Bob Dylan'ın 1962 yazında nükleer savaş tehdidinde yazdığı,baba ve oğul arasında geçen kıyamet şarkısı, Roy Andersson'un Sonsuzluk Üzerine filmindeki dış sesin "gördüklerini anlatışı"nın ilhamıdır. Özellikle şu kısım: "Vücudu yanmakta olan genç bir kadınla karşılaştım. Aşkta yaralanmış bir adamla karşılaştım. Nefretle…devamıBob Dylan'ın 1962 yazında nükleer savaş tehdidinde yazdığı,baba ve oğul arasında geçen kıyamet şarkısı, Roy Andersson'un Sonsuzluk Üzerine filmindeki dış sesin "gördüklerini anlatışı"nın ilhamıdır. Özellikle şu kısım:
"Vücudu yanmakta olan genç bir kadınla karşılaştım.
Aşkta yaralanmış bir adamla karşılaştım.
Nefretle yaralanmış başka bir adamla karşılaştım."
Köln semalarında harabelere bakarak uçan çiftin olduğu afişindeki gibi. İnsanlık var oldukça daha neler görecek?
Dönersen Islık Çal "Toplumun en karanlık köşelere ittiği iki insanın, gecenin ve yalnızlığın ortasında kurduğu o en pürüzsüz sığınak..." Orhan Oğuz'un yönettiği film; Beyoğlu'nun tekinsiz ara sokaklarında trans seks İşçiliği yapan Halil ile boyu nedeniyle toplumdan sürekli dışlanan, bir barda…devamıDönersen Islık Çal
"Toplumun en karanlık köşelere ittiği iki insanın, gecenin ve yalnızlığın ortasında kurduğu o en pürüzsüz sığınak..." Orhan Oğuz'un yönettiği film; Beyoğlu'nun tekinsiz ara sokaklarında trans seks İşçiliği yapan Halil ile boyu nedeniyle toplumdan sürekli dışlanan, bir barda çalışan cüce Travesti Mewro'nun (Mevlüt) kesişen yollarını anlatıyor. Önyargıların, şiddetin ve yalnızlığın hakim olduğu bu acımasız şehirde, birbirlerinin eksikliklerini ve yaralarını tamamlayan iki karakterin arasında şiirsel bir dostluk doğuyor.
Film, 90'lar Türk sinemasının o karanlık, realist ve bağımsız damarını harika yansıtan bir başyapıt. Dönemin sinemasında trans bireyleri ve engellileri ya bir komedi unsuru ya da karikatürize birer obje olarak gösteren sığ anlayışı darmadağın ediyor. Orhan Oğuz; Beyoğlu'nun o loş, rutubetli ve tekinsiz sokaklarını, klostrofobik mekanlarını ve toplumun çiğ ikiyüzlülüğünü muazzam bir atmosfer duygusuyla perdeye aktarıyor
The Edge of Horizon, 2026 Thai tarihi BL (Boys' Love) draması, One31 tarafından üretilmiştir. Siyaset ve sosyal değişimin eşiğinde bir kurgusal krallıkta, hikaye iki çocukluk arkadaşının ilk aşkını takip ediyor. Prince Thinnakon Varakulvathin, kraliyet ailesinin ve gelecekteki lider olmayı bekleyen…devamıThe Edge of Horizon, 2026 Thai tarihi BL (Boys' Love) draması, One31 tarafından üretilmiştir. Siyaset ve sosyal değişimin eşiğinde bir kurgusal krallıkta, hikaye iki çocukluk arkadaşının ilk aşkını takip ediyor.
Prince Thinnakon Varakulvathin, kraliyet ailesinin ve gelecekteki lider olmayı bekleyen iki çocukluk arkadaşının yükünü taşıyarak büyüyor. En yakın çocukluk arkadaşları Phob Phopthi Mankhongphak, prensin hemşire kadınından oğlu. İkisi de masum bir bağlantıyı paylaşıyorlar ve yavaşça ilk aşkına dönüşüyor.
Ancak, saray kuralları ve kraliyet ve sıradan halk arasındaki sıkı ayrılık onları birbirinden ayırt ediyor. Yıllar sonra, kader onları yetişkinler olarak bir araya getirirken, kraliyet ve sıradan halk arasında test edilen sadakat, stilini zorlamadan sürdürüyor.
Halkın körükleri kapanırken ve sadakat test ediliyor, Thinnakon ve Phob'ın kraliyet ailesi için aşkını feda etmek mi, yoksa her şeyi riske atmak mı, bir gelecek yaratmak mı, bu kararını vermesi gerekiyor.
Helter Skelter, Japonya'daki estetik cerrahi kliniklerini içeren gerçek bir dizi tıbbi malpraktis skandalı dalgasından esinlenilmiştir. Lilico'nun yaşadığı yan etkiler, belgelenmiş vakalardan alınmıştır. Bu bağlam, vücut korkusunu daha az bir metafor gibi ve daha çok bir haber raporu gibi hissettirir.
Possession (1981) bir vücut içi, korkunç ve duygusal olarak yıkıcı psikolojik korku filmidir ve Anna ve Mark'ı takip eder. Cold War Berlin'da bir çiftin evlilikleri en rahatsız edici ve gerçekçi şekilde çöker. Bu film, vücut korkusu, paranoyası ve ham histeri…devamıPossession (1981) bir vücut içi, korkunç ve duygusal olarak yıkıcı psikolojik korku filmidir ve Anna ve Mark'ı takip eder. Cold War Berlin'da bir çiftin evlilikleri en rahatsız edici ve gerçekçi şekilde çöker. Bu film, vücut korkusu, paranoyası ve ham histeri kullanarak bir ilişkiyi ve onun doğduğu canavar şeyin keşfedilmesini sağlar.
"Ben en çok kendim olduğum zaman hissediyorum."
The Seventh Seal (1957) | Ölümle Satranç Kara ölüm olarak bilinen veba salgınının Avrupa'yı sardığı, skolastik düşüncenin baskın olduğu Orta Çağ'da geçen filmde; Haçlı Seferleri'nden yeni dönmüş, savaştan bıkmış bir Şövalye ölümle karşılaşır. Ancak ona boyun eğmek yerine ölümle satranca…devamıThe Seventh Seal (1957) | Ölümle Satranç
Kara ölüm olarak bilinen veba salgınının Avrupa'yı sardığı, skolastik düşüncenin baskın olduğu Orta Çağ'da geçen filmde; Haçlı Seferleri'nden yeni dönmüş, savaştan bıkmış bir Şövalye ölümle karşılaşır. Ancak ona boyun eğmek yerine ölümle satranca oturur.
Şövalyenin ölümle oynadığı bu satranç, yalnızca hayatta kalma mücadelesi değil; yaşamın amacı, Tanrı'nın sessizliği ve insanın varoluşu üzerine derin bir sorgulamaya dönüşür.
Sinemanın en ikonik sahnelerinden birine sahip olan The Seventh Seal, Bergman sinemasının en kült filmlerinden biri olarak kabul edilir ve Cannes'da Jüri Özel Ödülü kazanmıştır.
Bir Düşüşün Anatomisi Anatomy of a Fall Yönetmen: Justine Triet 2023 yılı Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödüllü filmde; kocasının ölümünden dolayı şüpheli olarak yargılanan Sandra, masumiyetini kanıtlamaya çalışan bir yazardır. Sandra'nın masumiyetinin bir kaza sonucu görme yetisini kaybeden oğlunun…devamıBir Düşüşün Anatomisi
Anatomy of a Fall
Yönetmen: Justine Triet
2023 yılı Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödüllü filmde; kocasının ölümünden dolayı şüpheli olarak yargılanan Sandra, masumiyetini kanıtlamaya çalışan bir yazardır. Sandra'nın masumiyetinin bir kaza sonucu görme yetisini kaybeden oğlunun ellerinde olmasını anlatan dram, gerilim türündedir. Film sonuna kadar sizi acaba dedirtecek şüpheyle saran güzel bir eser
The Elephant Man (1980) | Canavar görünen midir, yoksa görmek isteyen mi? David Lynch sinemasının ustalaştığı yapımlardan The Elephant Man, doğuştan biyolojik farklılıkla doğan Mr. Merrick'i güzellik ve çirkinlik üzerinden ele alır. Merrick hayatı boyunca hor görülmüş, insanlar onu bir…devamıThe Elephant Man (1980) | Canavar görünen midir, yoksa görmek isteyen mi?
David Lynch sinemasının ustalaştığı yapımlardan The Elephant Man, doğuştan biyolojik farklılıkla doğan Mr. Merrick'i güzellik ve çirkinlik üzerinden ele alır. Merrick hayatı boyunca hor görülmüş, insanlar onu bir insan olarak değil bir canavar olarak izlemiştir. Ta ki Dr. Treves onu kurtarana kadar.
Bu noktada çirkinlik kavramı bir sorgulamaya dönüşür ve düşünce Mary Douglas'ın kir kavramına bağlanır. Douglas'a göre çirkinlik ya da kir, özünde kötü olan değil "yanlış yerde" bulunan şeydir. Bir şeyin olması gereken yerde değil alışılmadık bir yerde bulunması kaygı yaratır; bu kaygı da kaçınma ve dışlama davranışı doğurur.