Dünyadan nefret etmeye başladığında yüksek sesle ağla. Seni selamlayan eller seni gösteren parmaklara dönüştüğünde derin bir iç çekip "bu b*ktan bir şey oldu" diye bağırmakta sorun yok çünkü sen de herkes gibi bir insansın
Yıkık bir sahneyi anımsatır bu boşluk. Başından çok kötü şeyler geçmiş,eski püskü bir tiyatro sahnesi..." "Gözlerini kırpmayı bile, bu tutkulu bakışa sanki ihanet sayardı." "Samimi yıllar boyu terk edilmişliğine sustu. Samimi arkadaşlarının alaylarına sustu. Samimi halasının ilgisizliğine sustu. Sustu, sustu,…devamıYıkık bir sahneyi anımsatır bu boşluk. Başından çok kötü şeyler geçmiş,eski püskü bir tiyatro sahnesi..."
"Gözlerini kırpmayı bile, bu tutkulu bakışa sanki ihanet sayardı."
"Samimi yıllar boyu terk edilmişliğine sustu. Samimi arkadaşlarının alaylarına sustu. Samimi halasının ilgisizliğine sustu. Sustu, sustu, sustu.... Ona bu suskunluk oyununu öğreten rüyalar dolusu cinle periydi."
"Cinlerle perilerse zamansız, mekânsız bir dünyanın kötü kalpli yaratıkları.
Bedensiz olmanın hıncını bedenlilerden çıkaran, kötü kalplı yaratıklar..."
"Olduğuna inanmadığınız bir şeyi yok edemezsiniz. Ama bir şeyin varlığını zedelemek istiyorsanız ona olan inancı yok ederek işe başlayabilirsiniz"
"Paradoksal nevroz.
Ya da nevrotik paradoks.
Ne eğlence!"
"Allah bana bir Yasin bile vermedi, onun yerine yaşamayan, hemen ölüveren beş kız doğurdum. Beş Sevim kız. Ben ölü kız... Beş bahtsız yavrucaj gömdüm.."
"Sadece anlatılamaz bir boşluk,bir yokluk, bir suskunluk. Huriye Hanım'ın ve Beş Sevim'in yokluğu"
".... sadece dünyada olup bitenleri gören gözlerim hiçbir şey göremediler."
"Kara kara adamlar beyaz damlara çıktılar
Beyaz damları karaya boyadılar"
"O masalı cehennemin derinliklerinden çıkartıp benim ruhumun derinliklerine fırlattı"
"Bir kez olsun yanıma gelse, eli yapraklarıma değse, büzüşüp kararmaya razıyım. Ah bir kerecik gelse eli..."
"Cinteke, bu tuhaf aşkın farkına varmış ve gelinciğin mantıktan yoksun, aşkla efsun kalbine zehirli bir oyun akıtmış"
"Babalar kızlarına kötü şey söylemezler. Söylememeliler..."
"... uyudum, uyandım. Aynaya baktım ağladım. Uyudum, uyandım, aynaya baktım ağladım. Uyudum, uyan..."
"Bana sorarsan dışarıda suskunluğuna devam et. Sırlar insanı değerli kılarlar.
" Yusuf bu kimsesizliğe ve kimliksizliğe hiç itiraz etmedi.
Nasılsa arkadaşları cinler ona dilediği kimliği verecekti! "
" Yusuf kendine zarar vermeyi severdi. "
" Yusuf yeniden kendini öldürme oyununa başladı."
Ben bu kitabı depresyon döneminde okudum. O sıralar hem ilaç tedavisi gördüğüm için hemde psikolojik olarak olmadığım için bazı sanrılarım oluyordu. Geceleri uyuyamıyor uyusam dahi rüyamda cinleri perileri görürdüm. Bu kitaba öyle bir anda denk gelmek biraz kötü olmuştu çünkü bir tık tetiklemişti. Yanlış anlaşılma olmasın kitabı tedavimin sonlarına doğru okudum kitapdan sonra tetiklenmedim yani. Eğer böyle bir durumdaysanız okumanız sizin açınızdan pek iyi olmaz. Ama yok ben hazırım okurum derseniz kesinlikleee okuyun. Şuan daha iyiyim ve tekrar okudum cidden çok güzel bir kitap. 💁
Efsaneleri sever misiniz?? Bana ilk anlatıldığı zaman hayranlıkla dinlediğim "karadut ağacının" efsanesini anlatacağım. 🥹🥹 Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe ,delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı…devamıEfsaneleri sever misiniz?? Bana ilk anlatıldığı zaman hayranlıkla dinlediğim "karadut ağacının" efsanesini anlatacağım. 🥹🥹
Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe ,delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı ask beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezler, birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardı aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe ağaca Piremus dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı.
Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe nin esarpını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe yi öldürerek yediğiydi. Tispe siz yaşayamazdı. Aklından geçen
sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü. Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus un cansız vucudu yerdeydi
ve elinde Tispe nin düsürdüğü eşarpını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama esarpı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an ve mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmişti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus askı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı ölüm bile onları ayıramazdı.
Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. Birden vücudu Piremusun bendeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzlestirmek
istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı bunların aşkına adadılar. Piremusun kanını bu ağacın meyvelerine, Tispenin gözyaslarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini, (Piremusun kan lekesini), dut ağacının yaprakları, (Tispenin gözyasları)temizler.. Ve çok şaşırtıcı bir durum da var. Şöyle ki dut ağacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama eline ağacın yaprağını alır ovuşturursan leke gider. Çok şaşırtıcı değil mi?
Siz ne düşünüyorsunuz??? 🥹🥹
"Sonra o soruyu sorarlar, o cevabı asla verilmeyecek olan soruyu : Madam Arthur Bey kim?" "Son. Son sandığı, gerçekten son değil miydi yoksa?" "Nagehan rüya görmekten korkar. Çünkü rüyalarında ne görse mutlaka gerçek olur. Ve rüyalarında hep ölüm görür." "Ama…devamı"Sonra o soruyu sorarlar, o cevabı asla verilmeyecek olan soruyu :
Madam Arthur Bey kim?"
"Son. Son sandığı, gerçekten son değil miydi yoksa?"
"Nagehan rüya görmekten korkar. Çünkü rüyalarında ne görse mutlaka gerçek olur. Ve rüyalarında hep ölüm görür."
"Ama rüyaları sadece haberci. Olmuşları değil olacakları gösteriyor. Neden? Neden gelecek var da, geçmiş yok kaderde?"
"Öleceğine inanarak. Öleceğine sevinerek bekledi."
"Rastlantıların aslında rastlantı olmadığını anlatsa biri ona"
"Her şey o fotoğraflar yüzünden. Kedileş o fotoğrafları zamanında yok etmeliydi.
Zaman?
Zaman var mı ki?"
"Tencereleri tekrar tekrar yıkarlar. Bıçakla parmaklarını keser ve en azından bir bardak kıkarlar. Kadınlar. Mutfakta dünyayı yeniden kurar, yeniden yıkarlar."
"... sokakta avaz avaz bağıran bir kadınadam gördüğünüzde hiç yadırgamazsınız, ama avaz avaz bağıran bir kadın herkese dudak ısırtır. Kadınlar sokakta avaz avaz bağırmazlar. Hele bu ülkede. Kadınlar ölürken bile etekleri açılmasın diye uğraşır ve evde yapayalnızken bile sutyen takarlar. Kusursuz bir kadınadamı gerçek bir kadından ayırmanın tek yolu hareketlerindeki rahatlıktır. Orospuluğun bile bir edebi var. Kadınadamlığın yoktur. "
" Ben kaybolmak istiyorum. Kaybolmak ve unutulmak. Aramaktan ve hatırlamaktan yoruldum. "
" Dünya çok büyük, zaman çok geniş. Bu hayatta o yüzden her şey olabilir. Her şey "
" Olcayto birden sağır ve dilsiz insanların kulak tırmalayan sessizliğinin içine düşüyor"
"Seslerde acı duyar gibi"
"Dilsiz Maria'nın dili var"
Kitabı hem anlıyor hemde anlamıyor gibi oluyorsunuz garip ama mükemmell mdmxmzmsms
"Sadece hayali bir tanrının kulu olduğunu sanmak yetiyor insana. Peki o tanrı kim?" "Tanrıyı uydururuz bahane olarak. Bir yaratıcının eğlencesi olduğumuza ikna oluruz. Bizimle eğlenen bir yaratıcının hiddetinden kendi kendimizi korkuturuz. O yüzdendir içine düştüğümüz bu boşluklar, bu kayboluşlar, bu…devamı"Sadece hayali bir tanrının kulu olduğunu sanmak yetiyor insana.
Peki o tanrı kim?"
"Tanrıyı uydururuz bahane olarak. Bir yaratıcının eğlencesi olduğumuza ikna oluruz. Bizimle eğlenen bir yaratıcının hiddetinden kendi kendimizi korkuturuz. O yüzdendir içine düştüğümüz bu boşluklar, bu kayboluşlar, bu anlam aramaları, bu bulamamalar, bu bulanımlar... "
" Benim aklımda olanlar ve olmayanlar, onların aklında olacaklar ve olmamışlar. Ben hep şimdiki zamandayım, onlar hep gelecek zamanda."
" " Bizden sonra tufan" diyor Efsun abla"
" " Bizle birlikte tufan" diyor Adnan abi "
" "Tufan" diyorum ben"
" " Yıkılacak bu kahve" diyor Adnan abi "
" "Yıkılacağız hepimiz" diyor Efsun abla"
" Efsun abla kesik bacaklarına "uçlarım" diyor
Uçlarımı tut
Uçlarım yara oldu
Uçlarım acıyor
Uçlarıma çaputlar bağla
Uçlarımdan öp beni
Uçlarımı kucakla"
"Her şeyi terk ediyorum
O hayatı terk ediyorum
Kendimi terk ediyorum
Geride kalanın ne olduğunu düşünesim yok. Önüme çıkacak olanın ne olduğunu da. Geçmişi ve sonrayı yok sayan zihnim sadexe şimdiki zamanda"
"Şehir gibi bakıyorsun bana Efsun abla"
"o cevapsız soruyu kendime tekrar tekrar soruyorum. Neden? Neden buradayım? Neden hâlâ kendimi öldürmedim? Neden vazgeçmedim? Nasıl olduda geri eve dönmedim?"
"Kimsesizliğin bir anlamı da bizzat kimse olmamak. Hem kimsen yok hem de sen kimse değilsin. Büyük özgürlük"
Burada sevdiğim bir kaç alıntıyı yazmak istedim. Kitabın başı çok güzel başlıyor ve sonunda bir o kadar muazzam bitiyor. Mine Söğüt okumayı zaten çok severim fakat bu kitabı bende ayrı bir etki bıraktı. Şimdiden iyi okumalarrr 🎀✨🦄