Müptezel abim James filmi öyle güzel taşımış ki bayıldım. Komedi filmi nasıl çekilir herkese göstermişler, pardon korku filmi. Korkmayı bıraktım, ikinci yarıda karnım ağrıdı gülmekten.
Sağlıksız değildim, sadece içim boştu. Sönüktüm. Yanlış bir toprağa dikilen ve hayati bir ihtiyacından yoksun kaldığım için solmaya başlayan bir bitki gibi
Haksız yere suçlanmak zordur, ama hayatlarında bir kitap açıp okumamış veya yaşadıkları yerden yirmi kilometre bile uzaklaşmamış kişilerin sana tepeden bakması daha da zordur
“Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmaktır.Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu öğretir. Birinci kapı uykudur.Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acıdan kaçabileceğimiz bir sığınak sağlar.Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle…devamı“Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmaktır.Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu öğretir.
Birinci kapı uykudur.Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acıdan kaçabileceğimiz bir sığınak sağlar.Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer.Aynı şekilde travmatik haberler alan birinin bayıldığı olur.Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerek kendini acıdan korur.
İkinci kapı unutmaktır.Bazı yaralar kısa zamanda kapanamayacak, hatta belki de asla iyileşemeyecek kadar derindir.Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki onlara alışmak mümkün değildir. ‘Zaman tüm yaraları iyileştirir.’ sözü yanlıştır.Zaman çoğu yarayı iyileştirir.Geri kalanlar bu kapının ardında saklıdır.
Üçüncü kapı deliliktir.Bazen insanın aklı öyle bir darbe alır ki kendini delilikte saklar.Bu ilk bakışta faydalı gözükmese bile öyledir.Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği zamanlar vardır ve bu acılardan saklanmak için zihnin gerçekliği geride bırakması gerekebilir.
Dördüncü kapı ölümdür.Son sığınak.Öldükten sonra bizi hiçbir şey incitemez.Ya da en azından bize öyle söylenir.
Biraz uzun bir yazı yazacağım bu seri için. ( ejder kehanetleri ) “Ve Gölge Toprak’ın üzerine düştü, Dünya taştan taşa yaralandı, okyanuslar kaçtı, dağlar yutuldu, uluslar dünyanın sekiz köşesine dağıldı. Ay kan, güneş kül gibiydi. Denizler kaynadı ve canlılar ölülere…devamıBiraz uzun bir yazı yazacağım bu seri için.
( ejder kehanetleri )
“Ve Gölge Toprak’ın üzerine düştü, Dünya taştan taşa yaralandı, okyanuslar kaçtı, dağlar yutuldu, uluslar dünyanın sekiz köşesine dağıldı. Ay kan, güneş kül gibiydi. Denizler kaynadı ve canlılar ölülere imrenir oldu. Her şey parçalandı, anılar dışında her şey unutuldu ve diğerlerinden öte bir anı kaldı, Gölge’yi ve Dünyanın Kırılışı’nı getiren adamın anısı. Ve ona Ejder dediler.”
Zaman çarkı… Fantastik eserlere ilginiz varsa, belki bu adı çokça duymuşsunuzdur. Ben de duymuştum ama hâlihazırda 14 ciltlik bir kitap. Robert Jordan, ömrünü alan bir seri. Son kitabı geldiğinde, ömrü yetmedi; Robert Jordan'ın onu gibi yazar olan Brandon Sanderson, seriyi bitirdi. Benim de gözüm korktu romanı okumak için. Elim birkaç kez gitti almaya ama her zaman vazgeçtim; ama iyi ki o ilk kitabı almışım ve o mükemmel hikayelere daldım.
( ejder kehanetleri 2)
“ve O günlerde, daha önce olduğu gibi ve daha sonra olacağı gibi oldu. Karanlık yeryüzüne çöktü, insanların yüreklerini ağırlaştırdı, yeşillikler soldu, umut öldü. Ve insanlar Yaratıcı’ya seslenerek, “Ey Gökyüzünün Işığı, Dünyanın Işığı, bırak kehanetlerde Vaat Edilen, geçmiş çağlarda olduğu ve gelecek çağlarda olacağı gibi dağdan doğsun. Bırak sabahın Prensi yeryüzüne şarkı söylesin ve yeşil şeyler büyüsün, vadiler kuzu versin. Bırak Şafağın Efendisi bizi Karanlık’tan korusun ve adaletin yüce kılıcı bizi savunsun. Bırak Ejder bir kez daha zamanın rüzgarlarına koşsun.”
Hiç FRP oynadınız mı ya da FRP oynayanlara aşina mısınız bilmiyorum; ancak bu kitabı okurken sanki FRP oynuyormuşum gibi hissediyorum. Sanki mükemmel bir GM, karakterlere farklı görevler veriyor ve onların karakter gelişimini izliyorum gibi. Kitabı okurken içinde kayboluyordum. Hikayenin içindeki tavernalar, köyler, kasabalar ve şehirler beni eski bir dost gibi karşılıyorlar. 14 ciltlik bir roman serisine ne zaman başladım, ne zaman bitirdim hatırlamıyorum hiç. İyi ki de okumuşum. Teşekkürler Robert Jordan, bu seriyi bize sunduğun için.
( ejder kehanetleri 3)
“Ve gün gelecek, insanların yaptıkları yıkılacak ve çağın deseni’ne gölge düşecek.
Ve karanlık varlık, elini bir kez daha insanların dünyasına koyacak.
Yeryüzünün ulusları, eskimiş kumaşlar gibi yırtılıp parçalanırken, kadınlar ağlayacak ve erkekler haykıracak.
Hiç kimse ve hiçbir şey ayakta kalmayacak.
Gölge'nin yüzüne, daha önce yeniden doğmuş olan ve sonsuza dek defalarca doğacak biri doğacak. Ejder yeniden doğacak ve yeniden doğuşunda haykırışlar ve diş gıcırtıları duyulacak. Ejder, insanları kefen ve küllerle giydirecek ve tüm bağları kopartarak dünyayı yeniden kuracak.
Hepimizi şafak gibi körleştirip doğuracak ve Yenidendoğan Ejder, Son Savaş'ta Gölge ile yüzleşecek ve kanı bize hayat verecek. Bırakın aksın gözyaşları, ey dünyanın halkları. Kurtuluşunuz için ağlayın.”