Dong yi'den sonra bir favori dizim daha olacağını tahmin etmezdim ama artık eminim. Bu dizi onu geçebilir. Bu dizi hakkında uzun uzun yazmak istiyorum. Şimdi öncelikle süper güçlü bir kadın karakterimiz var. Bu kızın gücü annesinden geliyor çünkü ailesinde bir…devamıDong yi'den sonra bir favori dizim daha olacağını tahmin etmezdim ama artık eminim. Bu dizi onu geçebilir. Bu dizi hakkında uzun uzun yazmak istiyorum.
Şimdi öncelikle süper güçlü bir kadın karakterimiz var. Bu kızın gücü annesinden geliyor çünkü ailesinde bir özellik var; anneden kıza gecen sınırsız bir güç. Bu gücün de şöyle bir sınırlayıcısı var sadece. Gücü kötüye kullanmamak. Güçlerini kötü amaçlar için kullandıklarında kaybediyorlar. Ana konumuz ise şu. Tehdite edilen bir oyun tasarımcısı erkek başrolümüz var. Bu kişi kendine bodyguard arıyor ve oldukça da seçici. Ve bir gün başrol kızımızın gücüne şahit oluyor ve onu işe alıyor. Hikayemiz burada başlıyor.
Dizi pek çok iniş çıkışa sahipti. Fakat her şey bir yana sadece başrol erkeğin kıza aşkını izlemek için izlenir. Erkeğin önce aşık olduğu dizileri seviyorsanız da bu size uygun bir dizi. Kızın da hakkını yememek lazım o da erkek başrolümüzden etkilenmeye başladığı an aşk böcekleri izliyoruz. Öyle tatlı anları vardı ki normalde başrol karakterler sevgili olduklarında sıkılmama rağmen bu ikisinin daha çok sahnesi olsa gram şikayet etmeden izlerdim.
Bunların yanında iki karakter ayrı ayrı da çok tatlıydı. Dizinin çoğunu tatlılık krizine girerek izledim. Ve izlediğimden beri bir süre geçmesine rağmen ne zaman modum düşük olsa editlerini izleyerek modumu yükseltiyorum. Daha çok konuşabilirim bu dizi hakkında daha çok övebilirim dizinin tamamını bile anlatabilirim ama bu kadar yeter diye düşünüyorum. Benim gönlümde taht kurmayı başardı.
Öncelikle absürt komedi bir dizi olduğunu düşünüyorum. Yani konusuna bakmadım ama o kadar çok absürt komedi anı vardı ki... Komedinin yanında bir kdrama klasiği olan dram anları da cabasıydı. İlk başlarda daha orta düzey gibi izlemiş olsam da finali beni…devamıÖncelikle absürt komedi bir dizi olduğunu düşünüyorum. Yani konusuna bakmadım ama o kadar çok absürt komedi anı vardı ki... Komedinin yanında bir kdrama klasiği olan dram anları da cabasıydı. İlk başlarda daha orta düzey gibi izlemiş olsam da finali beni ağlattı. Dizideki bir şeyler içimde bir yerlere dokundu.
Şimdi biraz konusuna değineyim. Başarılı bir haber spikeri olmak isteyen ve bu yolda da elinden gelen her şeyi yapan bir adam talihsiz bir olay sonucu kendini varyete programında buluyor ve yine talihsiz bir olay sonucu aklından geçen her şeyi filtrelemeden söylemeye başladığı bir hastalığa yakalanıyor ve bu olay sonucunda hayatı değişiyor. Bu süreçte varyete programı yazarı olan kadın karakterimiz adamın yanında oluyor ve aralarında bir bağ oluşuyor. Dizi de bu ikisi arasında dönüyor.
Karakterler dizide pek çok anda başarısızlıklarla boğuşuyor. Bu başarısızlıklar başta baş edilemez gibi görünse de her şey yavaş yavaş rayına oturuyor. Bu süreci izlemek keyifliydi benim için. Komediyle alt metindeki mesajını ileten ve kalbime dokunabilen bir dizi oldu. 'Hayatta ne olursa olsun kendimiz olmak en önemlisi. Bir maskenin ardında saklanmak çok yorucu. Bir gün maskeni atmak istediğinde hiçbir şeyi dert etmeden atabilmelisin. Ve en önemlisi seni daha başarılıyapacak şeyi değil de seni mutlu eden şeyiyapmalısın. Asıl başarı zaten budur. Mutlu olunca başarı da ardından gelir.' Bunları anlatan bir diziydi.
Dizi tam güçlü kadın görmek istediğim bir k drama anıma denk geldi. Başrol bana başından beri Hotel Del Luna IU vibe verdi. Gerek giyinişi olsun gerek hal ve hareketleri olsun. Konusuna gelecek olursam, antisosyal kişilik bozukluğu olan başrol kadın karakterimizle,…devamıDizi tam güçlü kadın görmek istediğim bir k drama anıma denk geldi. Başrol bana başından beri Hotel Del Luna IU vibe verdi. Gerek giyinişi olsun gerek hal ve hareketleri olsun.
Konusuna gelecek olursam, antisosyal kişilik bozukluğu olan başrol kadın karakterimizle, otizmli abisinin bakımı üzerine kalan erkek karakterimizin arasında yavaş yavaş gelişen karşılıklı güven ve aşk duygularını ele alıyor. MunYeong yani kadın karakterimiz her istediğine sahip olmayı kafasına koyan biri ve işe bakın ki başrol erkeğimiz de bu göz koyduğu şeylerden biri oluveriyor. İkili arasındaki ilişki de bunun üzerinden ve tabi ki başka şeylerin de etkisiyle yavaş yavaş ilerliyor.
Dizinin büyük çoğunluğu bir akıl hastanesinde geçiyor ve bundan dolayı birçok psikolojik soruna değiniyor. Bu sorunları mükemmel bir şekilde ele almıyor olsa da oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. Pek çok ilham verici noktası da var. İsminde geçtiği gibi iyi olmasan da sorun değil mesajı veriliyor. Hepimizin bazen iyi olmadığımız anlar olduğunu ve bunları bir şekilde atlattığımızı söylemeye çalışıyor. Her zaman iyi olmayabileceğimiz bazen de kendimize kötü olma hakkını vermemiz gerektiği mesajı açıkçası çok hoş ve doğru bir mesaj. Hepimiz düşebiliriz, önemli olan düştükten sonra tekrar ayağa kalkıp devam edebilmemiz.
Film öncelikle tam Akdeniz tadında bir filmdi. Filme başlamadan önce Dalínin hayatıyla ilgili olduğunu düşünmüştüm ama öyle çıkmadı. Fakat Dalíyi adeta özümsemiş onun hayatındaki detaylara önem vermiş bir filmdi. Dalíyi her ne kadar az görüyor olsak da her yer Dalíydi…devamıFilm öncelikle tam Akdeniz tadında bir filmdi. Filme başlamadan önce Dalínin hayatıyla ilgili olduğunu düşünmüştüm ama öyle çıkmadı. Fakat Dalíyi adeta özümsemiş onun hayatındaki detaylara önem vermiş bir filmdi. Dalíyi her ne kadar az görüyor olsak da her yer Dalíydi adeta. Kendi şahsen görünmese de eserleri, hayata bakış açısı, deliliği... Hepsinden parça parça gördük.
Dalí zamanının dışında, farklı düşünen ve bunun gayet farkında olan ve hayatını buna göre şekillendiren bir sanatçı. Onun çılgınlığını filmin her anına yansıtmışlar sanki. Ayrıca başrolün Dalíyle alakası olmasa da ona benzeyen birini seçmişler. Başrolün de farklı bir alanda Dalí olması hatta bunun filmde de söylenmiş olmasıyla ikisi arasında bir köprü kurulmuş sanki.
Ben Dalínin hayatını bilerek izlediğim için ayrı bir zevk aldım ama hiç bilmeden izliyor olsaydım belki çok daha farklı düşüncelere sahip olarak izleyecektim. Yine zevk alır mıydım? Evet. Ama muhtemelen şimdiki kadar değil. Her şeye rağmen Akdeniz kıyısında gibi hissettim film boyunca. Yazın o rahat havasını yaz akşamları sohbetlerini derinlerde hissettiren, denizi özleten ama aynı zamanda deniz yanı başımızdaymış gibi de hissettiren bir film oldu. Dalí de filmin artısıydı.
Son olarak Dalí gibi çağın ötesinde düşünenlere ithaf olsun...