Bir solukta biten çok güzel bir tıp dizisiydi. Travma acilde geçen çılgın bir travma doktorunu ve onun ekip oluşturmasını anlatan bir dizi. Bu doktor savaş doktorluğu yapmış biri. Bu yüzden korkusuz olduğu, başına buyruk davrandığı yerler var. Ve onu izlemek…devamıBir solukta biten çok güzel bir tıp dizisiydi.
Travma acilde geçen çılgın bir travma doktorunu ve onun ekip oluşturmasını anlatan bir dizi. Bu doktor savaş doktorluğu yapmış biri. Bu yüzden korkusuz olduğu, başına buyruk davrandığı yerler var. Ve onu izlemek aşırı zevkliydi. O ve ekibini oluşturma hikayesi, ekibi hepsi çok güzeldi. Çok eğlenceli ve renkli bir dizi olmasının yanında değindiği güzel noktalar da vardı. Özellikle tıp dizileri seviyorsanız koşun izleyin.
Merhabalar. Bu diziyi fragmanı yayımlandığından beri bekliyordum ve benim için beklediğime değdi. Dizide sevdiğim iki oyuncu oynuyordu ve tabi ki kaçıramazdım. Gelir gelmez izledim. Açıkçası beklentimdrn farklı çıktı ama bu haliyle daha bile çok sevdim sanırım. Dizi ailelerinden yaralı iki…devamıMerhabalar. Bu diziyi fragmanı yayımlandığından beri bekliyordum ve benim için beklediğime değdi.
Dizide sevdiğim iki oyuncu oynuyordu ve tabi ki kaçıramazdım. Gelir gelmez izledim. Açıkçası beklentimdrn farklı çıktı ama bu haliyle daha bile çok sevdim sanırım. Dizi ailelerinden yaralı iki insanın aşkını anlatıyor. İkisi için de yaralı demek doğru mu bilemiyorum ama bence ikisi de öyleydi.
Erkek karakterimiz anne babası ölünce abisiyle kalıyor ve abisinin bakımıyla büyüyor. Ama abisi de evi geçindirebilmek için sürekli çalıştığı için başrol karakterimiz kendini evde filmlere veriyor. Bir diğer kendini filmlere adayan karakter de başrol kadının babası. Hatta öyle ki kızına movie adını veriyor. Mubee diye de yazılabilir ama telaffuzu movie şeklinde. Zaten erkek başrolün ilk etkilenme anı kızın adını duyduğu an oluyor. Neyse, kadın karakterin babası işine kendini adayan ve bu süreçte kızını ihmal eden ve sonrasında da ölen biri olduğu için başrol kadınımız babasına ve biraz da kendine filmlerin bu kadar da abartılacak bir yanı olmadığını kanıtlamak için bu sektöre giriyor. Set arkasında çalışırken de başrol erkekle karşılaşıyorlar. Ve tabi ki babasından sonra bağlanma sorunlarıyla baş başa kalan Mubee, aynı babasına benzeyen ve peşinden koşan Gyeom karakterini sürekli reddediyor. Sonra tam ısınmaya başlamışken bir olay oluyor ve şıp 5 yıl atlıyoruz. Ve bu 5 yılda iki başrol hiç görüşmüyorlar ve daha öncesinde figuran oyuncu olan başrol erkek kariyer değişimi yapıyor ve kendisine de inanılmaz uyan bir meslek seçiyor, ki bu da film eleştirmenliği. Gerçekten buna yöneldiği an dedim ki işte tam bu karakterlik meslek. Ve başrol kadın da bu 5 yılda yönetmenliğe başlıyor ve 1 film çekiyor. Ve tabi ki film eleştirmenimiz de bu filmin gösterimine davet ediliyor ve filmlere dayanamayan biri olduğu için hemen izlemeye gidiyor. Ve bu şekilde tekrar karşılaşıyorlar. Sonrasında da aralarında geçen geçmişin hesabı, yarım kalan duyguların yüzeye çıkışını görüyoruz.
Dizi adı gibi tam melodram dizisiydi. İniş çıkışlı, duygusal, romantik sahneleri vardı. İkinci başrollerin hikayesi de keyifliydi. Ve güzel estetiği vardı. Tek olumsuz yönde söyleyebileceğim şey, muhtemelen biraz da benimle alakalı olarak Wooshik ve Boyoung'un enerjisi bana daha çok arkadaş gibi hissettirdi. Sanırım ikisini de daha çok yakıştırdığım partnerleri olduğundan dolayı biraz böyle hissettim. Çünkü bu dizide de yakışmışlardı ve uyumlulardı ve sevdim de ikisini izlemeyi ama bi şey hep eksik gibi hissettirdi. Yine de ikisini izlemek güzeldi yaa. Kesin izleyin diyemem, herkese hitap etmeyebilir ama zaten 10 bölümcük. Bir solukta bitiyor.
Merhabalar, yeni yorumumla geldim. Yine yayımlanırken izlediğim bir diziyle karşınızdayım. Dizi bir işe alım şirketinin CEO'su olan bir kadın ile işten kavulması için bahane üretilen ve sonrasında kadının çalıştığı yerde sekreter olarak işe başlayan yetenekli, bekar bir baba arasındaki ilişkinin…devamıMerhabalar, yeni yorumumla geldim. Yine yayımlanırken izlediğim bir diziyle karşınızdayım.
Dizi bir işe alım şirketinin CEO'su olan bir kadın ile işten kavulması için bahane üretilen ve sonrasında kadının çalıştığı yerde sekreter olarak işe başlayan yetenekli, bekar bir baba arasındaki ilişkinin gelişimini anlatıyor. İngilizce ismi 'love scout' olsa da Korece adı 'benim mükemmel sekreterim'. İngilizce adı daha havalı gibi olsa da bence Korece adı diziyi daha iyi nitelendiriyor. Başta başroldeki CEO, Eunho'nun yani başrol erkek karakterin sekreteri olmasından nefret etse de mükemmel bir kişiliğe sahip olan sekreterinden etkilenmekten kendini alamıyor. Bu yönüyle biraz nefretten aşka dönen ilişkinin olduğu bir dizi diyebiliriz.
Benim dizi hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak gerçekten eğlenceli, sekreteri bayıla bayıla izlediğim, ara ara gözümden kalpler fışkırmasına sebep olan bir diziydi. Fakat şuna değinmek istiyorum. Alışılmışın dışında kadın yönetici erkek sekreter görmüş iken yine yetenekli olsa da sakar ve dağınık kadın, daha disiplinli toplu erkek görmek istemedim sanırım. Ha bu yönünü sevmediğimden değil. Eunho hem çok iyi bir baba hem de her konuda yeteneği olan mükemmel biriydi. Yine de bir noktada mükemmel olan kişinin Jiyeon olmasını istedim. Tek olumsuz eleştirim bu sanırım. Aslında bir tane daha var ama spoilerlı alana saklıyorum dhdkldld. O zaman...
***SPOILER***
Evet geldik rahat konuşma alanına djkdldşd. Öncelikle sevmediğim diğer şey yangın olayıydı. Açıkçası çok da gerekli değildi bence. Tamam hikayede tamamlayıcı bir noktası vardı belki ama çok da etkili değildi diye düşünüyorum. Fazla tesadüfi hissettiriyor. Bir yandan Jiyeon'un babasını affetmesini sağlayan bir olay ve şu anki yaşadıklarının sebebinin çoğu da geçmişteki babasına olan kırgınlığının günümüze yansıması gibi. Bu yüzden mantıklı bir yanı var fakat çok da gerekli miydi bilemiyorum.
Bir de sevdiğim şeylerden bahsedecek olursam o da ikinci erkek ve ikinci kadının arasında gelişen ilişki diyebilirim. Kendi dertlerine yanarlarken, birbirlerine karşılıksız aşklarını anlatırlarken bir de bakmışız ki onlar birbirine aşık olmuş. Bence çok tatlılardı. Genel olarak (karakterin adını unuttum) ikinci erkek sevdiğim bir karakter oldu. Kdramalarda ikinci erkek sendromu dediğimiz şeyi yaşamadım ve başrol kadınla olmasını istemedim ve başrol reddedince üzülmedim ama başından sonuna kadar da sevdiğim biri oldu. Ve açık konuşmak gerekirse bir noktada (hayır dizinin tamamında) başrol erkek karakterle shipledim djdlşdşdsli. Onunla olan etkileşimleri inanılmaz iyiydi bence.
Bunlar dışında diğer karakterler de hepsi güzel işlenmiş ve dizinin tamamlayıcısı olan, diziye katkı sağlayan karakterlerdi. Career way'in yöneticisi olan kadın bile kötü karakter eksikliğini çok iyi tamamlayan biriydi. Dizi boyunca nefret ettirdi kendimden sağolsun. Peoplez ekibi eğlenceli klasik iş yeri yakınlaşmalarını izlediğimiz tatlı bir ekipti. Çocuk oyuncular en sevdiğim detaylardandı. Veeee son olarak Jiyeon ve Byeol arasındaki ilişki dizideki ennnnn iyi şeydi. Seyir zevki en yüksek olan sahneler o ikisinin sahneleriydi bence. Çok, çok iyilerdi. Onları izlemek çok zevkliydi.
***SPOILER SONU***
Dizide yer yer sıkıldım aslında ama dizi kötü olduğu için değildi bu. Tamamen benimle alakalıydı. Dizinin beni çok sarmadığı yerler de oldu. Ama güzel sahneleriyle devam etmemi sağladı.
Sonuç olarak genel anlamda beğendiğim, çok az yeri kötüydü. 12 bölümlük tatlı bir diziydi.
Ne zamandır yorum yapmadım, özledim, şu sıra da hep ongoing izliyorum, bitirdiğim dizi yok diye düşünürken bu diziyi bitirmeme rağmen yorum yapmadığımı farkettim. O yüzden bugün bu diziyi yorumlayacağım. Bitireli biraz oldu ama hatırladığım hatlarıyla yorumlamaya çalışacağım. Öncelikle slow ilerleyen…devamıNe zamandır yorum yapmadım, özledim, şu sıra da hep ongoing izliyorum, bitirdiğim dizi yok diye düşünürken bu diziyi bitirmeme rağmen yorum yapmadığımı farkettim. O yüzden bugün bu diziyi yorumlayacağım. Bitireli biraz oldu ama hatırladığım hatlarıyla yorumlamaya çalışacağım.
Öncelikle slow ilerleyen bir dizi olduğunu bilerek başladığım bir diziydi. Bir süredir o modda olmadığım için listemde olmasına rağmen erteledikçe erteledim. Ve sonunda o moda geldiğimde izledim. Bu dizi hakkındaki en önemli şeylerden biri bu bence. Sadece bu dizi özelinde de söylemiyorum. Bu diziye benzeyen slow modda ilerleyen diziler hareketli dizi ihtiyacınız olduğu zamanlarda inanılmaz sıkıcı geliyor ve yoruyor. Bu yüzden anını bekledim ve o an gelince de izlemeye başladım.
Şimdi dizinin konusuna gelecek olursam içe dönük yaşayan başrol karakterin ailesini ve iş yerini içeren aybı zamanlarda kardeşlerinin de hikayelerine değinen bir diziydi. Bu aile Seul'e uzak ama çok da uzak değil tarzda bir yerde yaşıyorlar. Üç kardeş her gün 1.5 saat yol gidiyorlar işe gidebilmek için. Bunun yoruculuğundan yakınırken aile hayatlarına, arkadaşlarına, iş yerindeki sorunlarına, aşk hayatlarına değiniyorlar. Yani başrolün yanında ailesinin de hayatını görüyoruz. Bu açıkçası bu dizi özelinde sevdiğim bir durumdu çünkü başrol kadın çoook içe kapanık yahu. Ben dışa dönük biriyim ve bu yüzden onu anlamlandıramadığım yerler oldu diye düşünürken diziyi izleyen içe dönük bir arkadaşım onu bike yorduğunu söyledi. İlk başlarda böyleydi evet. Fakat gizemli bir başrol erkek vardı. Bu erkek başrolün hayatını görmeye başladığımız andan itibaren dizinin rengi birazcık değişti. Bence akış olarak mükemmel ilerledi. Sonunu da beğendim sanırım. Başrollerin ilişki dinamiğini sevdim. Çok tuhaf ama bir noktada da tatlı bir ilişkileri vardı. Bu şekilde başlayan bir ilişkide gelişen aşklarını izlemek, birbirlerine değer verişlerini görmek güzeldi. Yine modunda olduğum bir zamanda ilerleterek de olsa tekrar izlemek istediğim bir dizi. Comfort place olabilecek bir dizi bence.
Yine tekrardan izlediğim bir dizinin yorumuyla geldim. Şu aralar o kadar çok çıktı ki karşıma dayanamayıp izledim. Bunun sebeplerinden biri de bu diziyi yayımlandığı sıra izlememdi. Yani güncel izledim bu yüzden hepsini bir anda izleme isteği duydum. Dizinin konusu ünlü…devamıYine tekrardan izlediğim bir dizinin yorumuyla geldim. Şu aralar o kadar çok çıktı ki karşıma dayanamayıp izledim. Bunun sebeplerinden biri de bu diziyi yayımlandığı sıra izlememdi. Yani güncel izledim bu yüzden hepsini bir anda izleme isteği duydum.
Dizinin konusu ünlü bir fotoğrafçının iftira sonucu kariyerinin bir anda yerle bir olmasıyla memleketi Samdal-ri'ye dönmesi ve eski arkadaşlıklarının ve aşkının tekrar gün yüzğne çıkmasını anlatıyor. Bu süreçte başrol kadın karakter Samdal'ın kendisini bulma sürecini ve yaşadığı zorlukları atlatmasını görüyoruz.
Şimdi öncelikle başrollerin klişe olan ama bir yandan da ilgi çekici hikayesi beni hem duygulandıran hem de gülümseten şeylerden. Çok ilginç bir hikayeleri var. Aynı doğum gününü paylaşmaları, annelerinin aynı isme sahip olması ve daha da ötesinde annelerinin arkadaşlığından doğan iki anneye sahip olma duygusu gibi ilginç bir yerden başlayan sonrasında gözyaşlarıyla izlediğimiz sahnelere ev sahipliği yapan tatlı bir hikayeleri var. Benim sevdiğim çocukluktan tanışma hikayelerinden biri bu dizidekiler. Friends to lovers to exes to lovers var. Şimdi düşününce biraz the good bad mother'ı andırdı. İlk izlediğim sıra TGBM'ı henüz izlememiştim şu an yorum yazarken fark ettim bunu. Neyse zaten dediğim gibi klişeye kaçan bir yönü var.
Bunun dışında estetik olarak iyi bir diziydi. Çekimler olsun mekanlar olsun çok güzeldi. Yan karakterler çok renkliydi ve diziyi neşelendirdi. Hanyeo grubu efsaneydi, güzel bir eklemeydi. Özellikle bu tarz kasaba dizilerinde yaşça büyük dedikoducu kasabalar olmazsa olmaz gibi. Bu dizide de hanyeo takımı bu görevi üstleniyordu. Ayrıca Samdal'ın arkadaş grubunu onların desteğini ve birliğini görmek duygusaldı. İzlerken kendimi Samdal'ın yerine koyarak izledim. Tek başına kalmış gibi hissettiği Seul'den memleketi Samdal-ri'ye dönünce aslında yalnız olmadığını anladı. Bütün destekçileri oradaydı ve hep yanında oldular. Bir sahne var en sevdiğim sahnelerden biri. Ona iftira atan asistanı Samdal-ri'ye geldiğinde Samdal ona 'Utanmadan nasıl buraya geldin?' diye sorduğunda asitanı 'Burası senin bölgen falan mı?' diyor ve Samdal da anında 'Evet, öyle' diye cevap veriyor. Beni en çok etkileyen sahnelerden biriydi. Seul'deki kurtlar sofrasından sonra memleketini kendi bölgesi olarak görmesi ve kendini orada çok daha güvende hissetmesi çok güzeldi. İlk döndüğünde dönmüş olmasından dolayı utanmasına rağmen dizi ilerledikçe memleketini benimsedi ve güvenli alanı olduğunu anladı. Bu yönden karakter gelişimini izlemek keyifli ve ilham vericiydi. Benim kalbime dokunan dizilerden sanırım. Tekrar izleme sebeplerimden biri de bu.
Sevdiğim tarzda bir temaya sahip sevdiğim oyuncuların oynadığı güzel estetikli bir diziydi diye özetleyebilirim.
Yeni yılda bitirdiğim ilk dizinin yorumuyla geldim. Bu dizi hakkında iyi şeyler duyduğum bir diziydi ve izledikten sonra ben de iyi şeyler hissederek bitirdim. Dizi öncelikle bir saray dizisi. Bu yüzden bol bol saray entrikası içeriyor. Bir kraliçenin çocuklarını sarayın…devamıYeni yılda bitirdiğim ilk dizinin yorumuyla geldim. Bu dizi hakkında iyi şeyler duyduğum bir diziydi ve izledikten sonra ben de iyi şeyler hissederek bitirdim.
Dizi öncelikle bir saray dizisi. Bu yüzden bol bol saray entrikası içeriyor. Bir kraliçenin çocuklarını sarayın çirkin yüzünden korumaya çalışması hikayesi de diyebiliriz. Hikaye de bu kraliçe ve çocukları daha doğrusu başta veliaht prens olmak üzere prensleri üzerinden ilerliyor. Zira hiç prensesi olmamasına karşın 5 tane oğlu var bu kraliçenin. Ve veliaht prens haricindeki prensler hayatı daha az ciddiye alan yapıya sahipler. Kraliçe de tam anlamıyla onların koruyucusu niteliğinde. Dizinin ismi de buradan geliyor muhtemelen.
Kraliçe dedim ama bu kraliçenin kraliçeliğinden önce anneliği ön planda. Öyle ki izlerken anne duygusuyla dolup taştım. Makamı sadece anneliğini ve o çocuklarını koruma içgüdüsünü daha kolay gerçekleştirmesini sağlıyor. Tabi zaman zaman da ters yönde etki ediyor. Bütün söylediklerimin de ötesinde aynı zamanda çok güçlü bir kadın görüyoruz. Kolay kolay pes etmeyen, idealleri olan, anneliğini kendi çocukları dışındaki insanlar üzerinde de görebildiğimiz ve bazı zamanlarda helal be diyebildiğimiz bir karakter. Hırçınlığının yanında çok güzel kalbe sahip biri. İzlerken hayranlıkla izledim. Kraliçenin oğullarıyla olan ilişkisi olsun, prenslerin birbiriyle olan ilişkisi olsun tam bir aile izledim gibi hissettirdi. Tek farkı sarayda yaşıyor olmalarıydı. Bu yüzden hepsi de saray entrikasından nasbini aldı.
Dizide bazı kamera hataları dışında gözüme çarpan olumsuz tek bir şey bile yok sanırım. Sahneler çok iyi yazılmıştı bence. Metaforik göndermeleri vardı ve replikler oyunculuklar çok iyiydi. Özellikle bazı sahneler o kadar derindi ki izlerken gözyaşlarımı tutamadım. Aynı zamanda eğlenceli bir diziydi. Bazen olaylar biraz yavaş ilerliyor gibi hissettirse de her bölüm merakta bırakan diziye bağlayan niteliğe sahipti. Başlarken bu kadar seveceğimi düşünmemiştim ve sanırım bu yüzden etkisi daha da büyük oldu. Beklentimin üzerine çıktı ve keyifle izledim.
Öncelikle... İlginç bir diziydi. Biraz klişelerle doluydu ama diziyi sevdim. Dizinin konusu dudaklarının değdiği kişinin geleceğini gören bir kadının patronuyla yanlışlıkla öpüşmesi sonucu gelecekte onunla birlikte olduğunu görmesini ve sonrasında gelişen olayları ele alıyor. Bu kız bu yeteneğinden dolayı hep…devamıÖncelikle... İlginç bir diziydi. Biraz klişelerle doluydu ama diziyi sevdim.
Dizinin konusu dudaklarının değdiği kişinin geleceğini gören bir kadının patronuyla yanlışlıkla öpüşmesi sonucu gelecekte onunla birlikte olduğunu görmesini ve sonrasında gelişen olayları ele alıyor. Bu kız bu yeteneğinden dolayı hep sevgilileriyle sorun yaşamış ve sonunda da bir şekilde ayrılmış birisi. Bu yüzden kendini işine adamış. Bu kızın patronu olan kişi de tam gıcık ama disiplinli patron rolüyle yer alıyor. Kızın işinde iyi olmasının sebebi de patronu zaten. Onun sert ve otoriter halinden çok şey öğrenmiş ve her ne kadar patronundan haz etmese de ona benzemeye başlamış birisi. Kadının yetenekli halleri ona sempati kazanmamı sağlayan şeyler olsa da bazı sahneler vardı ki ben onun yerine utanmaktan sahneyi izleyemedim. Başta da dediğim gibi klişeler çok fazlaydı bence. Yine de o kadar hızlı aktı gitti ki hemen bitti. Bu yüzden sevdim. Uzatılmamış olması ve olayların tadında bitmesi güzeldi.
***SPOILER***
Şimdi rahat konuşma alanına geldik djxklxld. İlk olarak adamın yeteneğini gözümüze sokmalarına rağmen asıl olarak emin olunan sahneyi çok büyük bir şey ortaya çıkmış gibi lanse etmelerine patladım. Cidden mi yani??? Ve klişe demişken yine mi çocukluk aşkı yaa... Çocukluk aşkı konusunu çok severim ama kdramalarda o kadar kullanılıyor ki bıktırdı. Ve bu dizide özellikle öyle bir şey olmasın istemiştim. Ama şükürler olsun ki o kısmını güzel bağlamışlar. Gerçekte de olan mistik ögeleri kullanarak ikisinin de yeteneklerini nasıl elde ettiklerine değinmişler ki çok mantıklıydı. Bu yüzden her ne kadar istememiş olsam da çocukluktan tanışık olmaları mantıklı geldi. İkisi de yaşadıkları olaydan sonra yetenek kazanmış kişiler olarak birbirlerine uyumlulardı. Hatta o kadar ki şirket çalışanları bile ikisini yakıştırıyordu. Öte yandan yeteneklerini kaybettiklerinde girdikleri tavırlar bir yandan onların ilişki dinamiklerini yansıtsa da diğer yandan aşk böcekleri görmek istedim sanırım. Gerçi öyle bir diziydi ki daha başlardan samimiyetleri yüksekti xjxlxşşdsk. Samimiyet demişken kızın gelecekte gördüğü sahneyi gerçekleştirmek istedikleri zamanki halleri çok komikti. İnanılmaz keyif aldım o kısımdan. Ve gelecek görmeli dizilerde değiştirme çabası ve değişmesi bana mantıksız geliyor. Bazılarında sorun değil tabi ama özellikle konu kötü bağlanıyorsa can sıkıcı oluyor. Bu yüzden bu dizide sevdiğim şeylerden biri geleceğin değişmiyor oluşuydu. Kız gördüklerini yanlış yorumlayabilse de olacak olan oluyordu. Bence iyi olmuş bu şekilde olması. Ve son olarak dizideki yan çiftin ilişki dinamiğine bayıldım. İki yan çift için de söylüyorum bunu. Benim için ana karakterlerin önüne geçti hatta neredeyse. Dizi genel olarak keyifliydi ya tüm olumsuz eleştirilerime rağmen.
***SPOILER SONU***
Sonuç olarak izlenebilir diziydi. Mükemmel bir dizi asla değildi. Hatta iyi bir diziydi de diyemem. Ama normal kalitede hızlıca biten ilginç konulu bir dizi. Bu yüzden izleme listenizdeyse bir göz atabilirsiniz ama kesinlikle izleyin diyemem. (Bütün bu dediklerime rağmen diziyi sevdiğim için yüksek puanladım djdlşdşdid)
Neredeyse k-drama izlemeye başladığım ilk zamanlardan beri listemde olan bir diziydi. Bir solukta bitirdim diyebilirim. Dizi farklı farklı sebeplerle yaşayacak yer arayan gençlerin ortak arkadaşlarının evinde yaşamak istemesi sonucu birlikte yaşamalarını ve hepsinin ayrı ayrı özel hayatlarındaki sıkıntıların üstesinden gelme…devamıNeredeyse k-drama izlemeye başladığım ilk zamanlardan beri listemde olan bir diziydi. Bir solukta bitirdim diyebilirim.
Dizi farklı farklı sebeplerle yaşayacak yer arayan gençlerin ortak arkadaşlarının evinde yaşamak istemesi sonucu birlikte yaşamalarını ve hepsinin ayrı ayrı özel hayatlarındaki sıkıntıların üstesinden gelme çabasını anlatıyor. Işıl ışıl bir gençlik dizisi. Uyarılarında yer aldığı gibi ağır temaların da işlendiği belli açılardan ilham verici de olabilecek güzel bir diziydi. Pek çok klişe vardı. İstediğimin bu olduğunu bile bilmeden başladım. Klişeler bazen güzeldir. Klişe izlemeyi özlemişim, öyle hissettim izlerken. Aşk üçgeni, çocukluktan gelen arkadaşlık ve aşk arasındaki o ince çizgi, iç ısıtıcı arkadaşlıkların yer aldığı bir diziydi. Özellikle aşk üçgeni ön plandaydı. Öyle ki ikinci erkek sendromu yaşadım çok fena bir şekilde. Yeri geldiğinde duygulandım, ağladım yeri geldiğinde kahkaha attım. Öyle bir diziydi. Şimdi yine neredeyse her yorumumda yaptığım gibi derine ineceğim. Tabi ki derine ineceğim yerler biraz spoilerlı olacağı için yine uyarımı koyuyorum.
***SPOILER***
İlk olarak üstte de bahsettiğim gibi ikinci erkek sendromu yaşadım. Kız Dohyeonla olmadığı için kahroldum adeta. Song-i'nin annesini bulmaya gittiği bölüm Song-i Dohyeon ilişkisi için ciddi bir kırılma noktasıydı. Aynı şekilde Tae-o ile Sehyeon ilişkisi için de. Ki zaten döndüklerinde ayrıldılar. Dizinin ilerleyişinden sonunda Song-i'nin Tae-o ile olacağı bariz gibi olsa da Dohyeon ile olan ilişkisi o kadar derin ve bağlayıcıydı ki ayrıldıklarında cidden çok üzüldüm. O ikisi çok benzer noktalara sahiplerdi ve çok uyumlulardı bence. Onların ilişkileri beni çok farklı noktadan etkiledi. Bunun yanında Tae-o ile olan ilişkisi de öyleydi ve ben çocukluk arkadaşlığını çok severim, her ne kadar klasik bir Kore dizisi klişesi olsa da. Song-i'nin ikisiyle olan sahneleri de karnıma ağrılar sokacak cinstendi. Haliyle kıskançlık sahneleri de fazlaydı ve benim dizilerde en sevdiğim şeylerdendir kıskançlık. Aşkı belli eden en büyük şey aşırıya kaçmadığı sürece. Ben böyle düşünüyorum. Ki zaten bu dizide de Tae-o'nun aşkını herkesin fark etmesinin sebeplerinden biri de buydu bence. Kendi aşkını farketmesini sağlayan şey de kıskançlığıydı. Bu yüzden ayrı bir öneme sahipti. Ana karakterler dışında yan karakterlerin arasında gelişen arkadaşlığı sonrasında gelen aşkı izlemek de keyifliydi. Çok şapşal bir ilişkileri vardı ve diziye renk katan şeylerden biriydi. Ve bütün bunların hepsinin dışında, aşk dışında, arkadaşlık hissi o kadar ön plandaydı ki hem iç ısıtan hem de duygulandıran güzel bir arkadaşlık izledik. Hepsinin kendince eksik olduğu yanlar, kalp kırıklıkları vardı ve yaralarını birlikte sarmaları özellikle dizinin sonunda yüzümde gülümsemeyle bitirmemi sağladı.
***SPOILER SONU***
Klişe izlemek isteyen biri rahatlıkla bu diziyi izleyebilir. Özellikle aşk üçgeni, kıskançlık, friends to lovers tarzı şeyleri seviyorsanız bu dizi sizin için güzel tercih olacaktır. Aynı zamanda içinde aile ile olan sorunlara da yer veren bir dizi. Hatta hepsinin kırgın olduğu nokta ailesiyle alakalı sorunlardan ortaya çıkıyor. Bu da bir yandan k-drama klişesi zaten. Klişeye ihtiyaç duyduğunuz bir anda izlenebilecek iç ısıtan bir solukta da biten tatlı bir dizi.
Perfect Marriage Revenge izledikten sonra dayanamadım ve bu diziyi tekrar izledim. İkisi de güzel diziydi ama bu karşılaştırmalı bir yorum olacak baştan belirteyim. İki diziyi gerçekten karşılaştırmak istemiyordum, konuları benzer olsa da farklı diziler ama o kadar benzerlik var ki…devamıPerfect Marriage Revenge izledikten sonra dayanamadım ve bu diziyi tekrar izledim. İkisi de güzel diziydi ama bu karşılaştırmalı bir yorum olacak baştan belirteyim. İki diziyi gerçekten karşılaştırmak istemiyordum, konuları benzer olsa da farklı diziler ama o kadar benzerlik var ki birini gördüğünde diğerini hatırlatıyor ister istemez. Bu yüzden karşılaştırmalı yorum yapmak istedim özellikle de art arda izlemiş olduğum için.
İki dizi arasındaki temel ve en büyük fark PMR'de 1 yıl geçmişe dönmüşken MMH'da 10 yıl geçmişe dönüyorlar. MMH gerek iş yerinde gerek evlilik hayatında stres yaşadıktan sonra mide kanseri olan kadının en yakın arkadaşı bildiği kişiyle kocasının birlikte olduğunu görüp üstüne kendi ölümünden sonra ne kadar para alacaklarından bahsettiklerini duyduktan sonra bir arbede yaşıyorlar ve kız ölüyor. Ve kendisini 10 yıl öncesinde kocasıyla daha evlenmeden önceki halinde buluyor. Ve kocasından ayrılıyor. Diğer temel fark burada başlıyor. Bu dizide kaderde ne varsa her türlü yaşanıyor ama başkası senin kaderini devir alabiliyor. Bunun üzerine başrol kocasıyla kendisinin değil en yakın arkadaşının evlenmesini sağlamaya çalışıyor. Bu yüzden adının hakkını veren bir dizi. Marry My Husband. PMR'le ortak noktaları iki karakterin de ölmesi ve kocasıyla evlenmeden önceki haline dönmesi sanırım. MMH'ın geçmişin değişmeyeceği sadece başkasının üzerine aktarılabileceği fikri daha çok hoşuma giden noktalardan sanırım. İntikamı da daha tatlı yapan noktalardan aynı zamanda. Çünkü uzun bir yaşanmışlık var. Pişman olunan kararlar var. Ve direkt ayrılırım bitsin olmuyor başka birine aktarması gerekiyor ve bu da dizide daha çok iniş çıkış olmasını sağlıyor. Ama eminim ki birini seven diğerini de sever muhtemelen. Ve eminim ki başkaları da karşılaştırdı dizileri çünkü imkansız gibi bir şey karşılaştırmamak. Ne zaman benzer konulu diziler izlesem sonunda gidip ilk izlediğimi yine izlerim. Bu sefer de öyle oldu.
Şimdi daha açık açık konuşacağım spoilerlı kısma geçeceğim. Muhtemelen burada karşılaştırma daha az olacak.
***SPOILER***
MMH izledikten sonra emin oldum ki MMH başrolündeki kadın olan Jiwon'un intikamı çok daha tatmin ediciydi. İkisi de intikam açısından seyir zevki olan diziler olsa da bunun sebebinin MMH'da yer alan kötü karakterlerin içleri çürümüş derecede kötü olması muhtemelen. Yani PMR'de bir noktada bazı karakterlere acıdığımı söylemiştim ama MMH kötü karakterleri akıl almazdı. Zaten PMR'de tek bir asıl kötü vardı aslında o da üvey anneydi. Ve kötülüklerini göze çarpa çarpa yapıyordu. Ama MMH'da iyi gibi görünüp minnoş davranışlarla kızın yanında durmalarının yanı sıra asla yaptıklarını kabul etmiyor ve yalan üstüne yalan söylüyordu. Asıl kötü karakterin Jiwon'un arkadaşı olan Sumin olduğunu düşünüyorum ve kesinlikle akli dengesi yerinde olan biri değil Sumin karakteri. Aynı şeyleri yaşamış olmalarına rağmen sırf babasının kızına olan sevgisini gördüğü için Jiwon'un elindeki her şeyi almak istemesi ve bunu gerçekten hakkı olarak görmesi çok aşağılıkçaydı. Ve son anına kadar Jiwon'un bencil olduğunu düşünmesi her şeye onun sahip olduğunu düşünmesi sinir krizi geçirtecek nitelikteydi. Özellikle 2023 yılında olanları gördükten sonra. Sumin'in düşünme şekli çok hastalıklıydı. Jiwon'un her şeyini kıskanıyor, her şeyi elinden almak istiyor ama aynı zamanda yanındaki tek kişi olmak istiyordu. Tek arkadaşı o olsun Jiwon onu ne yaparsa yapsın desteklesin istiyordu. Bu açıdan benim için ilk tatmin edici sahne ve içimin yağlarını eriten ilk sahne ormanda oynadıkları oyunda Jiwon'un Sumin'in saçını başını yoluşu ve istediğini sonuna kadar engellemesiydi. Ondan önce de soğuk yaptığı yerler vardı, okul yemeği sahnesi de efsaneydi ama ilk gerçek anlamda oh be dediğim yer ormandaki kavga sahnesiydi cidden. Sumin bütün hayatı boyunca Jiwon'un elinden gizlice her şeyi almıştı ki cidden nefret edilesi biriydi. Bu yönden eşleştirmeli gidecek olursam PMR'deki başrolün kardeşi gibiydi. Ama tam da dediğim nokta burada başlıyor. PMR'deki üvey kardeş Sumin kadar içi çürümüş değildi. Evet potansiyeli vardı ama çok daha masumane kalıyordu bence. Sumin'i izleyen ne demekstediğimi anlar muhtemelen.
Sumin bir yana diğer içi çürümüş diyemesem de dizi boyunca çürüyen biri olan Jiwon'un eski kocası Minhwan karakteri de bu kadarı da olmaz dedirtti. Hak ettiği sonu buldu. Öldüğünde acıdım gibi oldu bir saniyelik ama sonra yaptıkları gözümün önünden geçti ve hak etti dedim. İçinin yavaş yavaş çürüdüğünü söyleme sebebim muhtemelen bütün bunlar olmadan önce o kadar kötü biri değildi. İçinde hep vardı evet ama gizli tutuyordu. Bu noktada Sumin'den ayırma sebebim Sumin'in içinde tutmaması ve kininin farkında olup git gide ve bile isteye içindeki kini büyütmesi. Jiwon'un yüzüne karşı olmasa da alttan alta herkesi Jiwon'dan uzaklaştırdığı için içinde tutmaması diyorum. Yoksa Jiwon'a karşı hep iyi gibi görünmüş. Ama Minhwan bir yerde saf diyebileceğim biriydi. Para hırsı aşkından fazla olduğu için kimseye bağlı kalamayan biriydi. Tamamen kendi menfaati üzerine yetiştirilmiş ve bu şekilde davranan ana kuzusu klasik bir red flag erkekti. Bunu en iyi gözlemlediğimiz yerin Sumin'e sen evlenilecek biri değilsin dediği yer olduğunu düşünüyorum. İçten pazarlıklı her şeyini kendi menfaati doğrultusunda içten içe hesaplayan bu yüzden Jiwon'la evlenmek isteyen biriydi. Konfor alanının bozulmasından nefret eden biriydi aynı zamanda. İlk Jiwon ayrılmak istediğini söylediğinde ona saldırmasından belliydi bu da. Karnım doysun pastam dursun sözüne layık biriydi. Jiwon'u intikam planında en zorlayan şey de onun bu karakteriydi. Açıkçası biraz da aldatan erkekte görmeye alışık olduğumuz davranışları vardı. Jiwon'u sözde 'evlenilecek' kadın olarak gördüğü için aldatmasına rağmen yanından ayrılmadı ve sonuna kadar gitmeye çalıştı. İstediğini elde edemeyince de her şeyini kaybetmeye yakın öldürmeye bile çalıştı. En çirkin yüzü zaten cinayet işlemeye hazır olduğu zamanlarda çıktı. Paranın Minhwan için hayatındaki en değerli şey olduğu da parasız kaldıktan sonraki tavrından sonra ortaya çıkmış oldu.
Ve son olarak bahsedeceğim kötü karakterler aileler olacak. Bunların yanında başrol erkeğin ex nişanlısı Yura karakterinin de bahsi geçecek muhtemelen. Ve bir kez daha karşılaştırma yapacağım çünkü en azından PMR'de kızın üvey annesiydi kan bağı yoktu falan. En sinirlendiren şey kızın öz annesinin başka adamla kaçıp yıllar sonra para koparmak için gelmesi başaramayınca da yine para koparmak için öz kızının ölümüne göz yumması o kadar mide bulandırıcı bir şeydi ki. Diğer herkesi bir noktada anlamaya çalışırım en azından ama Jiwon'un annesi cidden izlerken yüzümü ekşitmeme sebep olan iğrenç biriydi. Sumin'in babası klasik kötü babaydı. Sumin bir noktada babasının kötülüğüyle benzerlik gösteriyordu. Sumin'in aile özleminin ve aile eksikliği çekmesinin temel sebebi babasıydı zaten. Ve Minhwan'ın annesi klasik kötü kayınvalide figürüydü. En gıcık olduğum yanı sürekli Jiwon'un aile eksikliğini yüzüne vurup ben seni adam edeceğim tavırlarına girişiydi. O da mide bulandırıcı karakterlerden biriydi. Dizideki en sevdiğim sahnelerden biri de aile tanışmasında Jiwon'un kadına haddini bildirdiği sahneydi. Son olarak Yura da nereden çıktığı belli olmayan ağzında gümüş kaşıkla doğmuş istediği her şeyi yapıp sonuçlarını ödeyeceğini düşünmeyen ve muhtemelen sırf Jihyuk'un kaderine üstüne alması için diziye giren kötü karakterlerden biriydi. Açıkçası kötü karakterler arasında en anlayabildiğim o oldu. Yine hastalıklı düşüncelere sahip olan biri olsa da bu şekilde büyüdüğü için bir noktada yaptıkları anlaşılabilirdi. O da kendi sonunu kendi yazmış oldu. Hak ettiğini buldu.
Ve biraz da iyilerden bahsedelim değil mi? Başrol erkek karakterimiz Jihyuk görünce gözlerimden kalpler fışkırmasını sağlayan Minhwan ne kadar red flag ise bir o kadar green flag olan bir karakterdi. Sonuna kadar Jiwon'un yanında oluşu ve beraber kaderlerini yeniden inşa etmelerini izlemek inanılmaz keyifliydi. Herkesin yanımda böyle biri olsun demek isteyeceği biriydi. Jiwon'a olan aşkı yıllar boyunca sabit kalmış ve sonunda yine onu korumak için geçmişe gelmiş bir karakterdi. Sevdiği kadına sonuna kadar destek oldu ve güzel sevdi. Aslında kendisinin de söylediği gibi hayatı mükemmel yazılmış bir roman gibi olsa da o aşkına sahip çıkmak için o romana Jiwon'u eklemeye kararlıydı. Romanı bozulacak olsa bile. Bu yüzden dizinin parlayan yıldızıydı. Tabi ki Jiwon ile birlikte. Ve Jiwon... İntikam bu kıza çok yakışmış. Onun o güçlü duruşu ve Sumin gibi bir erkeğin dayanağı olmasına ihtiyacı olmayan bir duruşu vardı. Tabi ki Jihyuk bunu bir noktada bozdu diyebiliriz ama tamamen kendi isteğiyle yaptı. Jiwon ihtiyacım yok dese de kaldı. Ona kendisini savunmasını öğretti ve zamanı geldiğinde de sahneden çekilip Jiwon'un mücadelesinin izleyicisi oldu sadece. Jiwon da yeri geldiğinde onu kabul etti ama asla ondan medet ummadı. Eski nişanlısı ortaya çıktığında ondan ayrıldı hatta. Tek başına mücadele etmeye de sonuna kadar hazırdı. Bu noktada The Glory'deki başrol kadınla erkeğin ilişkisine de benziyor ilişkileri. Sahne kadının olsa da arkadaki kılıç gibiydiler bu iki dizideki erkekler. Güzel tamamlayıcılardı ve ilişkilerini, mutlu oluşlarını izlemek tatmin ediciydi.
Son olarak (bu sefer gerçekten son djdlldşdşd) Jiwon'un arkadaşları ve sonunda oluşan o küçük ama iç ısıtıcı aile hissi veren kişilerden bahsedeceğim. Sumin her ne kadar kendisinin Jiwon'un tek arkadaşı olduğunu sonuna kadar iddia etse de bu üçlünün arkadaşlığına engel olamadı. Çok tatlı bir noktadan başladı ve tatlı bir şekilde devam etti. Jiwon gerçek arkadaş nedir gördü, öğrendi. Sonunda da tatlı bir ilişkileri oluştu hepsinin. Birbirlerine değer veren ve gerçek aile gibi olan tatlı bir gruplardı.
***SPOILER SONU***