"Sana bir şey sorabilir miyim? En çok neyi severdin?" Seth adlı ölüm meleği her insana soruyor bu soruyu öldükten sonra. Hepsinden bambaşka cevaplar geliyor tabii. Ben de düşünüyorum birkaç gündür bu soruyu. Sevdiğim şeyler var ama en çok neyi seviyor…devamı"Sana bir şey sorabilir miyim? En çok neyi severdin?"
Seth adlı ölüm meleği her insana soruyor bu soruyu öldükten sonra. Hepsinden bambaşka cevaplar geliyor tabii. Ben de düşünüyorum birkaç gündür bu soruyu. Sevdiğim şeyler var ama en çok neyi seviyor olabilirim?
Peki size sorsalar ne derdiniz? Tüm yaşamınız gözünüzün önünden akıp geçerken o an film şeridi gibi. Ne gelirdi aklınıza? Hangi anınız? Hangi eşyanız? Kim gelirdi o an aklınıza? Hangi pişmanlığınızı hatırlardınız? Üzdüğünüz insanlar gelir miydi aklınıza yoksa sadece sizi üzenler mi? Yaşadıklarınız mı gelirdi aklınıza yaşayamadıklarınız mı? İyilikleriniz mi kötülükleriniz mi? Dokunduğunuz hayatlar mı size dokunan hayatlar mı ağır basardı filminizde. O an evet hazırım gidelim mi derdiniz hayır düzeltmem gereken durumlar var biraz daha mı derdiniz? O an anlarız belki de kim olduğumuzu?
Etken miyim ben yoksa edilgen mi?
"Her geçen gün birçok insanı silip bir kenara iteriz. Hiçbir zaman görüşmeyeceğimiz veya yakın arkadaş olabileceklerimizi..." - Bazı kişiler var aklımda kalan. Eğer girseydi hayatıma neler değişirdi bu günümde diye düşündüğüm. Bazı kişiler de var keşke şimdi tanışmasaydık dediğim. Sanırım…devamı"Her geçen gün birçok insanı silip bir kenara iteriz. Hiçbir zaman görüşmeyeceğimiz veya yakın arkadaş olabileceklerimizi..."
- Bazı kişiler var aklımda kalan. Eğer girseydi hayatıma neler değişirdi bu günümde diye düşündüğüm. Bazı kişiler de var keşke şimdi tanışmasaydık dediğim. Sanırım yeterince çaba sarf etmiyorum insanları hayatımda tutabilmek için demek ki yeterince istemiyorum yanımda kalmalarını.
"Gelecek geldi de ben hazır değilim gibi hissediyorum." Bayağıdır bu şekilde hissediyorum. Her yeni gelişmede hazır değilim hayır şimdi değil demek istiyorum. Her şey bir şekilde halloluyor. Kimisi iyi kimisi kötü sonuçlanıyor ama o da bitiyor. Hiçbir zaman tam olarak…devamı"Gelecek geldi de ben hazır değilim gibi hissediyorum."
Bayağıdır bu şekilde hissediyorum. Her yeni gelişmede hazır değilim hayır şimdi değil demek istiyorum. Her şey bir şekilde halloluyor. Kimisi iyi kimisi kötü sonuçlanıyor ama o da bitiyor. Hiçbir zaman tam olarak hazır olamıyoruz.
Neyse. Filmi sevemedim. Hint filmi deyince aklına Bollywood'un danslı, eğlenceli filmleri gelen biri olarak bu film fazlaca az diyaloglu ve karanlık çekimli geldi. Bağımsız sanat filmlerini severim aslında ama ana karakterlere ısınamadım sanırım. Sonlara doğru olan mağara sahnesinin giriş kısmının sinematografisini beğendim sadece.
"Tanıdık ve konforlu olan her şeyi arkanızda bırakabilecek kadar cesursanız ki bunlar evinizden , eskiden içinizde kalan gücenmeye kadar her şey olabilir. Gerçeği aramak için bir yolculuğa çıkarsanız ki bu yolculuk içinizde ya da dışarıda olabilir. Bu yolculuk boyunca başınıza…devamı"Tanıdık ve konforlu olan her şeyi arkanızda bırakabilecek kadar cesursanız ki bunlar evinizden , eskiden içinizde kalan gücenmeye kadar her şey olabilir. Gerçeği aramak için bir yolculuğa çıkarsanız ki bu yolculuk içinizde ya da dışarıda olabilir. Bu yolculuk boyunca başınıza gelecek her türlü olaya ipucu olarak bakmaya niyetliyseniz ve yol boyunca tanıştığınız herkesi bir öğretmen olarak kabul edebilecekseniz, hazırsanız en önemlisi de kendiniz hakkındaki en zor gerçeklerle yüzleşip affedebilecekseniz işte o zaman gerçek sizden saklanmaz."
Şimdi film bu paragrafla bitiyor. Sanki hayatın sırrını keşfetmiş de onun tarifini verirmişcesine bir paragraf. Bana mı çok basit geldi. En baştan zaten Liz'in hayali geziler değil miydi? Arkadaşının kutusunda bebek eşyaları varken onda gitmek istediği ülkelere dair şeyler var. Liz'in konfor alanı evde oturmak ya da aile kurmak olmamış hiç. Buna zorlanmış gibi. Üç ülke gezdi. Farklı kültürlerle tanıştı, deneyimledi. En son yine bir adamla gitti. Bu son muydu peki? Eski evliliğinin ilk günü de muhtemelen böyle bitti. Biz devamını, yıkıcılığını izledik ama. Bunu farklı kılan ne? Ketut; bazen aşk için dengeni kaybetmek dengeli hayatın bir parçasıdır diyor. Liz de hemen ikna oluyor ve adama koşuyor. Bu muydu kendi gelişiminin son noktası. Kadın yine bir ilişkiye zorlandı farkına varmadan. İki gün sonra kavga edeceklerine eminim. Adamın da hayatını mahvetti
Benim Liz karakterini iki saatte tanıdığım kadarıyla insanlarla kolay arkadaş olabilen biri ama uzun süre de dayanamıyor. İlişkileri kısa süreli. Onlara değer veriyor ama çok bunaltsınlar da istemiyor. Monoton hayatı sevmiyor. Devinim onun kelimesi. Karşıya varmak falan değil. Bir yere ait hissetmiyor. Birine bağlı hissetmiyor. Farklı deneyimleri seviyor.
En azından sonunda ne istediğini anlayabilmiş, daha ayakları yere sağlam basan bir kadın çizilebilmiş olsaydı daha tatmin edici olurdu. Adama da yazık oldu kadına da. Bilmiyorum ben mi yanlış düşünüyorum.
Dolce far niente: hiçbir şey yapmamanın tatlılığı
Seva: özverili gönüllü hizmet
Antevasin: sınırlarda yaşayan
"Buradaki insanların nasıl olduğunu soracak olursan, vereceğim cevap, her yerdeki gibi olur. İnsanoğlu çok monoton. Çoğu, zamanın neredeyse tamamını geçimleri için çalışarak geçirir. Ve ellerine kalan kısıtlı özgür zamanda da çok sıkıldıkları için bundan nasıl kurtulacaklarının yolunu arar dururlar. Ah,…devamı"Buradaki insanların nasıl olduğunu soracak olursan, vereceğim cevap, her yerdeki gibi olur. İnsanoğlu çok monoton. Çoğu, zamanın neredeyse tamamını geçimleri için çalışarak geçirir. Ve ellerine kalan kısıtlı özgür zamanda da çok sıkıldıkları için bundan nasıl kurtulacaklarının yolunu arar dururlar. Ah, insanoğlunun kaderi!
Ana karakterimiz Werther, birçok kişi tarafından anlaşılamayacak kadar duygusal biri. Kaldı ki (ırkçılık yapmak istemem ama) bir de Almanya'da yaşıyor. Duygularını abartıyor da abartıyor, en ufak meseleleri bile kafasında on kez kuruyor. Şimdinin tabiriyle bayağı bir overthinkliyor. (Üzgünüm Türkçemizi çok severim ama en iyi bu kelimeyle anlaşılabilir gibi geldi) Ancak bu kadar düşünme ona sorunlarını çözdürtmüyor. Tam tersi ne zaman az biraz sıkılsa, bunalsa oradan kaçıyor. E en son da dünyadan kaçıyor.
Ben Werther'in sorununun aşk acısı olduğunu da düşünmüyorum. Werther acı çekmeyi seviyor. O melankolik havayı seviyor. Yoksa Charlotte'la birlikte olsaydı dünyanın en mutlu insanı falan olmayacaktı. Yine bir şeyleri dert edecekti.
Kabul etmeliyiz ki Wertherler hayatımızda varlar. Her insan kaya gibi olacak diye bir kural yok.Toplumun bu insanlara ihtiyaçları var. Sanatçılar böyle insanlardan çıkar. Bize düşen onları dönüştürmeye çalışmak yerine, onlar yerlerini bulana kadar belki biraz daha tolerans göstermek.
"Zavallı kalbime hasta bir çocuk gibi bakıyorum ve onu hep memnun etmeye çabalıyorum."
Kitabın ismi içeriğiyle ancak bu kadar uyumlu olabilirdi. Uçsuz bir deniz, yaşlı bir adam, balıklar ve yaşlı adamın düşünceleri. Sadece bu, bu kadar. Ayrıntılı karakter analizleri, karışık olay örgüleri, sürekli değişen duygular hiçbiri yok. Kitap boyunca tek bir amaç var.…devamıKitabın ismi içeriğiyle ancak bu kadar uyumlu olabilirdi. Uçsuz bir deniz, yaşlı bir adam, balıklar ve yaşlı adamın düşünceleri. Sadece bu, bu kadar. Ayrıntılı karakter analizleri, karışık olay örgüleri, sürekli değişen duygular hiçbiri yok. Kitap boyunca tek bir amaç var. Balığı yakalayıp eve götürebilmek ve ana karakterimiz bunu başarmada çok kararlı.
Buradan sonrası spoilera girecek. Çünkü biraz kitabı hayatla özdeşleştirip beyin fırtınası yapacağım. Yaşlı adam onca sağlık sorununa, ilerlemiş yaşına rağmen hiçbir an yoruldum, uykusuzum, açım eve döneyim, aman boşvereyim diye düşünmedi, çabaladı. Peki bunca emek ona ne kattı? Elde var sıfır. Yaşlı adam önceden bilseydi dönüş yolunda balıktan geriye kayda değer hiçbir şeyin kalmayacağını bu kadar çabalar mıydı acaba?
Hayat da bu şekilde bir şeyler için çabalıyoruz sürekli. Önümüze zorluklar çıkıyor mu? Evet her zaman. Onları atlatıp atlatamayacağımız kesin mi peki? Çok çalışsak çabalasak da yapamayabiliriz. E o zaman başlamaya gerek var mı? Ama belki de başaracağız. O zaman da denemeye değmez mi? Yapamasak da bu yol bize bir şeyler katmaz mı?
Peki yaşlı adam yaşlı adam olmasaydı. Genç, güçlü bir delikanlı olsaydı o zaman dönebilir miydi eve o balıkla? Yani bazı şeyleri yapmak için hayatta geç kalmamak mı lazımdır? Yoksa yaşlı adamın balığı yakalaması şimdiye kadarki tecrübeleri sayesinde mi oldu? Ya da yaşlı adam yanına genç yardımcısını alsaydı daha mı iyi olurdu? Birilerinden yardım istemek hayatta başarıya ulaşmayı kolaylaştırır mı? Belki de birbirleriyle kavga edip balığı yakalayamadan döneceklerdi?
-"Jem, bana kalırsa tek bir tür insan var. İnsanların hepsi insan." -"Yalnızca tek bir tür insan varsa, o zaman neden hiç geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa, niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar, Scout, galiba bir şeyleri anlamaya başlıyorum. Galiba öcü…devamı-"Jem, bana kalırsa tek bir tür insan var. İnsanların hepsi insan."
-"Yalnızca tek bir tür insan varsa, o zaman neden hiç geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa, niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar,
Scout, galiba bir şeyleri anlamaya başlıyorum. Galiba öcü Radley'in bunca zamandır evden çıkmamasını anlamaya başlıyorum...dışarı çıkmamak istediği için içeride kalıyor"
Bu kitabı ilk okuduğum zamanlarda (yaklaşık 11 yıl önce falan yani fikirlerimin yeni yeni oluşmaya başladığı hayata yeni yeni atılıp etrafımı anlamaya çalıştığım zamanlarda) Atticus'u etkileyici bir karakter olarak görürdüm. Kimsenin savunmak istemediği bir insanın masum olduğuna inandığı için avukatı olması, çocuklarına her zaman iyiliği-kibarlığı öğütlemesi, her durumda sakin kalabilmesi falan beni o zamanlar Atticus fanı yapmıştı.
Bugün ise kitabı tekrar elime alıp incelediğimde şunu gördüm. Yıllar beni Atticus yapmamış. Yıllar beni öcü Radley'e çevirmiş. Artık Atticus gibi insanların uğraşılarını boş yere kürek çekmek olarak görüyorum. Söylemleri ve davranışları o insanları sadece halkın gözünde bir kalıba sokuyor ve olayların gidişatını bir milim etkilemiyor. En iyisi kendi dünyanda takılmak. Evet evet en iyisi bu.
Okumaya başlamadan önce kitaptan beklentim çayın tarihi ve çay türleri ile ilgili bilgilere boğmaktı kendimi. Beklentimi karşıladı mı peki? Kısmen. Kitap 7 bölümden oluşuyor ve sadece çayın üslubu bölümünde çayla ilgili yoğun bilgiler var.Kalan bölümlerde çay ile bağlantılı ancak içerik…devamıOkumaya başlamadan önce kitaptan beklentim çayın tarihi ve çay türleri ile ilgili bilgilere boğmaktı kendimi. Beklentimi karşıladı mı peki? Kısmen.
Kitap 7 bölümden oluşuyor ve sadece çayın üslubu bölümünde çayla ilgili yoğun bilgiler var.Kalan bölümlerde çay ile bağlantılı ancak içerik olarak çaya bağlanmamış konular ele alınmış. Örneğin sanattan, çiçekten, mimarilerden bahsediyor ancak genellikle Japonya'yı ve geleneklerini anlatıyor.
Böyle spesifik konuların ele alındığı kitapları okumayı severim. Ama bu kitapta beni rahatsız eden şey yazarın üslubuydu. Karşısındakine öğüt verir tarzda yazmış ve sürekli batıyı, modernliği, yeniliği kötülemiş. Yazar 19.yy'ın sonlarında yaşamış ve aynı bizde de o dönemde olduğu gibi batıya özentiliği eleştirip kendi tarihine, kültürüne sahip çıkmayı vurgulamış. Sanki çayla ilgili hiçbir fikri yok da bu düşüncelerini yazmak için bakın bizim güzel geleneklerimiz çay seremonilerimiz vs var batı bizi kıskansın asıl deme amacıyla yazmış gibi hissediliyor.
Genel olarak çerezlik bir kitap birkaç saatte biter. Ama gerek var mı? Hayır. Okunacak onca kitap varken olmasa da olur bir kitap.
~Çay ne sakenin kibrine ne kahvenin kendini bilmişliğine ne de kakaonun sahte masumiyetine sahip.
~Gerçek güzelliği ancak kalplerindeki kusuru mükemmelleştirenler bulabilirler.
~Bir zorbanın dostluğu onur verici olsa da her zaman tehlikelidir.
"Gittiği için ona dönek ve amaçsız gezgin dediklerini duydum. Fakat her gezgin amaçsız değildir. Özellikle de gerçeği; geleneğin ötesinde, tanımın ötesinde, görünenin ötesinde arayanlar." - İnsanlar çok kolay manipüle edilebiliyor. Ne kadar zeki olsak da bize verilen fikirlerden seçim yapıyoruz…devamı"Gittiği için ona dönek ve amaçsız gezgin dediklerini duydum. Fakat her gezgin amaçsız değildir. Özellikle de gerçeği; geleneğin ötesinde, tanımın ötesinde, görünenin ötesinde arayanlar."
- İnsanlar çok kolay manipüle edilebiliyor. Ne kadar zeki olsak da bize verilen fikirlerden seçim yapıyoruz sadece. O yüzden toplumlarda okullar hedef alınıyor. O yüzden yönetime göre eğitim sistemi daima değişiyor. Fikirleri henüz şekillenmemiş birini yönlendirmek çok daha kolaydır. Öğretmenlik bu nedenle önemli bir meslek. Önünde çeşit çeşit hamur var ve sen onlardan istediğini yapabilirsin.