🏈 İçinizi ısıtacak bir film. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. 🏈 Koca Mike, on yedi yaşında ve adından anlaşılacağı üzere kocamaaan bir çocuk. Ailesi yok. Bir tanıdığının kanepesinde yaşıyor. Futbola yetenekli. O tanıdığı onu bir okula kabul ettirmeye çalışıyor. Hristiyan okuluna.…devamı🏈 İçinizi ısıtacak bir film. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim.
🏈 Koca Mike, on yedi yaşında ve adından anlaşılacağı üzere kocamaaan bir çocuk. Ailesi yok. Bir tanıdığının kanepesinde yaşıyor. Futbola yetenekli. O tanıdığı onu bir okula kabul ettirmeye çalışıyor. Hristiyan okuluna. Okulun futbol takımı çok iyi. Orada başarılı olacağına inanıyor. Nitekim kabul ediliyor o okula binbir çabayla.
🏈 Tanıdığının eşi artık onu evde istemiyor. Bunu alenen Mike 'a söylemese de Mike bunu duyunca evden gidiyor. Bütün eşyası bir poşetin içindeki yedek tişört. Gece yolda giderken tesadüf eseri okulundan bir çocuğun ailesi ile karşılaşıyor ve bir geceliğine evlerinde kalıyor.
🏈 Bir gece ile başlayan, uzun zaman boyunca süren efsane bir serüven. Çok da detay vermeden anlatmaya çalıştım. Umarım izlersiniz.
🏈🏈 Minik bir detay. Filmin sonundaki gazetelerden anlaşılacağı üzere film gerçek bir hayat hikâyesi... ama aslında değilmiş. 😂 Sanırım PR amaçlı yapılmış bir şeydi. "Gerçek hayat hikâyesi yalan çıktı!" başlıklı birçok habere rastladım. Dolayısıyla bu yanılgıya düşmemeniz için paylaşmak istedim. Bu yalana rağmen güzel bir film. İyi seyirler.
İyiler ve Kötüler. Her şeyi iyi görmek, her şeyi kötü görmek kadar beter bir şeydir bence. Hayattaki diğer her şeyde olduğu gibi iyi ve kötü arasında denge olması gerekir. İyiliğin iyilik olarak gün yüzüne çıkması için kötülüğün de olması gerekir…devamıİyiler ve Kötüler.
Her şeyi iyi görmek, her şeyi kötü görmek kadar beter bir şeydir bence. Hayattaki diğer her şeyde olduğu gibi iyi ve kötü arasında denge olması gerekir. İyiliğin iyilik olarak gün yüzüne çıkması için kötülüğün de olması gerekir çünkü.
Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
⛵ Yormayan, düşündürmeyen, yaz kokulu bir film. Zaten çok fazla reklamı yapıldı. İçeriğine az çok hakim olabilirsiniz. Yine de kısaca özetlemek gerekirse şöyle: ⛵ Ege Yazıcı (Barış Arduç), bohem bir yaşam tarzı benimsemiş, işlerden elini ayağını çekmiş, bir şirketin %25…devamı⛵ Yormayan, düşündürmeyen, yaz kokulu bir film. Zaten çok fazla reklamı yapıldı. İçeriğine az çok hakim olabilirsiniz. Yine de kısaca özetlemek gerekirse şöyle:
⛵ Ege Yazıcı (Barış Arduç), bohem bir yaşam tarzı benimsemiş, işlerden elini ayağını çekmiş, bir şirketin %25 hissedarı. Bohem yaşamında insanlara sörf dersleri veren, Ege kıyılarına alışmış biri.
⛵ Aslı (Hande Erçel) ise bu şirketin başka bir hissedarı. Ege ile çocukluktan arkadaşlar ama en son beş yaşlarında görmüşler birbirlerini. Şirketleri babaları kurmuş, babaları vesilesiyle onlar da ortak olmuş.
⛵ Bahsi geçen şirket batağa giriyor ve tek çare Ege'nin hissedarı olduğu yere, Ege kıyılarına otel dikmek. Aslı da onu ikna etmek için yanına gidiyor derken âşık oluyorlar.
⛵ Olay kısaca böyle. IMDB puanı 6.9, çok kötü değil. İsterseniz izleyebilirsiniz.
Arkadaşlar, Opsiyonlar ve Heidi. Çocuk kanallarının birinde Heidi'ye denk geldim. Ben çocukken de yayınlanırdı başka kanallarda. Çocukken izlediğim hâlimi ve şimdiki hâlimi karşılaştırınca bir şey fark ettim. Çocuklar için yapılan çizgi diziler aynı zamanda büyükler için de yapılmıştır. Çocukken daha…devamıArkadaşlar, Opsiyonlar ve Heidi.
Çocuk kanallarının birinde Heidi'ye denk geldim. Ben çocukken de yayınlanırdı başka kanallarda. Çocukken izlediğim hâlimi ve şimdiki hâlimi karşılaştırınca bir şey fark ettim. Çocuklar için yapılan çizgi diziler aynı zamanda büyükler için de yapılmıştır. Çocukken daha yüzeysel bir şekilde ders çıkarırız. Büyüyünce ise iyice derindeki anlamları buluruz.
Kendimi bildim bileli, okuduğum, izlediğim her şeyde kendimi ararım. "Bu kurgunun içinde olsaydım hangi karakter ben olurdum?" diye sorarım kendime. Heidi için konuşmak gerekirse, sanırım ben Peter olurdum.
Denk geldiğim bölümdeki olay şuydu: Heidi, Clara'yı dağlara getiriyor, Peter ve Heidi'nin özel ağaç evinde misafir ediyor. Peter bir yere davet edince Clara ile başka planları olduğunu söylüyor. Peter de üzülüp anneannesinin yanına gidiyor. "Galiba artık Heidi ile arkadaş değiliz." diyor.
İlk çocukluk dönemlerimde yaşadığım arkadaşlık ilişkilerimi gözden geçirince buna benzer pek çok şey yaşamışım, defalarca. Çok samimi arkadaşlarımla yaşadım hem de. Çok değer verdiğim bir arkadaşım, yeni bir arkadaş edinmişti kendine. O zamana kadar hep beraber takılırdık, o günden sonra "yeni arkadaşı" ile takılmaya başladı. Tıpkı ağaç ev gibi, ikimiz arasında anlamlı olan bazı şeyleri onunla yaptı. Buna benzer çok şey yaşayınca insan düşünüyor, ben de düşündüm. Fark ettim ki ben onlar için arkadaş değilmişim. Bir "opsiyon" olarak görüyorlarmış beni. Daha cazip bir opsiyon gelince de ona gidiyorlardı hâliyle.
Peter olmak beni mutlu ediyor mu emin değilim. Emin olduğum şey, en azından ben kimseye bir "opsiyon" gibi davranmadım. Buna vazgeçtiğim insanlar da dahil. Hayatına çok insan alan biri değilim. Toplasan beş kişiyi bile geçmez belki de. Dolayısıyla birinden vazgeçtiğim zaman yalnız kalıyorum. Başka opsiyonlar olmadan yoluma devam ediyorum.
Bu yazı dizisinden şu mesajı da çıkarabiliriz bence: Üç dakikalık bir çizgi film sahnesinden bile çıkaracağımız dersler vardır. Yeter ki düşünmeyi bilelim. Okuduğunuz için teşekkür ederim. 🙏🙏
Fillerin yalnız kaldığı şu hortumlu dünyada, insanlar da biraz yalnızdır. Özellikle bu 14 Şubat gününde iliklerimize kadar hissediyoruz değil mi? 2024 yılının sonunda TDK yılın kelimesi için bir anket açmıştı ve halk oylamasına sunmuştu. Çoğunluğun oyunu alarak seçilen yılın kelimesi…devamıFillerin yalnız kaldığı şu hortumlu dünyada, insanlar da biraz yalnızdır. Özellikle bu 14 Şubat gününde iliklerimize kadar hissediyoruz değil mi?
2024 yılının sonunda TDK yılın kelimesi için bir anket açmıştı ve halk oylamasına sunmuştu. Çoğunluğun oyunu alarak seçilen yılın kelimesi "Kalabalık yalnızlık" olmuştu. Hissedilen o ki, 2025 yılının ilk 2 ayında da değişen pek bir şey yok sanırım.
Bence iki tür yalnızlık var: Yalnız olmak ve yalnız hissetmek. Yalnız olmak, çevrende kimse olmaması anlamına geliyor ama yalnız hissetmek, çevrende 8 milyar insan da olsa hissedebileceğimiz bir şey.
Yalnız olmak ister sizin tercihiniz olsun, ister olmasın; tıpkı diğer her şeyde olduğu gibi fazlası zararlı olan bir şey. Her şey dengede gizli. Umarım bu ve bundan sonraki yıllarda hayatımızı dengeye sokabiliriz.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Biliyorsunuz ya da bilmiyorsunuz, bir blogum var. Bugün yeni bir yazı paylaştım. Profilimdeki linkten isterseniz bakabilirsiniz.
Hani filmlerde sıklıkla gördüğümüz bir sahne vardır: Başkahraman kalabalık bir sokakta yürür. Etrafındaki herkes hızlı hızlı hareket eder ama başkahraman aynı hızında belki de daha yavaş bir şekilde, bazen de diğer insanların aksi yönde gider. Bildiniz değil mi? Bazı zamanlar…devamıHani filmlerde sıklıkla gördüğümüz bir sahne vardır: Başkahraman kalabalık bir sokakta yürür. Etrafındaki herkes hızlı hızlı hareket eder ama başkahraman aynı hızında belki de daha yavaş bir şekilde, bazen de diğer insanların aksi yönde gider. Bildiniz değil mi?
Bazı zamanlar böyle hissediyorum. Özellikle geçmişten insanlar mevzubahis ise. Okul çağlarında, bilirsiniz, gruplaşmalar olur. Ben her grubun içinde olan o arkadaştım. Birbiriyle kavgalı olan gruplarda bile bulunurdum. Herkesle iyi anlaşırdım, açık konuşayım. Hâlâ da öyleyim sanırım. O zamanlar bu özelliğimi seviyordum.
Zaman ilerleyip, yaşlar da büyüyünce yollar ayrılıyor insanlarla. Doğal olarak. Farklı okullar, farklı şehirler, farklı hayatlar... Sosyal medyanın kötü etkilerinden biri de bu galiba, kimin ne zaman, nerede, ne yaptığını anında öğrenebiliyorsunuz.
Bakıyorum da o zamanlar kavgalı olan gruptaki kişiler bir anda en yakın arkadaşlar olmuş, birbirleriyle hiç alakaları olmayan kişiler "kankito" olmuş. Her grupta olan ben de yıllardır hiç biriyle yolda bile karşılaşmamış hâlimle siz sevgili okurlarıma bunları yazıyorum.
Eminim bu anlattıklarım bazılarınıza tanıdık gelecektir. Biz kimiz? Biz, her masada olup da hiçbir masada kalmayı başaramayanlar mıyız? Yoksa o masalara hiç oturmadık mı? Oturduk da aslında yan masadan boş sandalye mi attılar? Ya da tam oturacakken müzik durdu da dışarıda mı kaldık?