıldı bence. Tekrar tekrar izlesem sıkılmayacağım…devamıSafe dizilerim bitmek bilmiyor😭 ben bu diziye bayılıyorummmm. İlk 2012'de izlemeye başlamıştım Rasim Öztekin'in ölümüne kadar -nur içinde yatsın, çok severdim- izledim sonrasında bıraktım. İlk iki sezonun mükemmelliği ayrıdır benim için, öbürleri çok zorlama yapıldı bence. Tekrar tekrar izlesem sıkılmayacağım bir dizidir benim için. 💞
Solcu Nevzat ve sağcı Alper sahneleri>
Ve bazı çiftler üzerine çokça konuşmamız gerek bence...
En çok da Ergun&Nazlı için izliyordum zaten, Ergun benim küçüklük crush'ım Nazlı'yla da çok yakışıyorlardı. 🥹
Seçil ve Çağatay'ın da olmasını çok isterdim, çok güzel uyumları vardı bence.
Şahin&Elvan. Dizideki en cesur, komik ve ne istediğini bilen bir erkekti kesinlikle. Sevdi ve şimdi bile gerçek hayatta birlikteler. 🫠 Ahmet&Gülden ise en sevmediğim, cringe bulduğum bir çiftti. Senaristin bu ikisine gösterdiği özeni Ergun ve Nazlı'ya göstermesini isterdim.
Neyseciğimee sadece ilk iki sezonu izleyebilirsiniz, en prime dönemlerdi o zamanlar. 💌
Yıllar önce bir deniz kazasında yüzbaşı kocasını kaybeden Olcay Hanım ölüm korkusuyla yaşamaktadır çünkü kanserdir. Asıl korkusu Hanım ismini verdiği kedisinin yalnız kalacak olmasıdır. Hanım'a, kendisi öldükten sonra kim bakacak diye endişelenir ve birilerini arar.. Bu film o kadar safe…devamıYıllar önce bir deniz kazasında yüzbaşı kocasını kaybeden Olcay Hanım ölüm korkusuyla yaşamaktadır çünkü kanserdir. Asıl korkusu Hanım ismini verdiği kedisinin yalnız kalacak olmasıdır. Hanım'a, kendisi öldükten sonra kim bakacak diye endişelenir ve birilerini arar..
Bu film o kadar safe hissettirdi ki çok fazla beğendim ve duygulandım. Ne kadar iyi olursan ol kimsede yer edinememeyi ve yalnızlığı hem Olcay hem de Hanım üzerinden aşırı ürpertici bir şekilde anlatmışlar. İzledikten sonra insana hayatı sorgulatıyor çok feci. Verdiği etki haricinde ambiyansı bile kasvetli ve sanki o evdeymişiz gibi hissediyoruz. Cidden çok etkilendim bu filmden, gerçekmiş gibi üzülmüştüm birkaç gün. Ve eğer evcil hayvan sahibiyseniz bu filme daha da bağlanabilirsiniz. 10/10 🌷
- Leyla... Gözlerin... - Ne olmuş gözlerime, bir şey mi kaçmış? - Leyla gözlerin o kadar yeşil ki... o gözlerinden bir kere öpsem dudaklarımda bir orman filizlenir. 🤍
- Napıyo o öyle? - Leylayla konuşuyor - Ne konuşması, oturmuş öyle boş boş bakıyor. - Bazen dil gönlün hissettiklerini kelimelere dökemez. Eğer sevdiğinin yanındaysan konuşmak zaten gürültüden başka bir şey değildir. - İyi o zaman, kendi sessizliğinde boğulur gider,…devamı- Napıyo o öyle?
- Leylayla konuşuyor
- Ne konuşması, oturmuş öyle boş boş bakıyor.
- Bazen dil gönlün hissettiklerini kelimelere dökemez. Eğer sevdiğinin yanındaysan konuşmak zaten gürültüden başka bir şey değildir.
- İyi o zaman, kendi sessizliğinde boğulur gider, bu hikaye de böylece biter.
Leyla ile Mecnun 30. Bölüm son sahne
Mecnun: Nasııııl? Abi o son dediğini hiç anlamadım. İsmail abi: O gemi mutlaka bir gün gelecek Mecnun. Mecnun: Ah be abi ne gemiymiş o. Gemi de gemi! Gemi de gemi! Ne var ki o gemide o kadar? İsmail abi: Babam…devamıMecnun: Nasııııl? Abi o son dediğini hiç anlamadım.
İsmail abi: O gemi mutlaka bir gün gelecek Mecnun.
Mecnun: Ah be abi ne gemiymiş o. Gemi de gemi! Gemi de gemi! Ne var ki o gemide o kadar?
İsmail abi: Babam var Mecnun, babam!
...
Baba: İsmail şimdi bu ablayla bu abiyle birlikte gideceksin. Sonra yeni bir evin olacak. Orada bir sürü yeni arkadaşlarınla tanışacaksın. Unutma İsmail, arkadaşlarınla hatıraların senin her şeyin. Onlara asla sırtını çevirme tamam mı?
İsmail: Sen niye gelmiyorsun peki?
Baba: Ben gemide olacağım ya. Her gün el sallayacağım sana o gemiden. Sonra geleceğim seni de alacağım. Beraber çekip gideceğiz buralardan.
...
İsmail abi: Buradan gelip alacak beni!
Mecnun: Senin baban!..
İsmail abi: Nasıııl?
Mecnun: Senin baban o gemide be İsmail abi! O gemi kesin gelecek bir gün!
Erdal bakkal: Oğlum sen dağcılıktan ne anlarsın ki İsmail abi: Dağcılık bizde aileden gelir, benim halamı dağa kaldırmışlar Erdal bakkal: Ya yürü git işine Allah aşkına Leyla ile Mecnun
Gerilim romanları yazarı Mort Rainey yeni kitabı üzerinde çalışmak üzere ıssız bir eve yerleşmiştir. Bir gün John Shoother adında bir adam Mort'u rahatsız etmeye başlar, iddiasına göre Mort, John'a ait olan öyküyü çalmıştır. John ona hatasını düzeltmesini söyler, Mort inkar…devamıGerilim romanları yazarı Mort Rainey yeni kitabı üzerinde çalışmak üzere ıssız bir eve yerleşmiştir. Bir gün John Shoother adında bir adam Mort'u rahatsız etmeye başlar, iddiasına göre Mort, John'a ait olan öyküyü çalmıştır. John ona hatasını düzeltmesini söyler, Mort inkar etmeye devam ettikçe adamın tehditleri daha da ciddiye biner.
Film, Stephen King'in "Gece Yarısını Dört Geçe" kitabında geçen "Gizli Pencere/Gizli Bahçe" hikayesinden uyarlamadır. Stephen King'i severim, hikayeleri oldukça yaratıcıdır, zaten bu kurgu da öyleydi ama film çok durağandı, yarım bırakmak istedim fakat bir buçuk saatti zaten ve sonunda da ne olacak diye merak ettiğim için devam ettim. Açıkçası en sondaki ters köşesi hariç bence kötüydü. Yani hem müzik olarak hem de atmosfer olarak daha karanlık, gerilimli bir hikaye yaratabilirlerdi. Sona kadar sıkıcı ilerledi, heyecan dolu sahneleri de vardı tabii ama genel anlamda yetersiz kalmış. Sonda kadının içeri girip her şeyi fark ettiği an çok iyiydi.
7/10