Huzursuzluk ve korkuyla tehdit edenler Kendi sucları karşısında tir tir titrer Ölülerin ruhları daima intikam ister Bundandir yaptiklar planlar, dalavereler Dün aksam midem sarap, kalbim neşeyle doldu Issızlığıyla, kasvetiyle yeni gün doğdu Gece öyle tekinsiz, öyle hain ki Bütün duygularım…devamıHuzursuzluk ve korkuyla tehdit edenler
Kendi sucları karşısında tir tir titrer
Ölülerin ruhları daima intikam ister
Bundandir yaptiklar planlar, dalavereler
Dün aksam midem sarap, kalbim neşeyle doldu
Issızlığıyla, kasvetiyle yeni gün doğdu
Gece öyle tekinsiz, öyle hain ki
Bütün duygularım tuzla buz oldu
Gece Hasan karmakaris çok düşler gördü. Düşünde babasını gördü. Sazlığa, sazlıkta bataklığa girmiş, saplanmış, bir türlü kendini kurtaramiyordu. Birden babasi yilan oluveriyordu gözlerinin önünde, yilan da öyle saplanmis kalıyordu bataklığa. Bataklığın çamurunda debelendikçe saplayordu çamura, boynuna kadar giriyordu batağa. Kertenkele,…devamıGece Hasan karmakaris çok düşler gördü. Düşünde babasını gördü. Sazlığa, sazlıkta bataklığa girmiş, saplanmış, bir türlü
kendini kurtaramiyordu. Birden babasi yilan oluveriyordu gözlerinin önünde, yilan da öyle saplanmis kalıyordu bataklığa. Bataklığın çamurunda debelendikçe saplayordu çamura, boynuna kadar giriyordu batağa. Kertenkele, kurbağa, kocaman gözlü baykuş oluyordu. Kertenkele, kurbaga batağım içinde yitip gidiyorlar, baykuş olaraktan bir böğürtlenin içinden çikiyorlardi.
Tüyleri çamura bulanmış, yolunmuş, islak... Sonra ak kefenli,kefeni çamura bulanmış, gözleri pörtleyip disari uğramış babasi
oluyorlardi. Her bir yanı islak. Sonra kocaman kocaman bir çift baykuş gözü oluyordu herkes, her sey. Baykus islanmis, büzülmüş, tüyleri domur domur olmus, gittike gözleri pörtleyen...
Aksam Marie beni almaya geldi, kendisiyle evlenmek isteyip istemediğimi sordu. Benim için fark etmediğini, o isterse evlenebileceğimizi söyledim. Bunun üzerine onu sevip sevmediğimi sordu. Daha önce yanıtladığım gibi, bunun bir anlam ifade etmediğini ama sevdiğimi sanmadığımı söyledim. "
Geçen gün sözlükte rokoko kelimesini aradığımda şatafatlı ancak içeriği boş olan dekoratif bir tarz olarak tanimlandigi görünce güldüm. Harika bir cevap. Güzelliğin içeriği falan olur mu hiç? Saf güzellik her zaman anlamsiz ve ahlaksizdir. Bu su götürmez bir gerçek. Bu…devamıGeçen gün sözlükte rokoko kelimesini
aradığımda şatafatlı ancak içeriği boş olan dekoratif bir tarz olarak tanimlandigi görünce güldüm. Harika bir cevap. Güzelliğin içeriği falan olur mu hiç? Saf güzellik her zaman anlamsiz ve ahlaksizdir. Bu su götürmez bir
gerçek. Bu yüzden rokokoyu seviyorum.
Karşıt tezleri sonuna kadar savunmadigi bir tek münazara dahi olmadi. Tartismalarda serttir, ilkeleri konusunda bir Türk kadar güçlüdür, fikrini asla degistirmez; dügüncesini mantigin sinirlarina kadar zorlar.
Agiz Mukozasinin Cinsel Kullanilisi - Cinsel organ olarak agzin, dudaklarin (ya da dilin) cinsel eslik edenin üreme organlar ile temasa getirilmesi sapiklik olarak kabul edilir, fakat iki kisinin agiz mukozasini birbirine dokundurmasi oyle sayilmaz. Öpmek lehinde kurdugumuz bu ayri tutus,…devamıAgiz Mukozasinin Cinsel Kullanilisi - Cinsel organ olarak agzin, dudaklarin (ya da dilin) cinsel eslik edenin üreme organlar ile temasa getirilmesi sapiklik olarak kabul edilir, fakat iki kisinin agiz mukozasini birbirine dokundurmasi oyle sayilmaz. Öpmek lehinde kurdugumuz bu ayri tutus, normal eyleme dogru giden zincirin bir halkasidir: Insanligin baslangicindan beri kullanilan gelen boyle yöntemlerden korkan, bunlari sapiklik sayan bir kimse, bu tür cinsel amaçlara yonelmesini engelleyen bir igrenme duygusu'na kapiliyor demektir. Fakat bu igrenme duygusuna ayrilan sinirlar çok zaman
kisiye göre degisir. Güzel bir kizin dudaklarini hararetle öpen bir kimse, kizin dis firçasini kullanmaktan tiksinti duyar; oysa kendini his igrendirmeyen kendi agzinin genç kizinkinden daha iç açici oldugunu
sanmasinin yeri yoktur.
Çıkar da neymiş ki? İnsanoğlunun çıkarının nerede olduğunu kesinlikle söyleyebilir misiniz? İnsanın kendisi için iyilik değil, tam tersine kötülük arzulayabileceği, hatta bunu yapmaya mecbur olacağı bazı hâllerde ne olur peki, buna da çıkar denmez mi? Böyle bir durumun yalnızca mümkün…devamıÇıkar da neymiş ki? İnsanoğlunun çıkarının nerede olduğunu kesinlikle söyleyebilir misiniz?
İnsanın kendisi için iyilik değil, tam tersine kötülük arzulayabileceği, hatta bunu yapmaya mecbur olacağı bazı hâllerde ne olur peki, buna da çıkar denmez mi? Böyle bir durumun yalnızca mümkün olması bile bütün kanunları yıkar.
Ne dersiniz, buna imkân var mı?
Gülüyorsunuz ha; gülün ama şuna da cevap verin baylar: İnsan çıkarlarının hepsi tek tek sayılabilir mi? Aralarında hiçbir sınıflandırmaya girmeyen, giremeyenler yok mudur?
Baylar, anladığım kadarıyla siz insan çıkarlarına ait listeyi bazı istatistik bilgilerinden, iktisat formüllerinden çıkarmışsınız. Sizce refah, servet, hürriyet, rahatlık vs. başlıca çıkarlardır; bu listeye açıkça ve bile bile sırt çeviren bir kimseye rastlarsak ona siz de, ben de kaçağın, yobazın biri gözüyle bakarız, öyle değil mi?
Evet, bu doğru bir yaklaşım, oradan başlayalım! Bizimkilerin Yunan isimleri almasi boşuna degil. Bu uygarlığı sahipleniyoruz ve özellikle de bazi tariçilerin 'Atina mucizesi adini verdikleri olguya, insan zihninin birçok alanda birden serpilip geliştiği, tiyatronun, felsefenin, tıbbın , tarihin, heykelin, mimarinin…devamıEvet, bu doğru bir yaklaşım, oradan başlayalım! Bizimkilerin Yunan isimleri almasi boşuna degil. Bu uygarlığı sahipleniyoruz
ve özellikle de bazi tariçilerin 'Atina mucizesi adini verdikleri olguya, insan zihninin birçok alanda birden serpilip geliştiği, tiyatronun, felsefenin, tıbbın , tarihin, heykelin, mimarinin ve bu arada demokrasinin bir anlamda 'icat edildigi o gorkemli döneme
büyük saygi duyuyoruz. Bütün bunlar ceyrek asir içinde ve az
sayida insan tarafindan gerçekleştirilmişti. Ne önceki ne de sonraki asırlarda eşine benzerine rastlanmayan yaratıcı bir bereket hic öngörülmedik bir sekilde ortaya çıktı ve yine aniden silinip
gitti. Dünyanın benzer bir rönesans yaşaması için aradan iki bin yil gecmesi gerekti.
Eger insanlık uzun bir Ortaçağ içinde batacağına Yunan mucizesi zamanindaki gibi ilerlemeye devam etseydi kim bilir neler olurdu? Sanat, bilim, düşünce alanlarinda nerelere gelinirdi? İnsan zihni ayn ritimle ve tüm alanlarda serpilmeye devam etse kim bilir hangi noktaya yükselmiş olurdu? Hanimefendi, kitabinizda tüm bu sorular açik açik soruyorsunuz. Ve bize Sokrates'i, Platon'u, Euripides'i, Herodotos'u, Hippokrates'i, Phidias'ı, Aristoteles'i ve daha pek çokların armağan eden bu essiz çağa duyduğunuz hasreti ifade ediyorsunuz.
O böyle derken kapı açılıyor, üç yiğit başlan önlerinde. — Allah senden razı olsun... — Allah eksikliğini göstermesin ağam... — Ömrün uzun olsun... Diyerek, Zübükzade'ye dualar ederek, yürüyüp gidiyorlar. Benim dükkana gelip bunları anlattılar. Kapıdan çıkarlarken, üç yiğidin ellerindeki silahlar…devamıO böyle derken kapı açılıyor, üç yiğit başlan önlerinde.
— Allah senden razı olsun...
— Allah eksikliğini göstermesin ağam...
— Ömrün uzun olsun...
Diyerek, Zübükzade'ye dualar ederek, yürüyüp gidiyorlar.
Benim dükkana gelip bunları anlattılar. Kapıdan çıkarlarken,
üç yiğidin ellerindeki silahlar da yokmuş. Bana, böyle böyle
oldu diye anlatılınca,
— Nasıl, ben size demedim miydi, heyri? dedim. Bu Zübük
benim bildiğim Zübükse, kendisini öldürmeğe gelen üç yiğidin
kıçlarından donlarını da gönül rızasiyle alır, sonra da: «Haydi
koçlarım, güle güle.. » diye bunları kapıdan salar. Ben demedim
mi size?