Spoiler içeriyor
Şehzadelerin ölümünden sonra dizi kendini tekrar eden bir hâle dönüyor bence. Sultan Süleymanın psikolojisini hissederken artık hissettiremediğini düşünüyorum. Fakat bu dizinin bir baş yapıt olduğu gerçeği de yadsınamaz.
Halbu ki siz sessiz insanlarsınız. Sanatta sesiniz yok. Hani sizi anlatan, ruhunuzu açıp seren edebiyatınız, hani milletleri sizin için ağlatan tiyatrolarınız; müzikte de ağlayanlardan başka kimse sesinizi anlamıyor. Camilerden başka hiçbir sanat sizi duyurmuyor. O halde sizi anlamak ne güç,…devamıHalbu ki siz sessiz insanlarsınız. Sanatta sesiniz yok. Hani sizi anlatan, ruhunuzu açıp seren edebiyatınız, hani milletleri sizin için ağlatan tiyatrolarınız; müzikte de ağlayanlardan başka kimse sesinizi anlamıyor. Camilerden başka hiçbir sanat sizi duyurmuyor. O halde sizi anlamak ne güç, ne güç! Ya sizden olmak! Sizin ruhunuzda kaybolmak! Ne zor! Düşünün! Hemen hemen imkansız... Halbu ki ne kadar kuvvetli bir benliğiniz var... (syf.94)
(Andree ve Burhan'ın konuşması)
Farklı bir şeyler yapabiliyoruz demek için yapılmış bir yapım. Mükemmel olabilecek bir konuyu eksik bırakmışlar, film sanki ortada başlamıştı. Bir geçmişi var ama izleyici bilmiyor, biterken de sanki bir şeyler daha olacakmış gibiydi. Ama şahsen kötü değildi, çoğunluğun aksine beğendim.
Cennette buluşan Atâ ve Şefika, umarım size yapılan haksızlıklara rağmen çok mutlusunuzdur. Kimseye kızmayın veya kinlenmeyin, yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu...
Spoiler içeriyor
Sinematik olarak güzeldi fakat senaryo olarak fazlasıyla eksiklikleri vardı. Hiçbir şey bulamıyorsanız izlenir. İntikam teması işlenmiş ama iki kişi boş yere ölüyor.
Akhilleus ve Patroklos daha iyisini haketse de, en azından artık ruhları mutlu. :) Bu büyük aşkı okuyup da keşfedebildiğim için çok mutluyum. Kitabın son bölümlerini büyük bir duygusallıkla ve bitmesini istemeyerek okudum. Patroklos haklı mıydı bilemeyiz ama o çok sevdi.…devamıAkhilleus ve Patroklos daha iyisini haketse de, en azından artık ruhları mutlu. :) Bu büyük aşkı okuyup da keşfedebildiğim için çok mutluyum.
Kitabın son bölümlerini büyük bir duygusallıkla ve bitmesini istemeyerek okudum. Patroklos haklı mıydı bilemeyiz ama o çok sevdi.
"Böyle bir güzellik karşısında mağlup olmaktan kim utanırdı ki? Akhilleus'un kazanmasını seyretmek, kumları döven ayak tabanlarını veya tuzlu suda inip çıkan omuzlarını görmek yeterliydi."
Mahpeyker gibi bir kadının, sadece işi ile anılması ve duygusuz olarak gösterilmesi saçma geldi. Dilâşub gibi bir karakterin de mükemmel derecede iyi olması anlaşılabilir değil.
Kitabın başı ve sonu güzeldi fakat ortalarında beni fazla çekemedi. Genel hatlarıyla sıkıcıydı, tabiî bu benim düşüncem. Kitabın sonunda Dilber'in yaptığı son derece güçlü bir davranıştı. Konusu son derece güzel ve anlamlıydı ama hayrete düşüren bir kitap değildi.
"1919 senesi Mayıs’ının 19. günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye:Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harb-i Umumi’de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harp’in uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir bir halde.…devamı"1919 senesi Mayıs’ının 19. günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye:Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harb-i Umumi’de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harp’in uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harb-i Umumi’ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilafet mevkisini işgal eden Vahdettin, mütereddi, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği deni tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; âciz, haysiyetsiz, cebin, yalnız padişahın iradesine tâbi ve onunla beraber şahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyete razı…"