Florence Carala: I'm the one who can't take anymore. I love you. I love you. So we have to. I love you. Julien Tavernier: Without your voice, I'd be lost in a land of silence... Fransız sineması ve o klas…devamıFlorence Carala: I'm the one who can't take anymore. I love you. I love you. So we have to. I love you.
Julien Tavernier: Without your voice, I'd be lost in a land of silence...
Fransız sineması ve o klas filmlerden biri daha.🚬
Yağmurlu Paris sokaklarında sevgilisini arayan Florence, arka fonda Miles Davis jazz müziği, filmin yaratdığı melonkolik hava insanı mest ediyor.
Sinematografi : Henri Decaë.
Konusu:
Julien, patronunun karısı Florence ile yasak aşk yaşamaktadır. Patronunu öldürüp olaya intihar süsü vermek isteyen Julien, patronunu öldürmeyi başarmış ve olay yerinden kimseye fark edilmeden uzaklaşmıştır. Fakat olay yerinde patronunun odasına tırmanmak için kullandığı halatı unutmuştur ve onu almak için olay yerine geri dönmek zorunda kalır. Halatı alıp iş yerinden gitmek isteyen Julien asansöre biner ve orada mahsur kalır. Bu sırada arabasının anahtarını kontağın üzerinde unutmuştur ve bunu fırsat bilen iki genç onun arabasını kaçırır. Yasak aşk yaşadığı Florence ise büyük bir endişeyle Julien’i bekler; fakat bu bekleyiş, bir arayışa dönecektir"
Kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde kaç kilo çekerdi yalnızlık kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarının belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize kim sevmezdi çiçekleri filan “ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi bunu…devamıKaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
“ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz
ii.
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin
iii.
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
“duyamadım”, derdim, “tekrar et!”
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum
kahrol, kahrol!
diyorum
iv.
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
“olur öyle” dedi palyaço,
“herkes alçaktır biraz”
“otur ulan!” dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz
“rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim
örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim
ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz
v.
kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
“ben sevmezdim” dedim, “yalan”
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz
bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi
biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz
vi.
haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz
Turgut Uyar
▪️Yıllardır okumaktan bıkmadığım nadide şiirlerden.
Benedict Cumberbatch! Gerçekten oynadığın her rolü yaşıyor ve yaşatıyorsun. YouTube'a yüklenmiş, dostlarım, zamanınız varsa kaçırmayın. ▪️Bunları tiyatroda birebir değilde evde izlediğim için aşırı üzgünüm.
✨Welcome! Everything is fine. Elveda demenin gerçekten zor olduğu bir diziden bahsedeceğim. Hər bölümü 20 dakika 4 sezonluk bu dizi 1 haftaya hemen bitiyor. Her bölüm sonu "what the fork" diyerek yeni bölüme atlıyorsunuz. Ilk başlarda evet biraz gülelim eğlenelim…devamı✨Welcome!
Everything is fine.
Elveda demenin gerçekten zor olduğu bir diziden bahsedeceğim.
Hər bölümü 20 dakika 4 sezonluk bu dizi 1 haftaya hemen bitiyor. Her bölüm sonu "what the fork" diyerek yeni bölüme atlıyorsunuz.
Ilk başlarda evet biraz gülelim eğlenelim sitcom izleyelim diye başlanılıyor diziye. Sonradan bir bakıyorsunuz dizi hayat, felsefe, yaşam, ölüm, iyi insan olmak, kötü insan olmak nedir, ne değildir ve nice bunun gibi konularla sizi başbaşa bırakıyor. Bunun yanında komedisini de eksik etmiyor. Gülüyor, eğleniyor, şaşırıyor, yeri geliyor ağlıyorsunuz (son episode buna en güzel örnek😪)
Dizideki her karakter çok ince işlenmiş, her karakteri oluşturmak için oldukça detaylı düşünüldüğü çok belli. Ve bunun sonucudur ki her karaktere başka, özel bir şekilde bağlanıyorsunuz.
Dizi hayata dair çok fazla şeyi hatırlamama, anlamama yardımcı oldu.
Bu konuyu fazla uzatmıcam kısaca ebedi mutluluğun bile bir sona ihtiyacı vardır 🌌
✨Konuk oyuncu olarak Lisa Kudrow'u görmek beni aşırı mutlu etdi. Dizi içerisinde zaten Friends'e ve Phoebe'ye vurgu yapılmıştı, üzerine bir de Phoebe'ni görmek mükemmeldi.
✨Karayip Korsanları 6 ve 12-nin posterini filme yerleştirmişler. Hoşuma gitdi. Özellikle 'The Bad Place'de afişleri yerleştirmeleri pekala yerinde olmuş. O filmde Johnny olmadıktan sonra onun yeri sadece "The Bad Place" olurdu.
Yani, izleyin, gerçekten izlenmeye değer ve pek benzerine rastlamadığım hikaye.
Whatever the fork this lifetime is, or was, or will be. Frozen yogurt, anyone?
YouTube kanalı öneri postu 🔛 1️⃣ Kaan Ünsal Alphan - Belgesel izlemeyi sevenler bir göz atsın derim. Abimizin seslendirmesi, anlatımı oldukça tatmin edici. 2️⃣Kutsal Motor - sinema,televizyon, eğlence üzerine bir kanal. Bazen ünlüleri de davet ediyorlar, eğlenceli, komik, kafa dağıtmalık…devamıYouTube kanalı öneri postu 🔛
1️⃣ Kaan Ünsal Alphan - Belgesel izlemeyi sevenler bir göz atsın derim. Abimizin seslendirmesi, anlatımı oldukça tatmin edici.
2️⃣Kutsal Motor - sinema,televizyon, eğlence üzerine bir kanal. Bazen ünlüleri de davet ediyorlar, eğlenceli, komik, kafa dağıtmalık sohbetler oluyor.
3️⃣Dünyadan sesler - Etnik müzik cenneti
🔅Karantinada olduğumuzdan dolayı Youtube'a daha fazla zaman ayırıyorum. Keşfedilecek çok kanal var, bir kaçını yazdım, bir yararım dokunursa, severseniz ne mutlu bana.
Herkes yorumlamış ne denir ki başka. Favorilere eklendi. Satrançı çocukluğumdan oynasam da daha derinlerine inmeme yardımcı oldu. Satrança ilgisi olanlar bir ayrı sever, ama bilmiyorsanız bile dizi sadece satrançdan bahsetmiyor, konu tam olarak o değil zaten, içerisinde her duyguyu barındıyor.…devamıHerkes yorumlamış ne denir ki başka.
Favorilere eklendi.
Satrançı çocukluğumdan oynasam da daha derinlerine inmeme yardımcı oldu.
Satrança ilgisi olanlar bir ayrı sever, ama bilmiyorsanız bile dizi sadece satrançdan bahsetmiyor, konu tam olarak o değil zaten, içerisinde her duyguyu barındıyor.
Söyleyeceklerim bu kadar ♟
📍Le Dîner de Cons 80 dakikalık özgün ve gerçekten komik fransız durum komedisi. Tiyatrosu da yapılır bu filmin, çok güzel olur. Yaptılarmı bilmiyorum ama.
If you’re looking for a word that means caring about someone beyond all rationality and wanting them to have everything they want, no matter how much it destroys you, it’s ‘love.’” — Ted Mosby, (“Sunrise”) 🌦 How I Met Your…devamıIf you’re looking for a word that means caring about someone beyond all rationality and wanting them to have everything they want, no matter how much it destroys you, it’s ‘love.’” — Ted Mosby, (“Sunrise”)
🌦 How I Met Your Mother...
Bitti koskoca 9 sezon. Diziye başladığım zamanı hatırlıyorum, ilk sezon sanki hiç bu karakterlere ısınamayacağımı zannetmiştim. Fakat şimdi, 9 sezonu her karakteri ayrı-ayrı çok fazla özleyeceğimi bilerek sonlandırıyorum.
Çoğu izleyici filmin sonunu, anneyle tanışma hikayesini beğenmemişler. Bence filmin sonunda çocuklarında babalarına söylediği gibi bu anneleriyle nasıl tanışdıklarından ziyade Ted'in Robin'e bağlılığını anlatdığı anılardı, hikayelerdi. Benim açımdan son gayet güzeldi. Daha iyi olabilirmiydi? Evet.
Ve Scherbatsky. Robini sevmeyenler çok fazla. Ben en çok o kadını anladım. Zaman zaman kızsam da asla suçlayamadım.
Marshmallow and Lilypad and Barney and Robin and Ted Mosby.
Sizi özleyeceğim.
🍍"Ananas olay"ını merak edenler için küçük bir not:
9cu sezon 20ci bölümden silinmiş bir sahnede Ted Kaptanın evinin kapısında bir ananas farkeder. Kaptan bunun bir eski kaptan geleneği olduğunu, misafirperverliği simgelediğini söyler. Yani Teddy Bear'imiz kaptanın şehirdeki evinden ananası kapmış götürmüş zamanında :)
🕯Porto Somut hikayeden ziyade duygulara tercüman olan, yansıtan film. Sakin, sessiz, poetik, kelimelere dökülemeyen sadece hissedilebilen hayattan bir sevgi hikayesi. [jake] why did it take you so long? [mati] because i was sick. [jake] what was... [mati] i was crazy…devamı🕯Porto
Somut hikayeden ziyade duygulara tercüman olan, yansıtan film. Sakin, sessiz, poetik, kelimelere dökülemeyen sadece hissedilebilen hayattan bir sevgi hikayesi.
[jake] why did it take you so long?
[mati] because i was sick.
[jake] what was...
[mati] i was crazy for a while.
[jake] tell me.
[mati] it's not so simple to say.
[jake] try.
[mati] it's when you know there is something you must do, and you also know, beyond any doubt, that it's impossible for you to do those things.
[jake] you feel trapped.
[mati] yeah, to put it mildly.
[jake] how did you escape?
[mati] i didn't exactly escape