Sinemada izledim ,orada izlerken keyif almaya odaklandım. Aldım da. Ama geçmişe baktığımda bazı tutarsızlıkların olduğunu söylemem lazım. İzlemesi keyifliydi. Beğenmediğim yerler oldu. Umarım sonraki gelecek DC filmleri bu kalitenin üzerinde olur.
"Bir Kahraman Doğmaz, Yazılır. Ama Bu Hikâyede Ne Doğum Var, Ne de Hikâye." Bazen bir yapım izlersin ve daha ilk dakikalarda anlarsın: bu iş sadece "olmuş gibi yapmak" üzerine kurulmuş. Ne bir ruh var ortada, ne bir emek. Bu dizi…devamı"Bir Kahraman Doğmaz, Yazılır. Ama Bu Hikâyede Ne Doğum Var, Ne de Hikâye."
Bazen bir yapım izlersin ve daha ilk dakikalarda anlarsın: bu iş sadece "olmuş gibi yapmak" üzerine kurulmuş. Ne bir ruh var ortada, ne bir emek. Bu dizi de tam olarak öyle hissettiriyor. Karakterler sahte bir övgü çemberinde dönüp duruyor, ama biz izleyiciler olarak neden alkışlamamız gerektiğini asla öğrenemiyoruz.
Ana karakter öylece sahneye atılmış, sanki senaryoya son anda eklenmiş bir figür gibi. Zekâsı anlatılıyor ama gösterilmiyor. Gücü var deniyor ama nasıl kazandığı muamma. Yani sadece “dahi” diyorlar, biz de inanacağız. Bu, bir karakter inşa etmek değil; bu, kopyala-yapıştır bir yapbozun eksik parçasını izleyiciye yutturmaya çalışmak.
Iron Man’in mağarada teneke parçalarıyla devrim yarattığı günlerden geldik buraya: koca bir boşluk... Hikâyede çaba yok, duyguda derinlik yok. Yeni Marvel işleri gibi bu dizi de ‘hikâye’ anlatmayı unutmuş; onun yerine ‘mesaj’ vermeye odaklanmış. Ama unutulan bir şey var: Hikâyeyi doğru anlatmadan mesaj veremezsin. Çünkü kimse hissetmediği bir şeyi ciddiye almaz.
Duygusal olarak kupkuru. Diyaloglar, adeta bir yapay zekâ metin oluşturucusundan alınmış gibi. Herkes birbirine boş boş bakıyor ya da birbirini yüceltip duruyor – ama içi bomboş laflarla.
Bir süper kahraman hikâyesi izlemek istemiştim, ama elime geçen şey sadece "markaya bir karakter daha ekleyelim" kafasıyla hazırlanmış ruhsuz bir kurumsal içerik oldu. Ne yazık ki bu iş, iz bırakacak bir kahraman doğurmak yerine, unutulmaya mahkûm bir karakter daha ekliyor Marvel mezarlığına.
Marvel, bir zamanlar hikâyeyi anlatırdı. Şimdi sadece kutucukları işaretliyor.
Öncelikle oyun ve dizi The Road dan etkilenerek yapılmıştır o filmi izlemeyenler mutlaka izlemelidir. Sadece tabi ki tek Road değil başka şeylerde var. Gerçekten içine çeken, derinden etkileyen bir hikâyeydi. Özellikle ilk sezonu... Joel ve Ellie'nin o çaresiz yolculuğu. Ama…devamıÖncelikle oyun ve dizi The Road dan etkilenerek yapılmıştır o filmi izlemeyenler mutlaka izlemelidir. Sadece tabi ki tek Road değil başka şeylerde var.
Gerçekten içine çeken, derinden etkileyen bir hikâyeydi. Özellikle ilk sezonu... Joel ve Ellie'nin o çaresiz yolculuğu.
Ama dürüst olmalıyım: ikinci sezon beni derinden hayal kırıklığına uğrattı. O ilk sezonun hikâyesi yoktu. Yeni karakterler bomboş hissettirdi, çatışmalar yapay bir tiyatro sahnesi gibiydi. İlk sezon finalindeki o 'acaba ben olsam ne yapardım?' diye düşünce tamamen kaybolmuştu. Beni zerre kadar sarsmadı. Bu yüzden, açıkça söyleyeyim: İkinci sezonu tavsiye etmiyorum. İlk sezon yeterli.
🦠 Cordyceps Mantarı: Gerçek hayatta karıncaları enfekte edip zihinlerini ele geçiren bir mantardan ilham alınmış. Bu oyundaki enfekte olmuş insanlar fikrinin kaynağı.
📚 The Road (Cormac McCarthy): Kıyamet sonrası bir baba ile çocuğun yolculuğunu anlatan bu roman Joel ve Ellie'nin ilişkisine doğrudan ilham vermiş.
🎬 Zombi Filmleri: Özellikle George A. Romero'nun filmlerindeki "asıl kötülük insan doğasında" fikri burada da hissediliyor. Yaratıklar kadar insanlar da tehlikeli.
🌿 Doğa vs Medeniyet: Doğanın yavaş yavaş şehirleri ele geçirmesi fikri, Miyazaki’nin "Nausicaä of the Valley of the Wind" filmi gibi çevreci eserlerden esinlenmiş.
🎞️ Hayatta Kalma Filmleri: "Children of Men", "28 Days Later", "I Am Legend" gibi yapımlardaki yalnızlık, umutsuzluk duygusu da atmosferde fazlasıyla var.
Goodbye, Eri aslında ölümle, anılarla ve vedayla ilgili bir hikâye. Ana karakter Yuta, annesi ölmeden önce onun son anlarını kameraya alıyor. Ama annesi öldükten sonra yaptığı film herkes tarafından eleştiriliyor, hatta dışlanıyor. Yuta da bu yükle baş etmeye çalışıyor. Sonra…devamıGoodbye, Eri aslında ölümle, anılarla ve vedayla ilgili bir hikâye. Ana karakter Yuta, annesi ölmeden önce onun son anlarını kameraya alıyor. Ama annesi öldükten sonra yaptığı film herkes tarafından eleştiriliyor, hatta dışlanıyor. Yuta da bu yükle baş etmeye çalışıyor.
Sonra Eri adında gizemli bir kızla tanışıyor. Eri, Yuta’ya yeniden film yapması için cesaret veriyor. Birlikte zaman geçiriyorlar, film çekiyorlar, ama bu sefer işler daha farklı… Çünkü bu hikâyede her şeyin gerçek mi yoksa kurgu mu olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor. Kimi zaman bir şeyin gerçekten yaşanıp yaşanmadığını sorguluyorsun. Ama bir yandan da diyorsun ki: "Kimi anılar ne kadar kurgu gibi görünse de, hissettirdiği şeyler gerçek."
Bana göre bu kitap, kaybettiğimiz insanları nasıl hatırladığımızı, onların hayatımızda nasıl izler bıraktığını ve bazen bir şeyleri hatırlamanın bile ne kadar can acıtıcı ama kıymetli olduğunu anlatıyor. Duygusal, sade ama etkileyici bir hikâye. Özellikle birine veda etmek zorunda kalmış herkes bu hikâyede kendinden bir şeyler bulabilir.
İlk filmin yanına bile yaklaşmaz. Oyuncular kötü rol kesiyor , yan karakterler kötü vs vs vs... Nereden baksan eksik film. Bunu izleyecekler gidip ilk filmi bir daha izlesin... Son kısımda Nejat İşler i görmek filmi biraz daha kaliteli yaptı. Acaba…devamıİlk filmin yanına bile yaklaşmaz. Oyuncular kötü rol kesiyor , yan karakterler kötü vs vs vs... Nereden baksan eksik film. Bunu izleyecekler gidip ilk filmi bir daha izlesin...
Son kısımda Nejat İşler i görmek filmi biraz daha kaliteli yaptı. Acaba orada saygı ya bir bağlantı mı var? Yoksa boş bir gözükme miydi?
Bazı karakterlerde Irk değişimi yapmışlar. Bu yeni Örümcek Adam serisi, ne yazık ki, beklentileri karşılamaktan uzak. Animasyon kalitesi oldukça zayıf ve karakter tasarımları fazlasıyla garip görünüyor. Dr. Strange ve Venom’un 1. bölümdeki savaşı özellikle göze batan bir örnek; sahneler yapay…devamıBazı karakterlerde Irk değişimi yapmışlar.
Bu yeni Örümcek Adam serisi, ne yazık ki, beklentileri karşılamaktan uzak. Animasyon kalitesi oldukça zayıf ve karakter tasarımları fazlasıyla garip görünüyor. Dr. Strange ve Venom’un 1. bölümdeki savaşı özellikle göze batan bir örnek; sahneler yapay ve özensiz hissettiriyor. Elbette büyük bir bütçeye sahip olmadıklarını biliyoruz ama animasyonun ve karakter modellerinin daha iyi olmasını beklerdim – gerekirse daha uzun sürede yapılmış olsa bile.
Bir diğer büyük problem ise karakter değişikliklerinin gelişigüzel yapılmış olması. Orijinal karakterlerin temel özellikleri ve kimlikleri korunmadığında, anlatılan hikâyenin ruhu kayboluyor. Değişiklikler hikâyeye anlamlı bir katkı sunmadığında, izleyiciyi rahatsız eden gereksiz müdahaleler gibi hissediliyor.
Hikâye tarafına gelirsek… Burada da işler pek iç açıcı değil. Karakter motivasyonları yüzeysel, olayların risk düzeyi oldukça düşük ve anlatım, dünya inşası açısından cesur hiçbir şey denemiyor. Animasyon kötü değil ama kesinlikle etkileyici veya özgün de değil.
Eğer Örümcek Adam’a yeni başlıyorsanız, çocuklarınıza izletmeyi düşünüyorsanız veya sıkı bir Spidey hayranıysanız, bu seriyi es geçip önceki Örümcek Adam yapımlarına yönelmenizi tavsiye ederim. Çünkü bu yeni uyarlama, vasat bir senaryonun ve özensiz yapımın zayıf bir birleşimi gibi duruyor.
Prometheus, Alien evrenine getirdiği farklı bakış açısıyla benim için serinin zirvesi. Hem görselliği hem de insanın kökenine dair sorduğu büyük sorularla diğerlerinden çok daha derin ve etkileyiciydi. Yeni çıkan Alien: Romulus ise Prometheus’un kalitesine yaklaşamıyor. Daha aksiyon odaklı ama ruhu…devamıPrometheus, Alien evrenine getirdiği farklı bakış açısıyla benim için serinin zirvesi. Hem görselliği hem de insanın kökenine dair sorduğu büyük sorularla diğerlerinden çok daha derin ve etkileyiciydi. Yeni çıkan Alien: Romulus ise Prometheus’un kalitesine yaklaşamıyor. Daha aksiyon odaklı ama ruhu eksik. Prometheus’un yarattığı o büyüleyici atmosfer ve felsefi ağırlık, ne yazık ki diğer filmlerde hissedilmiyor. Daha iyisini beklerdim , çerezlik izlene bilinir.
"Bazı filmlerin bazı yaşlarda izlenmesi gerekir. Bu filmi 2024 yılında bulduğum için gerçekten çok mutluyum. Hayatımda derin bir yeri olan bir film." _GATTACA_, kusursuz genetik geleceği idealize eden bir dünyada, insanın sınırlarını sorgulatan ve bu sınırlar arasında boğuşan bireylerin hikayesini…devamı"Bazı filmlerin bazı yaşlarda izlenmesi gerekir. Bu filmi 2024 yılında bulduğum için gerçekten çok mutluyum. Hayatımda derin bir yeri olan bir film."
_GATTACA_, kusursuz genetik geleceği idealize eden bir dünyada, insanın sınırlarını sorgulatan ve bu sınırlar arasında boğuşan bireylerin hikayesini anlatıyor. Ancak bu film, sadece bir bilim kurgu olmaktan öte, insan olmanın, kaderin ve özgürlüğün ne anlama geldiğini derinlemesine keşfetmemize olanak tanıyor. Kendi hayatımdan izler bulduğum sahneler, içimde derin bir yankı uyandırdı.
İlk olarak, Vincent'ın çocukluk yıllarına dönüp kardeşi Anton ile yaptığı yüzme yarışları beni derinden sarstı. Anton genetik olarak üstün, her şey onun yanında kusursuz gibi. Vincent ise "hatalı" olarak görülen bir dünyada, zayıf bir bedenin içinde büyük bir ruh taşıyor. Ancak o sahne — kardeşi Anton boğulurken Vincent’ın onu kurtarışı — yalnızca bir zafer anı değil, aynı zamanda bir başkaldırı. Kendi yaşamımda, bazı anlarda "yetersiz" veya "kusurlu" hissettiğim, başarısız olacağımı düşündüğüm zamanlar oldu. Ama tıpkı Vincent gibi, o sınırları aşmak ve kendimi yeniden tanımlamak zorunda kaldım. O sahnede, insanın hem fiziksel hem de duygusal sınırlarını nasıl zorlayabileceğini ve kaderin belirlediği çizgilerin nasıl silinebileceğini gördüm. Bu, beni derin bir şekilde etkiledi, çünkü kendi yolculuğumda da bazen sınırlarıma çarptığımı hissettim, ama pes etmek yerine daha fazlası için savaştım.
Filmin en sarsıcı anlarından biri de Jerome’un, yani Vincent'ın hayallerine yardım eden adamın intiharıydı. Jerome, mükemmelliğin vücut bulmuş haliydi, ama bu mükemmellik ona sadece ağır bir yük getirmişti. Jerome’un kendini gerçekleştirememesi, bir başkası için yaşama kararının getirdiği derin acı, içimi derinden sızlattı. Çünkü bu durum, hayatın bazen ne kadar adaletsiz olabileceğini ve herkesin mükemmel olmadığını kabul etmenin zorluğunu hatırlattı. Jerome’un kendini feda edişi, hayatımda belki de kendimden vermek zorunda kaldığım anları düşündürdü. O an, bir başarı veya mükemmellik arayışının insanı nasıl çaresiz ve yalnız bırakabileceğini bir kez daha anladım. Jerome’un alevler içinde son bulması, birçok hayalin küllerini sembolize ediyordu.
Vincent ile Anton’un yeniden yüzme yarışına çıktığı sahne... O an, sadece bir yarış değildi; bu, iki kardeşin, geçmişlerinin, hayallerinin ve korkularının bir hesaplaşmasıydı. Anton, tüm mükemmelliğine rağmen bir kez daha yenik düştü. Bu sahne, hayatımda daha önce başaramadığımı düşündüğüm şeyleri başarmanın ve içsel gücün nasıl dışsal sınırların çok ötesine geçebileceğini anlamamı sağladı. O sahnede sadece bir yüzme yarışı değil, insanın kendini aşması ve sınırlarını zorlaması vardı.
_GATTACA_, insanı zayıf kılan genetik faktörlerin değil, hayallerin ve iradenin belirleyici olduğunu anlatan bir hikaye. Film boyunca, kendi hayatımdaki mücadeleleri, kırılganlıklarımı ve başkaldırılarımı gördüm. Çünkü her ne kadar eksik, yetersiz ya da başarısız hissetsek de, tıpkı Vincent gibi, hayallerimiz için savaşma gücümüz içimizde saklıdır. Film, benim için yalnızca bir bilim kurgu hikayesi değil, aynı zamanda insan ruhunun ve iradesinin zaferinin bir yansımasıydı.