"Yitirilen idealler ve sinsice yerini alan konformizm; Gerçeklikten kopmalar, ön yargılar, böylece her an çatırdamaya hazır iki yüzlü aile anlayışı, ve bunun yarattığı bunalımlar, kaçışlar, nihilizm, sınıfsal farklılıklar, iğreti ilişkiler, iletişimsizlik, suçluluk, korkular, yapayalnızlık, kısaca insana dair her şey Pandora’nın…devamı"Yitirilen idealler ve sinsice yerini alan konformizm; Gerçeklikten kopmalar, ön yargılar, böylece her an çatırdamaya hazır iki yüzlü aile anlayışı, ve bunun yarattığı bunalımlar, kaçışlar, nihilizm, sınıfsal farklılıklar, iğreti ilişkiler, iletişimsizlik, suçluluk, korkular, yapayalnızlık, kısaca insana dair her şey Pandora’nın Kutusu’nda saklı.”Annesi kaybolan İstanbul içinde kendi koşuşturması içinde bulunan üç kardeşin tekrar bir araya gelip annelerini arama ve aile olma halini gösteren bir Yeşim Ustaoglu filmi.
Her karakterde ayrı bir biz bulmak mimkin aslında. Yetişkin birey olamamama sorunsalı,Kıskançlık, kırgınlık ve çocuk olamamak gibi günümüzün ve çekildigi zamanın ortak olumsuzluklarını konu alıyor.Bazen karakterlerle bütünleşiyorsunuz da.
Aslında farklı bir Yeşim Ustaoglu görüyoruz bu filmde. Öncekilerden biraz farklı daha bireysel daha gündelik yaşam tarzı yerine daha çok olay örgüsü aktif,kapitalist yaşamdan nasip almış bir yaşayış.İzşeyiciyi yabancılaşma farklılıasma hakkında derinden etkiliyor bence.İnsanları duygusal anlamda etkileyen başroldeki ninemizin oyunculugunun ötesinde olayların çözüm şekli ve çözüme kavuştukça karakterlerin hayatına olan güzel etkileri. Herkes bir şeyden ders çıkartıyor biz de bu olaya şahit kimseleriz
Kore-edan'nın 2015 yapımı 4 kız kardeşin Kamakura kentindeki inişli çıkışlı karmaşık ve bir o kadar da birlikte geçen ve bıkmadan sıkılmadan hep yan yana oluşlarını anlatan filmidir. Yağmurun yağış sesi ve o içinizde uyandırdığı tatlı esintiler, kiraz ağaçlarının kokusunun burnunuza…devamıKore-edan'nın 2015 yapımı 4 kız kardeşin Kamakura kentindeki inişli çıkışlı karmaşık ve bir o kadar da birlikte geçen ve bıkmadan sıkılmadan hep yan yana oluşlarını anlatan filmidir.
Yağmurun yağış sesi ve o içinizde uyandırdığı tatlı esintiler, kiraz ağaçlarının kokusunun burnunuza kadar gelmesi,yenen yemeklerin leziziliğine emin olup sizin de canının ozon çekmesi..
Kore-eda bu filmde belli bir ders verme amacı gütmeden sadece yaşamdan küçük bir kesit sunuyor bize. Bu da filmi izilettiren en önemli nokta benim için.
Kör edecek beni aydınlığın kör edecek Ben alışkın değilim gündüzlere hele böyle güzelliklere Hep karanlıklarda yaşadım yıllardır Bilmiyor musun çamurlara, çirkeflere bulandım Derin kuyular gördüm taş zindanlar, Korkunç mağaralar gördüm Derken sen çıktın karşıma sende yıldızlar, Sende güneşler sende dünyalar…devamıKör edecek beni aydınlığın kör edecek
Ben alışkın değilim gündüzlere hele böyle güzelliklere
Hep karanlıklarda yaşadım yıllardır
Bilmiyor musun çamurlara, çirkeflere bulandım
Derin kuyular gördüm taş zindanlar,
Korkunç mağaralar gördüm
Derken sen çıktın karşıma sende yıldızlar,
Sende güneşler sende dünyalar gördüm
Ne ahmaklar arasında kalmışız meğer
Kimse farkında değil güzelliğinin
Seni etten, seni kemikten sanıyorlar
Dudaklarını gören öpmeli diyor
Saçlarını gören okşamalı
Bana sorarsan hiç dokunmadan sevmeli seni
Ve geçip karşına ağlamalı durmadan yorulmadan ağlamalı
Biraz insan yaratıldığımız için
Biraz tanrı olmadığımız için ve bütün orospulukları için dünyanın
Durmadan ağlamalı gözpınarlarında
Yaş bitince güzelliğin karşısında insan kan ağlamalı Saadet ne senin hakkın, ne benim
Hem mesut olmak yakışmaz bize hep böyle çaresizlikler içinde kalmalıyız
Yalnızlık tek tesellimiz olmalı
Keder desen ekmeğimiz, suyumuz
Ne çıkar sevişmekten yana nasibiniz olmasın
Biz sevdikçe güzel oluyoruz
"İnsan hep başkalarına karşı savundu kendini. başka insanlara, doğaya karşı.Durmadan doğaya karşı güç kullandı. sonuç:Güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlıktan başka bir şey değil.” Varlık varlığımız bunun bize yükledikleri çok ağır ve sancılı.İnsan varoluşun belirsizliğine karşı acizdir.Savaşın insan…devamı"İnsan hep başkalarına karşı savundu kendini. başka insanlara, doğaya karşı.Durmadan doğaya karşı güç kullandı. sonuç:Güce, şiddete, korkuya ve bağımlılığa dayanan bir uygarlıktan başka bir şey değil.”
Varlık varlığımız bunun bize yükledikleri çok ağır ve sancılı.İnsan varoluşun belirsizliğine karşı acizdir.Savaşın insan üstünde bıraktığı psikolojik dramı izleyicisine yer yer kendini sorgulatarak anlatıyor Tarkovsky yine kendi tarzıyla.Aslında şöyle bir bakarsam insan varoluşçulugunu en başarılı şekilde anlatan Tarkovsky filmi bence Stalker.Offret'in Stalker'dan farkı daha belirli bir zamanda daha oturmuş bir film olmasıdır sanırım.
".Manzaranın tadını çıkarmaya hazırlanmıştım. Neyse, pencereden dışarı baktığımda gördüğüm şey başka bir şeydi.Güzellik nereye gitmişti?O doğallık neredeydi?Karşımdaki manzara iğrençti.Her yerde şiddetin izleri vardı."
Tarsem Singh'in yapımcılığını David abimizin de oldugu muhteşem görsel doyum yaşatan masalsı filmidir.Film açılış sahnesinden itibaren sizi büyülemeyi başarıyor. Sanki bir masalda gözlemci rolünde siz ve karşınızdaki oyuncular masal kahramanı gibi bir oraya bir buraya savruluyor hissi uyandırıyor.Filmde küçük kızın…devamıTarsem Singh'in yapımcılığını David abimizin de oldugu muhteşem görsel doyum yaşatan masalsı filmidir.Film açılış sahnesinden itibaren sizi büyülemeyi başarıyor. Sanki bir masalda gözlemci rolünde siz ve karşınızdaki oyuncular masal kahramanı gibi bir oraya bir buraya savruluyor hissi uyandırıyor.Filmde küçük kızın oyunculuğu izlerken arkadaşımı da beni de filme daha da bağladı. O nasıl bir tatlılıktır yahu.
Filmi benim için bambaşka yapan önemli bir detay daha var yönetmen Tarsem Singh filmde hiç set veya yeşil perde kullanmamış ve film 28 farklı ülkede 4 ay gibi kısa bir sürede çekilmiş.
Film, idam cezasına karşı güçlü bir argüman ve sosyalizmin son günlerinde yaygın olan kitlelerin yabancılaşması üzerine yapılmış bir çalışma bence. Kieslowski bu işi öyle güzel yapıyor ki seyirci bunun farkına derinlere indikçe varıyor. Gözümüze sokmadan sakince zihnimizde yer alıyor. Polonya'da…devamıFilm, idam cezasına karşı güçlü bir argüman ve sosyalizmin son günlerinde yaygın olan kitlelerin yabancılaşması üzerine yapılmış bir çalışma bence. Kieslowski bu işi öyle güzel yapıyor ki seyirci bunun farkına derinlere indikçe varıyor. Gözümüze sokmadan sakince zihnimizde yer alıyor. Polonya'da vizyona girdiği dönemde toplumu o denli etkilemiş ki idam cezası yasaklanmıştır. (5 yıl kadar)
Waldemar kedileri daha dogrusu hayvanları ve çocukları sevmeyen kötü oldugu her halinden belli olan bir taksi şoförü. Jacek başı boş avare başkalarına zarar vermekten zevk alan sadist bir genç adam. Ama Jacek'in yaralı bir yönü var kız kardeşinin ölümü ve annesi.. Bunu filmin devamındaki dakikalarda net bir şekilde anlıyoruz zaten. Kieslowski bize filmin adının hakkını da vererek sadece 10 dk süre içinde işlenen bir cinayeti normal amerikan sinemasına hiç benzemeyen özgün tarzıyla kan dökmeden sadece psikolojiyi kullanarak anlatıyor.
Filmin son sahnesinde Jacek idam edilirken altında bir kap yerleştirildigini görüyoruz o sırada başrolümüz Jacek erkekte oluyor ve spermler o kaba damlıyor. Bunun nedeni vücudun tümüyle yaşama tutunma istegi ve zorluğu.Bunun yaşattığı arzuyla erekte oluyor buna da idam ereksiyon deniyor.
Sana çiçekli yollar vadetmiyorum, Vadetmek bir hayalin inşaat halidir çünkü. Sana yalnızlıklar vadetmedim. Sana mutlu yarınlar. Mutsuz oluruz, Böyle de varız, bil istedim, Sarmaş dolaş olmadan da bütün olur iki beden, Mesafeler sadece coğrafya kitabında önemlidir. Sana birçok şey vadetmedim,…devamıSana çiçekli yollar vadetmiyorum,
Vadetmek bir hayalin inşaat halidir çünkü.
Sana yalnızlıklar vadetmedim.
Sana mutlu yarınlar.
Mutsuz oluruz,
Böyle de varız, bil istedim,
Sarmaş dolaş olmadan da bütün olur iki beden,
Mesafeler sadece coğrafya kitabında önemlidir.
Sana birçok şey vadetmedim,
Ellerinden öpülesi sabahlar,
Güneşe karşı uyanıp rüyamı anlatmak ön balkonda
Gökyüzü tam beyaz
Soğuk mermer beyazı
Yağmur da yağar birazdan.
Hava koşulları yalnızca coğrafya kitaplarında değil.
Rıdvan Keskin Süreya Gibi
Filmi anlatmaya kalksam anlatamam tek bir cümle dahi yetmez gibi.Ama anlamanızı saglayabilirim sanırım.Dolls nihai olan aşkın sonunu değil sonu olmayan bir aşkın sona giderken, bitmeyen aksine peşinden gelen aşkı anlatıyor. "Bu neydi şimdi?Ben, ben ne yaşadım az önce, bu gerçek…devamıFilmi anlatmaya kalksam anlatamam tek bir cümle dahi yetmez gibi.Ama anlamanızı saglayabilirim sanırım.Dolls nihai olan aşkın sonunu değil sonu olmayan bir aşkın sona giderken, bitmeyen aksine peşinden gelen aşkı anlatıyor.
"Bu neydi şimdi?Ben, ben ne yaşadım az önce, bu gerçek miydi?" diye kendi kendimize soru sorduğumuz anları hatırlayalım bir an.Rüya mıydı şimdi bütün bu olanlar?Bilemeyiz, anlayamayız.Hislerimizi tarif edecek kelimeler ya yoktur ya da biz onları zihnimizi derinlerinde bulup çıkaramayız.Rüya desek değildir,rüya olamayacak kadar gerçektir bizim için. Gerçek desek katiyen olmaz çünkü böyle bir şey gerçek olamayacak kadar güzel ve ulaşılamaz gelir bize.
Dolls işte böyle bir film. rüya gibi bir gerçeklik, hiç olmayacak kadar gerçek bir rüya alemi.İç içe geçen, ama ayırt edilemeyenin sanatı..
Yani bir filme bu platformda ilk defa kötü yorum yapacagım. Öncelikle oyuncu seçimine deginmek istiyorum.Kıvanç Tatlıtuğ başrolde bir avukatı canlandırıyor.Adamın oyunculuğuna bir lafım yok ama rol üstünde emanet gibi durmuş desem haksız çıkmam bence.Daha az ünlü ya da tanınmayan bir…devamıYani bir filme bu platformda ilk defa kötü yorum yapacagım. Öncelikle oyuncu seçimine deginmek istiyorum.Kıvanç Tatlıtuğ başrolde bir avukatı canlandırıyor.Adamın oyunculuğuna bir lafım yok ama rol üstünde emanet gibi durmuş desem haksız çıkmam bence.Daha az ünlü ya da tanınmayan bir oyuncu oynasaydı belki film benim gözümde daha degerli olurdu gibime geliyor.Bir de baba rolündeki Settar Tanrıöğen var.Keşke başkası oynasaydı diye düşünmedim degil bu saydıgım şeyler beni filme daha çok bağlar mıydı bilmiyorum ama filmi daha iyi yapacagı kesin.Filmde olaylar sanki hızlı bir rüyadasın gibi kopuk kopuk hatırlanmaz gibi silikti.
Genel olarak izlemeye deger mi? Bence degmez.