Sen, 'sınavda faydası olur belki' diye iki hafta önce otur Forrest Gump izle. Sonra da sınavda sorusu çıksın ama çözeme.. Gözyaşım içime içime akıyor. (╥﹏╥)
Spoiler içeriyor
Kpss sonrası ilk filmimi izleyeyim dedim. Merhabalar:) Aslında filmi dün gece izlemeye başlamıştım ancak aşağıya gidiş yolunu kapayan mazgalı kendi başına çıkartmayı başaran kızın sahnesinden sonra ara verdim. Korkmayı ve gerilmeyi sevmeyen bir insanım. Gündüz vakti izlediğim için fazlasıyla memnunum.…devamıKpss sonrası ilk filmimi izleyeyim dedim.
Merhabalar:)
Aslında filmi dün gece izlemeye başlamıştım ancak aşağıya gidiş yolunu kapayan mazgalı kendi başına çıkartmayı başaran kızın sahnesinden sonra ara verdim. Korkmayı ve gerilmeyi sevmeyen bir insanım. Gündüz vakti izlediğim için fazlasıyla memnunum.
Gelelim filme. İhmal edilen bir kızla daha karşı karşıyayız. Annesinin yanından babasının yanına geliyor. Filmde annesine pek değinmediler ancak o kadarı bile bana yetti.
Örnek vermem gerekirse çocuk kolundaki saate bakarak içmesi gereken ilacı vaktinde içecek sorumluluğa sahip. Bu güzel olayın detayı şurada saklı, ilacı içmesi gerekmiyor. Annesi fazla evhamlı olduğu için Sally sahip olmadığı hastalığın ilacını kullanıyor. (Evham kelimesi doğru bir yorum olmayabilir. Dediğim gibi filmde çok fazla değinmediler anne karakterine. Belki başka bir problem vardır.)
Ya da size bir soru sormama izin verin. Hangi çocuk tatlı yemeyi reddeder? Hemde konsantrasyonunu olumsuz etkilediği için.
Ayrıca gluten tüketmenin zararlı olduğunu da annesinden öğrenmiş. (Bu çocuğa annesi ne yediriyordu acaba??)
Her neyse, küt saçlı ve donuk bakışlı kızımıza geri dönelim. Fareye benzeyen, sözde diş perisi olan minik canavarlarla her karşılaştığında çığlık atıyor. Tam diyorum babası görecek ve film devam edecek ama yok. Olaylar kısır döngüye giriyor, her seferinde çocuğu yatağına geri yatırıyorlar..
Bu tarz durumlarda nedense kimsenin aklına psikolog çağırmak gelmez. Bende bunun için ayrı olarak sinirlenirim. Neyse ki Sally için psikolog geldi. Uyku ilacı yazmaktan öteye gidememiş olsa bile çok güzel bir cümle kurdu kendisi. "Bu evde istenmediğini düşünüyor."
Telefonla annesini arayıp yanına gitmek için çırpınan, babasına derdini bir türlü anlatamayan bu küçük çocuk iki tarafa da yabancı kalmış.
Evden kaçtığı sahnede daha iyi anladım ben çocuğun gücünü. Ebeveynlerinin tavırları yüzünden erken olgunlaşmış. Eşyalarını sırt çantasına koyup evden çıkıp gidebiliyor. İzleyici olarak sinir krizine girdiğim bir sahneydi. Ya çocuğun başına bir şey gelseydi?
Babası ise sadece şu cümleyi kurdu: "Bunu daha önce de yapmıştı."
Adam "duyarsızlaşma" kavramının somut örneği.
Filmin sonu için klasik bir mutlu sahne bekliyordum. Beklentimi karşılamadı. Özellikle de Kim karakteri için çok üzüldüm. Şuan bile vinç kiralayıp o evi yıkasım geliyor.
Ancak son sahnede fareye benzeyen sözde diş perileri çok doğru konuştu.
Onca olan olaydan sonra kimse bu işin peşine düşmeyecek. Onlar sığınaklarını daha dibe çekecekler. İnsanlar ise uzaklaşıp unutmayı tercih edecek. Belli bir süre sonra aynı senaryo farklı kişilerle tekrardan yaşanacak:')
Hadi gelin bu filmden kendi payımıza çok güzel bir ders çıkaralım. Müsadenizle ilk olarak somutlama yapmak istiyorum.
Fareye benzeyen sözde diş perilerine kabullenmek istemediğimiz duygularımız diyelim.
Freud'dan bu yana duyguları bastırmanın hem fiziksel hem de psikolojik semptomlara yol açtığı, duyguları ifade etmenin ise psikolojik sağlamlık için önemli olduğu düşünülmekte.
Biz de bu görüşten yola çıkarak; bundan sonraki hayatımızda duygularımızı bastırmak ve daha derine gömmek yerine, yeryüzüne çıkmalarına izin verelim. Onlarla yüzleşip kabullenelim. Duygularımızı yaşayalım. Çünkü yaşanmayan her duygu fırsatını bulduğu ilk anda dışarıya çıkıp bizim yakamıza yapışacak.
Filmde olduğu gibi tekrara düşmeyelim. O an için hissettiğimiz duyguyu yaşayalım gitsin:)
(Fareye benzeyen sözde diş perilerini bir türlü kabullenemiyorum. Peri denilince aklıma Tinker Bell geliyor. Bu algımı bozmalarına izin vermeyecem!!)
JHDPAHDLQHDPAHDPAJDPAJD
Spoiler içeriyor
Bayıldım. Sahneleri heyecanla izlerken düşünmeden de edemedim. Acaba hayatım tamamen benim istediğim gibi ilerlese nasıl olurdu? Gelelim filme. Kızımız son derece ilgisiz ebeveynlerle birlikte yaşıyor. Çocuk az kalsın kuyuya düşecek olmasını anlatırken ebeveynlerinin kendisi için endişelendiğini görmek istiyor ama nafile..…devamıBayıldım. Sahneleri heyecanla izlerken düşünmeden de edemedim. Acaba hayatım tamamen benim istediğim gibi ilerlese nasıl olurdu?
Gelelim filme. Kızımız son derece ilgisiz ebeveynlerle birlikte yaşıyor.
Çocuk az kalsın kuyuya düşecek olmasını anlatırken ebeveynlerinin kendisi için endişelendiğini görmek istiyor ama nafile..
Ya da zehirli bir bitki tuttuğu için elinde kabarcıklar çıkıyor ama gene ebeveynlerinin umurunda olmuyor.
Aynı şekilde çocuğun gelişimi açısından beslenmesi çok önemlidir ancak filmde (benim önüme koysalar yemem) çocuğun önüne yulaf lapası konuluyor.
Bizim minik kızımız da çözümü hayal gücünde buluyor.
Kısa bir bilgi vermem gerekirse, 3-4 yaş aralığındaki çocuklar Piaget'e göre sembolik dönemdedir. Bu dönemin özelliklerinde ise majik düşünme (büyülü-sihirli düşünme) vardır.
Aslında Coraline'ın yaşı bu dönemin daha üstünde. Hatta filmde okula gitmesinden bahsediliyordu. Somut işlemler döneminde, ilkokul çağında yani.
Ancak gelişimde gerilemeler görülebilir. Demek istediğim kızımız bu ilgisiz ebeveynlerle ne yapacağını şaşırmış ve hayal gücüne sığınmış. (Bu şekilde düşündüğümüz zaman filmin konusu son derece hüzünlü geliyor.)
Yaşadığı olumsuz durumları hayal gücüyle tersine çevirmeye başlıyor. Tavuk yediği için mutlu olduğu sahne çok tatlıydı mesela. Ya da normalde ebeveynlerini bahçeyle ilgilenmeleri için ikna edemeyen Coraline, gece rüyasında mükemmel bir bahçeye sahip oluyordu.
Bahsettiğim gerilemeyi biraz daha açmak istiyorum çünkü hepimiz zaman zaman bunu yaşarız. Kötü bir haber aldığımız zaman cenin pozisyonunda yatarız mesela. Çünkü anne karnındayken bu şekilde huzurluyduk.
Demek istediğim bu filmde küçük bir kız çocuğuna hakettiği ilgi verilmediği için psikolojisinin nasıl etkilendiğine şahit oluyoruz.
Şimdi sizden filmin sonunu düşünmenizi istiyorum. Sizce çocuk anahtarı kuyuya kapattığı için mi o sihirli dünya ile iletişimi kesildi? Yoksa anne ve babasıyla bahçede vakit geçirip istediği eldivenlere kavuşup hakettiği ilgiyi aldığı için mi?
Bana sorarsanız filmin sonunda çocuk resmen kendine geldi.
Başta uyum sorunları yaşıyordu. Kediye karşı hırçındı. Yaşıtı olan diğer çocuğa karşı acımasızdı. Sonda ise onlara karşı daha uyumluydu.
İletişime açık hâle geldi.
Ben bu filmi çok sevdim:)
Spoiler içeriyor
Uzun zamandır izleme listemde bekleyen bu güzel filmi tarih hocamın tavsiyesi üzerine bugün izledim. Film izleme motivasyonumu Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi dersinden aldığım için filmi izlerken senaryoda hangi olaylara değindiklerini görmeye çalıştım. (Eksiklerim olabilir.) Soğuk savaş döneminde bir ikon…devamıUzun zamandır izleme listemde bekleyen bu güzel filmi tarih hocamın tavsiyesi üzerine bugün izledim.
Film izleme motivasyonumu Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi dersinden aldığım için filmi izlerken senaryoda hangi olaylara değindiklerini görmeye çalıştım. (Eksiklerim olabilir.)
Soğuk savaş döneminde bir ikon hâline gelen Elvis Presley'i gördüm ilk başta.
Ana karakterimiz Forrest üniversite yıllarındayken Afro Amerikanların ırkçılığa karşı verdikleri mücadeleyi izledik.
(Bu hareketin liderleri olan Malcolm X ve Martin Luther King suikast sonucu öldürüldüler.)
Ardından Vietnam savaşı işlendi ancak savaş sahneleri beklentimi karşılamadı. ABD bu savaşta Mavi ilaç (kuraklık), Turuncu ilaç (kullanıldığı toprak bir daha ürün vermez) ve Napalm bombası (insanın içini yakar) gibi önemli silahlar kullandı. Filmde bununla ilgili bir sahne görmeyi de isterdim.
Derken yumuşama dönemine neden olan olaylardan Ping-Pong diplomasisine şahit olduk. Ana karakterimizin konumu sayesinde izlerken fazlasıyla keyif aldım.
Tenis oyununda başarılar elde ettikten sonra Kennedy ile tanışan Forrest çok geçmeden Kennedy'nin suikastine de şahit oldu.
ABD'nin soğuk savaş döneminde NASA'yı kurduğunu biliyoruz. Filmde de kısa süren bir sahneyle buna değinmişler. Açık kalan televizyondan Neil Armstrong'un ünlü repliğini duyduk:)
ABD halkının Vietnam savaşına tepki gösterdiği sahne çok güzeldi. Ancak ben filmde Vietnam savaşının sona ermesinde büyük etkisi olan ünlü boksör Muhammet Ali Clay'e de değinmelerini isterdim.
Kendisi savaşa gitmeyi reddettikten sonra savaş karşıtı gösteriler artmıştı ve ABD savaştan geri çekilme kararı almıştı.
Ve 68 kuşağının (bir nevi savaş karşıtı insanlardan oluşan grup) ortaya çıkması. Yani Hippiler. Jenny karakteri bu ruhu tam olarak yansıtıyordu.
Son olarak Teğmen Dan'in Apple'a yatırım yapması olayına fena hâlde eğlendiğimi söylemek istiyorum:D
Umarım hepimiz hayatlarımızda böyle güzel kararlar alırız:)
Filmi izlerken Rene Spitz'in deneyi canlandı gözümde. "Anne yoksunluğu" kavramının fiziksel ve zihinsel anlamda çocuklar üstünde ne gibi bir etkisinin olduğunu araştırmıştı kendisi. (YouTube'da deneye dair videolara ulaşabilirsiniz.) Filmde de aynı sonuca ulaşıyoruz. Sevgimizi çocuklara vermemiz, çocuklar için hayati önem…devamıFilmi izlerken Rene Spitz'in deneyi canlandı gözümde. "Anne yoksunluğu" kavramının fiziksel ve zihinsel anlamda çocuklar üstünde ne gibi bir etkisinin olduğunu araştırmıştı kendisi.
(YouTube'da deneye dair videolara ulaşabilirsiniz.)
Filmde de aynı sonuca ulaşıyoruz. Sevgimizi çocuklara vermemiz, çocuklar için hayati önem taşıyor.
Gözyaşları içerisinde bitirdiğim bu filmin yeri bende hep ayrı kalacak✿
Erich Fromm'a göre gerçek sevginin dört adet bileşeni vardır. Bunlar: -ilgi, -bilgi, -saygı ve -sorumluluktur. Film boyunca Gerda'yı izleyip bunu düşündüm. Lili ile ilgilendi. Onu tanımaya çalıştı. Lili için araştırmalar yapıp bilgi sahibi olmaya çalıştı. Lili'yi olduğu gibi kabul etti.…devamıErich Fromm'a göre gerçek sevginin dört adet bileşeni vardır.
Bunlar:
-ilgi,
-bilgi,
-saygı ve
-sorumluluktur.
Film boyunca Gerda'yı izleyip bunu düşündüm.
Lili ile ilgilendi.
Onu tanımaya çalıştı. Lili için araştırmalar yapıp bilgi sahibi olmaya çalıştı.
Lili'yi olduğu gibi kabul etti.
Ve ona zarar vermemeye dikkat etti.
Gerda karakteri Lili'yi gerçekten sevdi♡
Spoiler içeriyor
Kpss'ye hazırlanırken kendim için yapılabilecek en iyi şeyi yaptığımı düşünüyorum. Serüvenin ilk 97 bölümünü bitirdim hdksbdkwbd Herkes bu diziyi farklı yönleriyle ele alıyor. Ben karakterleriyle ele almayı tercih ettim. Normalde dizi ya da film izlerken belli karakterlerle özdeşim kurarım ve…devamıKpss'ye hazırlanırken kendim için yapılabilecek en iyi şeyi yaptığımı düşünüyorum. Serüvenin ilk 97 bölümünü bitirdim hdksbdkwbd
Herkes bu diziyi farklı yönleriyle ele alıyor. Ben karakterleriyle ele almayı tercih ettim.
Normalde dizi ya da film izlerken belli karakterlerle özdeşim kurarım ve o karakterin davranışlarını günlük yaşamımda kullanır, espriler yaparım. Ancak bu dizide öyle olmadı.
Herkesin aksine ben dizideki bütün karakterlerden nefret ettim.
📌Ali Candan karakteri öleceğini bile bile evlenme teklifi etti. Masum bir kızı beklentiye soktu. Bu çok adice bir hareketti, kim ne derse desin..
📌Çakır karakteri köpeğe ölüm emri veren bir adam. Geri kafalı ayrıca, oğlu Pusat'ın elinde çiçek tutmasını "karı gibi" şeklinde yorumlamıştı. Son olarak Çakır'ın sadakatsiz olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Eşiyle dans ederken şarkıcıyı kesiyordu. (Daha da yazarım da işte neyse)
📌Memati karakteri de düşüncesizin teki. Ölüm emrini aldıktan sonra köpeği öylece vurdu. Çok da yazılacak bir şey yok aslında. Kendisinin de dediği gibi "birin arkasındaki sıfır"
Biri olmadıktan sonra Memati karakterinden geriye sadece sıfır kalıyor.
📌Laz Ziya karakteri.. Zamanında mal satın alır gibi toprak karşılığı eşiyle evlenmiş. Aldatılmasını haklı bulmuyorum ancak zorla güzellik de olmaz.
Ayrıca iki tane kız evladına adam gibi babalık yapmak yerine silah kaçakçılığı yapıp oy Asiye dinlemeyi tercih etmiş bir kişi hakkında da uzun uzadıya yazı yazmayacağım.
Tek tek her karakteri yazmak istemiyorum ama şu ikisini yazmazsam içimde kalır..
📌Abuzer Kömürcü. Dizide en nefret ettiğim kişi bu. Resmen tiksindim. Eşini döverek öldürmüş, evladına şiddet uygulamış bir ruh hastası.
📌Ve Erdal Kömürcü.. Öyle bir babadan böyle bir çocuk çıkar tâbi. Çocukluğunda aldığı hasarlardan sonra önce eşini başka kadınla aldatan bir şerefsiz olarak çıktı karşımıza. Sonra eşini öldürdü zaten. Sonra başka bir kadına tecavüz etti. En son da başka bir kadına uyuşturucu madde vererek izni dışında ilişkiye girdi..
Tüm bunlar bir kenara, babasını öldürdüğü sahne bir kenara.. Hayat işte..
Derseniz ki hiç mi iyi bir karakter yoktu?
Var:)
📌 Çakır'ın kız kardeşi Derya.. Etliye sütlüye karışmıyordu. Herkesin iyiliğini isteyen biriydi. Çocuklara halalık falan yapıyordu. Derya iyi kızdı ve zaten erkenden göçtü diziden.
Bu diziyi izleyip mafyaya özenen olamaz. Bunu kabul etmiyorum. Zira dizide o kadar güzel bir şekilde bu insanların kötü hayatlarını işlemişler ki.. Kimse bunu istemez.
Para, mal, mülk, racon derken farkediyorsunuz ki huzur yok. Evlerinin içinde, kalplerinde..
Birinin evladı kaçırılmış, birisi anasını doğramış, birisini eşi aldatmış.. Özünde mutsuz bu insanlar:')
Ama en çok da Elif karakterine kızıyorum. Okumuş, mesleğini eline almış bir kadın resmen gözümün önünde günden güne eriyerek öldü. Şehir değiştirebilirdi, yeni insanlarla tanışabilirdi. Elif'e yazık oldu. Zeki bir avukattı.
Bu dizi beni depresyona soktu:')
Spoiler içeriyor
Vikings dizisinin editleri sosyal medyada çok fazla karşıma çıkıyordu. Savaş sahnelerinin çekimleri de baya güzel gözüküyordu. Bu sebeple izlemeye başladım. Dizide Athelstan karakterini çok seviyordum. Sorgulayabilme cesaretine sahip olması, beni kendine hayran bıraktırıyordu. Doğru ve yanlışı sorguladı, dini inancını sorguladı,…devamıVikings dizisinin editleri sosyal medyada çok fazla karşıma çıkıyordu. Savaş sahnelerinin çekimleri de baya güzel gözüküyordu. Bu sebeple izlemeye başladım.
Dizide Athelstan karakterini çok seviyordum. Sorgulayabilme cesaretine sahip olması, beni kendine hayran bıraktırıyordu.
Doğru ve yanlışı sorguladı, dini inancını sorguladı, varlığını sorguladı..
Athelstan tüm bunları yaparken ona destek olan Ragnar reise ise ayrı bir hayrandım. Meraklı bakışlarıyla yeni şeyler öğrenmenin mutluluğunu yaşıyordu. Yaşadığı mutluluğu ise gene Athelstan ile paylaşıyordu.
Mutluluğunu paylaştığı Athelstan ölünce, Ragnar da öldü zaten.
Ben de diziyi bıraktım.
Çooooook sonradan diziye geri dönme kararı aldım çünkü başladığım dizileri yarım bırakmayı hiç sevmem. İzledikçe Ubbe karakterine tutuldum bu sefer. Başlarda bazı saçma hareketlerinin olduğunu da kabul ediyorum ama genel olarak diğer karakterlere oranla tutarlıydı.
Final sezonuna yaklaştıkça diziden aldığım keyif azaldı. İzlediğim sahneler çok yüzeysel kalıyordu. Ruhu ölen Ragnar'ın cesedini çıkarttılar diziden, iyice keyfim kaçtı.
Bu diziyi Athelstan ve Ragnar'ın dostluğu ile hatırlayacağım. Tekrardan izlemek istersem de ilk sezonlara bakarım.
Diziyi bitirdikten sonra "My mother told me" müziğini dinleyerek bir süre depresyona girdim. Güzel bir finale sahip olmasa bile benim severek izlediğim bir diziydi. Tarihi dizilerde savaş sahnelerine önem gösteren yapımları çok seviyorum ve bu dizi paraya kıymaktan hiç çekinmemiş:)
Kitap, bize; yaratıcı düşünmenin, hayatımızla bağ kurma yolu olduğunu söylüyor. Kitabı hızlıca bitirmeyi hedeflemedim ve sindire sindire okudum. Her okuduğum bölümün sonunda yazar beni bambaşka sayfalara yönlendirdi. Kitabı sayfa sırasıyla değil, karışık bir şekilde okumaya başladım. Okuduğum bölümler üzerine bol…devamıKitap, bize; yaratıcı düşünmenin, hayatımızla bağ kurma yolu olduğunu söylüyor.
Kitabı hızlıca bitirmeyi hedeflemedim ve sindire sindire okudum.
Her okuduğum bölümün sonunda yazar beni bambaşka sayfalara yönlendirdi. Kitabı sayfa sırasıyla değil, karışık bir şekilde okumaya başladım.
Okuduğum bölümler üzerine bol bol düşünmeye çalıştım.
Kitabın bölüm başlıkları o kadar çarpıcıydı ki hepsini art arda okumak istedim. Sindirerek okumak zordu diyebilirim.
"Yetersiz hissedin", "Her zaman her şeyden şüphelenin", "Bozuk değilse bozun", "Kesip atın", "Doğru şeyi yanlış yere koyun"...
Bunlar sadece birkaç başlık.
Bölümler içerisinde yer alan hayat hikâyeleri, insanın ihtiyaç duyduğu ilhamı sağlamasında fazlasıyla yardımcı oluyor.
Arada kitabın herhangi bir sayfasını açıp okumayı planlıyorum. Öylece tutup rafa kaldıramayacak gibiyim:)
İzlediğim ilk anime dizinin "Bungou Stray Dogs" olmasından ötürü aşırı mutluyum. Arkadaşımın isteğiyle başlamıştım ve öncesinde animeler hakkında en ufak bir bilgiye dahi sahip değildim. Sonradan, karakterlerin isimlerinin gerçek hayattaki yazarlardan alınmış olduğunu öğrendim. Olaya bambaşka bir boyut kattı açıkçası.…devamıİzlediğim ilk anime dizinin "Bungou Stray Dogs" olmasından ötürü aşırı mutluyum. Arkadaşımın isteğiyle başlamıştım ve öncesinde animeler hakkında en ufak bir bilgiye dahi sahip değildim.
Sonradan, karakterlerin isimlerinin gerçek hayattaki yazarlardan alınmış olduğunu öğrendim. Olaya bambaşka bir boyut kattı açıkçası.
Şimdi de, dördüncü sezonunun gelmesini beklerken yazarların kitaplarını okumayı hedefliyorum. (Okuyabildiğim kadarını)
Natsume Soseki; Ben Bir Kediyim(✓)
Osamu Dazai; İnsanlığımı Yitirirken(✓)