Ağlamak güzeldir. Peki ya aglayamayacak kadar yorgunsak? Aglayamayacak kadar bitkin, isteksiz, umursamaz. O bile boş geliyor atmak istiyorsun atamıyorsun, dökmek istiyorsun dokemiyorsun içini.
Kendime, Bazen çok gülerim. Bir anda bir şeye tutunur, içten kahkahalar atarım. Coşarım. Ve sonra… Bir bakarsın sessizim. İçime çekilmişim. Bir bakış, bir cümle, bir boşluk… Beni alır götürür. Ve insanlar anlamaz. Derler ki: “Ne çabuk değişiyorsun.” “Bu kadar duygusal…devamıKendime,
Bazen çok gülerim.
Bir anda bir şeye tutunur, içten kahkahalar atarım.
Coşarım.
Ve sonra…
Bir bakarsın sessizim.
İçime çekilmişim.
Bir bakış, bir cümle, bir boşluk…
Beni alır götürür.
Ve insanlar anlamaz.
Derler ki:
“Ne çabuk değişiyorsun.”
“Bu kadar duygusal olma.”
“Fazla geliyorsun.”
Ama ben fazla değilim.
Ben sadece derinim.
Yüzeyde yaşamıyorum.
İçimde binlerce şey olur bazen kimseye söylemeden.
Bir tebessümde çocukluğumu hatırlarım,
bir şarkıda kalbim sızlar,
bir sessizlikte eksilirim.
Ben sustuğumda bile çok şey yaşarım.
Ve bu benim hatam değil.
Bu, benim kudretim.
Evet, kolay anlaşılmam.
Ama bir kez hisseden,
beni bir daha unutmamıştır zaten.
Ben duygularımı bastırmam.
Yaşarım.
Çünkü bilirim ki:
Gerçekten yaşayanlar,
ancak gerçekten hissedenlerdir.
düşünmek istememiştim uzuvlarım serinlemişti görmemiz gerekmez miydi kaygısız şekilde ölmek için gecenin bir yarısında kurbağa sesleri duyduk bütün ürkek kurbağaların sesleriyle uyumuştuk düşünmüştük nasıl olur nasıl bulmuştuk doğruyu nasıl kaçmıştık buralardan arkamızda bırakıp korkuyu son bir yol bulmuştum zor bu…devamıdüşünmek istememiştim uzuvlarım serinlemişti görmemiz gerekmez miydi kaygısız şekilde ölmek için
gecenin bir yarısında kurbağa sesleri duyduk bütün ürkek kurbağaların sesleriyle uyumuştuk düşünmüştük nasıl olur nasıl bulmuştuk doğruyu nasıl kaçmıştık buralardan arkamızda bırakıp korkuyu son bir yol bulmuştum zor bu yol uykusuzluk son olsun istemiştim tutmadı asla talihsizim
ellerimi bırakıp kaçmandan korktum her defasında bana bu korkuyu yaratan sana gücenmiştim her cefasıyla inandırmıştık kendimizi bitecekti her birisi her olayın arkasında vardı ölümün siyah perdesi
beyaz tezgahların üstüne siyah kanlar kusmuştum gözlerim kararıyordu ölümleri dahi göremiyorum duramıyodum ayakta ayağımın birden kaymasıyla çarpmıştım tezgahlara elimden kaydı çarpışmalar
en başına dönmek gerekirse düşündüğümden kaybettim kafamı yastığa koymak yerine çok düşündüm şimdi beyaz tezgahın üstü simsiyah kan
Çok akıcı, etkileyici bir kitaptı.. önceden bu kitaba sıkıcı diyip hep es geçmiştim. Fakat anladım ki öyle değilmiş. Kitabın konusu, Ahmet Celal isimli Türk aydını ile köy hayatına uyum sağlama ve kültür çatışmalarını anlatıyor. Bu kitap bence türk toplumuna geniş…devamıÇok akıcı, etkileyici bir kitaptı.. önceden bu kitaba sıkıcı diyip hep es geçmiştim. Fakat anladım ki öyle değilmiş. Kitabın konusu, Ahmet Celal isimli Türk aydını ile köy hayatına uyum sağlama ve kültür çatışmalarını anlatıyor. Bu kitap bence türk toplumuna geniş bir çerçeveden bakıyor, yani büyük resme odaklanıyor. Sonu da üzdü beni ya. Güzel bir son bekliyordum. Hem realistik hem de dramatik.. bu kitabı buğulu bir cama benzetiyorum. İyi ki okumuşum diyorum, herkese tavsiye ederim.
"Geceleri sabahlara kadar okumayayım da ne yapayım? Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir. O vakit bu çıplak ve yalçın oda, gerçek dünyadan daha geniş, daha ferahlı bir âlemin munis, sevimli ve her biri sihir ve füsunla yoğrulmuş mahlûkları ile dolmağa başlar."
"..arkamda bıraktığım geçmişi unuttuğum gün, kimbilir, ne kadar rahat edeceğim.."