Şu birkaç haftadırlı yaşadığım çoğu olayı kadere bağlamam ve en ufak şeye bir anlam yüklemem beni bu filme iten en büyük iki faktör oldu sanırım. Filmi izlerken Sara da kendimi gördüm. Kader en ufak bir umut verdiğinde Sara'nın asla pes…devamıŞu birkaç haftadırlı yaşadığım çoğu olayı kadere bağlamam ve en ufak şeye bir anlam yüklemem beni bu filme iten en büyük iki faktör oldu sanırım.
Filmi izlerken Sara da kendimi gördüm. Kader en ufak bir umut verdiğinde Sara'nın asla pes etmeden devam etmesi bana beni anımsattı. Olayları akışına bırakmak en mantıklısı. Karşılaşacaksak elbet bir gün karşılaşırız. Karşılaşmayacaksak zaten birbirimizin kaderinde rol almıyoruz demektir.
Gayet eğlenceli ve bakış açısı değiştirici bir filmdi. Muhtemelen bu filmi izlemem de benim yazgımın önemli parçalarından biriydi.
Kaderinizde varsa bu filme birgün denk gelip izlersiniz. Merak etmeyin o karşınıza çıkmak için doğru zamanı bulur.
İyi seyirler.
Jonathan: “Burayı nereden buldun?”
Sara: “Önceleri adı yüzünden geliyordum buraya.Serendipity. En sevdiğim kelimelerden biri.”
Jonathan: “Öyle mi? Neden?”
Sara: “Çünkü anlamına göre çok hoş bir sesi var: şanslı kaza. Ama ben kazalara inanmam. Bence kader her şeyin arkasındaki güçtür.”
Jonathan: “Öyle mi düşünüyorsun? Her şey önceden planlanmış mı? Yani hiç seçim yapmıyor muyuz?”
Sara: “Bence kararlarımızı kendimiz veriyoruz. Kader bize sadece küçük işaretler yolluyor, işaretleri nasıl yorumladığımızsa mutlu olup olmadığımıza göre değişiyor.”
Spoiler içeriyor
Tam olarak 9 10 yaşlarımda edebiyata sarmış küçük bir kız iken bu şaheseri okumaya karar verdim. Lakin ana karakterlerimizden biri olan Kamran Beyefendi yüzünden sarı olan her şeye nefret duyup kitabı yarısındayken bir yere fırlattım. Şimdi 19 yaşında hâlâ edebiyat…devamıTam olarak 9 10 yaşlarımda edebiyata sarmış küçük bir kız iken bu şaheseri okumaya karar verdim. Lakin ana karakterlerimizden biri olan Kamran Beyefendi yüzünden sarı olan her şeye nefret duyup kitabı yarısındayken bir yere fırlattım. Şimdi 19 yaşında hâlâ edebiyat düşkünü bir kız olarak bu kitabı tekrardan okumaya karar verdim. Ve okudumda... Ana karakterlerin kavuşmasını istemediğim tek kitap olabilirsin Çalıkuşu.
Hani Kamrandan ölesiye nefret ediyoduk Feride? Hani sadece Kamrandan değil Kamranın olduğu yerlerden de nefret ediyoduk Feride? Hani... Neden seni Sarı bir çiçek uğruna aldatan o mahluka geri döndün? Neden ona karşı olan hislerine yenildin Feride neden... Oysa ben bu kitapta kendimi bulmuştum. Ben sende özümü bulmuştum... Senin gibi bir öğretmen, senin gibi bir Çalıkuşu, senin gibi bir İpekböceği, senin gibi bir Gülbeşeker olacaktım... Senin gibi olacaktım Feride. Tıpkı senin gibi... Yıllar sonra belki de bu dediklerimi olabilirim ancak benim romanım mutlu bitmez, ben Kamranlara bir kere kandım bir daha kanmam Feride.
Spoiler içeriyor
Kitap listemde olmamasına rağmen bir anda kendimi yatağımın üzerinde bu kitabı okurken buldum.Dediğim gibi listemde olmadığı için kitap hakkında pek bi araştırma da yapmamıştım.Sadece sorgulamadan ilk sayfayı açtım ve cümlelerin gözümün önünden su gibi akıp gitmesine izin verdim. Kitapta olanları…devamıKitap listemde olmamasına rağmen bir anda kendimi yatağımın üzerinde bu kitabı okurken buldum.Dediğim gibi listemde olmadığı için kitap hakkında pek bi araştırma da yapmamıştım.Sadece sorgulamadan ilk sayfayı açtım ve cümlelerin gözümün önünden su gibi akıp gitmesine izin verdim.
Kitapta olanları ana karakterimiz Bruno'nun saf ve iyimser düşünceleriyle çözmeye çalışıyoruz.Bruno sadece ve sadece 9 yaşında ve evet boyu da yaşıtlarına göre bıraz kısa. Eminim burda olsaydı bu söylediklerime çok sinirlendirdi ancak burda olması imkansız çünkü o tek gerçek arkadaşı olan Shmuel ile cennetten bizi izliyor.Özür dilerim Bruno ama yaşının küçük olduğunu belirtmemin sebebi düşüncelerin... Çok saf ve temiz düşüncelerin...Bir o kadar da mantıklı. Hani bi keresinde demiştin ya"Hangi insanların çizgili pijama,hangilerinin üniforma giyeceğine kim karar vermişti?"diye. Sahi kim karar vermişti Bruno? Baban ya da diğer o şanlı üniformalı askerler mi? Hayır.Karar veren babanın ve o şanlı üniformalı askerlerın işleri konusundaki hırslarıydı.Genç Werther'in Acıların da denildiği gibi:"Yaşamını resmi toplantılarla geçiren,ziyafet sofrasında bir sandalye öteye geçmek uğruna yıllarını harcayan ne çok insan var!" Evet,baban sadece yıllarını harcamadı aynı zaman da seni de harcadı Bruno...
Hatırlıyor musun,bir keresinde Teğmen Kotler'den korktuğun için Shamuel'in arkadaşın olmadığını ve onu asla tanımadığını söylemiştin. Sonra da günlerce böyle bir şey söylediğin için vicdan azabı çekip kendini nasıl Shamuel'e affettireceğini düşünmüştün. Shamuel seni affetti Bruno.Sen o lanet oda kapkara olduğunda ve kargaşa üstüne kargaşa yaşandığında bile hâlâ Shamuel'in elini tutuyordun ve dünyadaki hiçbir şeyin onun elini bırakmana seni razı edemeyeceğini düşünüyordun ya işte o zaman Shamuel seni affetti. İşte o zaman gerçekten en yakın dost olduğunuza inandım Bruno. Sarılamasanız bile...
Spoiler içeriyor
Hayatımda sadece bir kez tiyatroya gittim ve bu kitabı bitirdikten sonra kendimi bir tiyatro salonundan aptalca bir gülümseme ile çıkmışım gibi hissettim. Kitabı okurken kendimi bazen Helena'nın bazen Hermia'nın yerine koydum.Demetrius Helena'ya "Yüzüne bakmak bile hasta ediyor beni şuanda." dediğinde…devamıHayatımda sadece bir kez tiyatroya gittim ve bu kitabı bitirdikten sonra kendimi bir tiyatro salonundan aptalca bir gülümseme ile çıkmışım gibi hissettim.
Kitabı okurken kendimi bazen Helena'nın bazen Hermia'nın yerine koydum.Demetrius Helena'ya "Yüzüne bakmak bile hasta ediyor beni şuanda." dediğinde Helenayla aynı anda "Yüzünü görmediğimde hasta oluyorum ben oysa"dedim.
Lysander Hermia'ya "Bir daha görmek istemiyorum seni asla. Onun için de artık umutlanma,soru sorma,düşme kuruntuya. İnan ki,şundan daha gerçek bir şey yok hayatta,senden nefret ediyorum tek sevdiğim de Helena."dediğinde bile Hermia gibi "Lysander'ı korusun Tanrı,şayet çıkarsa bi kavga" dedim.
Lysander ve Demetrıus ne kadar nefret etse de bizden Hermia,Helena ve ben o kadar bağlandık sevdamıza.
Kitabı okurken bazen aşka olan ümidimi kaybettim bazense Starveling'in elindeki fenerle ayışığı rolü yaptığı yerde gerçek aşkı aramaya devam ettim.
Kimi zaman"Zerre ederi olmayan bayağı ve değersiz şeyleri,allayıp pullayıp nasıl kıymete bindiriyor insanın aşk dediği." kısmına tüm benliğimle katıldım. Kimi zamansa"Demek istediğim,kalbim kalbine mühürlü benim.O yüzden tek bir kalbimiz var bizim."dediğinde Lysander'a kandım.
Ama tüm masallarda olduğu gibi mutlu bir son bana gerçek bir aşkın en doğru vakitte,belkide tüm ümidimi yitirdiğin bir anda beni bulacağına inandırdı.
Sahi Helena'da inanmamıştı Demetrius'un onu birgün sevebileceğine.Sihirli dokunuşlarla da olsa masalın sonunda herkes sevdiğine kavuştu.
Ya da kitabı masaya bırakıp kavuşmayı bekliyor.