Jim Morrison... Düzene karşı sürekli duruşu, bağımlılıkları, asiliği, şehveti ve enerjisi... Küçük yaşlarında ölüm ile tanışması ve ölümü hep hayatının bir parçası yapması; sonrasında bizim dinleyeceğimiz muazzam şarkılara, yazacağı ve derinden hissedeceğimiz inanılmaz sözlere zemin hazırlamış olsa da, onun erken…devamıJim Morrison...
Düzene karşı sürekli duruşu, bağımlılıkları, asiliği, şehveti ve enerjisi...
Küçük yaşlarında ölüm ile tanışması ve ölümü hep hayatının bir parçası yapması; sonrasında bizim dinleyeceğimiz muazzam şarkılara, yazacağı ve derinden hissedeceğimiz inanılmaz sözlere zemin hazırlamış olsa da, onun erken yaşında hayatına mal olmuştur..
Benim Morrison ile tanışmam "A Feast of Friends" ile olmuştu.. sonrasında The Doors'dan dinlediğim hiç bir şarkısı bunun yerini alamadı. Filmin sonunun bu şarkı ile yapılması duygu selleri oluşturdu bende..
Jim Morrison, iyi ki geçmişsin dünyamızdan be..
"Comes death on a strange hour,
Unannounced, unplanned for..
Like a scaring over-friendly guest you've."
"There is no happy ending with me.." Bu film dünya üzerindeki bütün övgüleri hak ediyor..🤞🏻 1900'lerin başında geçen hikayemiz, farklı düşüşler ve farklı hasarlarla aynı hastanede bulunun Roy ve Alexandria'nın etrafında dönüyor. Roy'un baş edemediği hayatından kurtulmak için Alexandria'dan isteklerde…devamı"There is no happy ending with me.."
Bu film dünya üzerindeki bütün övgüleri hak ediyor..🤞🏻
1900'lerin başında geçen hikayemiz, farklı düşüşler ve farklı hasarlarla aynı hastanede bulunun Roy ve Alexandria'nın etrafında dönüyor.
Roy'un baş edemediği hayatından kurtulmak için Alexandria'dan isteklerde bulunması, bunun karşılığında da ona bir kahramanlık hikayesi anlatması ile başlıyor. Bu hikaye Roy'un kötüye giden ruh hali -bi' nevi düşüşü- ile paralel olarak, gittikçe karamsarlaşıyor...
Kostümleri, müzikleri, mekanlar o kadar estetik ve duygular bunlar aracılığıyla o kadar güzel aktarılıyor ki.. Bir dakika olsun gözümü ekrandan ayırmak istemedim.
Bol gülümsemeli, bol hüzünlenmeli, az miktarda ağlamalı ve sonuçta da sinemaya çokça doymuş olacağınız kaçırılmayacak bir film..🤞🏻
Vallahi kafamı pencereden çıkartıp Binoche diye haykırıcam bütün mahalleyee... Hanımefendi siz nesiniz öyle yaaa.. bu nasıl müthiş bir oyunculuktur!! Filmin konusu zaten apayrııı güzel.. Sokak insanlarının, köprü üstü insanların aşkı... Bence oldukça farklı bir bakış açısı. Aşk öyle bir şeydir…devamıVallahi kafamı pencereden çıkartıp Binoche diye haykırıcam bütün mahalleyee...
Hanımefendi siz nesiniz öyle yaaa.. bu nasıl müthiş bir oyunculuktur!!
Filmin konusu zaten apayrııı güzel..
Sokak insanlarının, köprü üstü insanların aşkı... Bence oldukça farklı bir bakış açısı.
Aşk öyle bir şeydir ki; yeri geldiğinde kimi için yemek gibi, barınmak gibi, sağlık gibi bir çok fuzuli şeyden bile önemli ve gerekli hale geliyor.. Filmde bunu çok iyi hissediyorsunuz..
Filmin girişinde sokakta yaşayan, evsiz insanların hayatlarına kısa ve çok da gerçekçi bir şekilde yer verilmesi beni baya etkiledi...
Görsel anlamda da bence çok başarılı. Köprü üstündeki dans sahnesi...
Hüzün filme o kadar güzel işlenmiş ki; yürüdüklerinde, eğlendiklerinde, dans ettiklerinde bile burukluğu hissedebiliyorsunuz...
Sonu daha güzel bağlanabilirdi belki ama benim gözümde çoğu aşk filmine farklı bakışıyla, bütün gerçekliğiyle kafa tutmuş çok iyi bir filmdi.. 🤞🏻
Filmden beklentim 'izledikten sonra yolculuğa çıkmak isteyeceksiniz' fikri edinmek ve aynı zamanda görsel anlamda doymaktı - ki fazlasıyla doydum-.. Ama film bana beklemediğim o kadar fazla şey kattı ki. Belki de günlerce kafa patlatıp cevabını bulmayacağım bir çok soruya 2…devamıFilmden beklentim 'izledikten sonra yolculuğa çıkmak isteyeceksiniz' fikri edinmek ve aynı zamanda görsel anlamda doymaktı - ki fazlasıyla doydum-.. Ama film bana beklemediğim o kadar fazla şey kattı ki.
Belki de günlerce kafa patlatıp cevabını bulmayacağım bir çok soruya 2 buçuk saatte cevap oldu...
Hayatın kolay olmadığı aşikar ve zorluklarla biraz fazla yüz göz olduktan sonra durum karşısında tepkimiz 'herkesten, her şeyden uzaklaşmak istiyorum' oluyor... çoğunlukla da bu fikrimizi karavanlarla, yolculuklarla süslüyoruz:). Çünkü kaçmak -savaşmaktansa- yapılabilecek en kolay şeydir..
Hayatımın tam da böyle bir döneminde bu filme denk gelmek inanılmaz bir şans!!!
Alex'in yaptığının nedenini anlamakla beraber kendimce bu tarz fikirlere kapılmamın ne kadar anlamsız olduğunu ve aslında hayatımı sevdiğimi farketmeme sebep oldu.
Yanımızda bulunan iyi kötü tüm insanlardan uzaklaşmak iyileşmemize, mutlu olmamıza yetecek mi gerçekten..? Kendi adıma hiç sanmıyorum...:')
Supertramp'ın da dediği gibi "Mutluluk sadece paylaşınca gerçek.."
Bu filme yalnızca 'macera dolu bir yolculuk filmi' demek çok haksızlık olacaktır..
Hayatıma, hayatımdakilere daha sıkı sarılmamı sağladığı için filme, önerene ve elbette Supertramp'a (tam adı ile Christopher McCandless'a) teşekkürü borç bilirim..❤️
Spoiler içeriyor
Sinirden duvar yumrukluyorum.. Mutluluk bu kadar bencilce bir şey mi gerçekten, biz mutlu olacağız diye birileri mutsuz olmak zorunda mı.? Evlisin, 2 çocuğun var, karınla -sözde- çok mutlusun ama neden daha da mutlu olmayayım neden birine daha aşık olmayayım diyorsun..…devamıSinirden duvar yumrukluyorum..
Mutluluk bu kadar bencilce bir şey mi gerçekten, biz mutlu olacağız diye birileri mutsuz olmak zorunda mı.?
Evlisin, 2 çocuğun var, karınla -sözde- çok mutlusun ama neden daha da mutlu olmayayım neden birine daha aşık olmayayım diyorsun..
Eyy François! Böyle bir dünya olabilir mi ya?
Bir de utanmadan karısına beni daha çok seversen ayrılırım ondan diyor..:dd yüzsüz..
Fransız filmlerinin romantizmini seviyorum, ama bu da romantize edilecek bir olay değil artık ya.
Olan güzeller güzeli Therese'ye oldu.. Tek bir göz yaşı bile dökmedin be adam. Bu nasıl aşk, bu nasıl sevgi?? :((
Spoiler içeriyor
Madden bütün yeterliliklere ulaştıktan sonra mutlu olacağını düşünenlere 'Bakınız o öyle bir şey değil.!' diyen bir film resmen. Hiç bilmediği bir yere bırakılan bir adama ihtiyacı olabilecek her şey sunuluyor. Yormayan bir iş (yoruyor olsa bile sonuçta iş :D), ev,…devamıMadden bütün yeterliliklere ulaştıktan sonra mutlu olacağını düşünenlere 'Bakınız o öyle bir şey değil.!' diyen bir film resmen.
Hiç bilmediği bir yere bırakılan bir adama ihtiyacı olabilecek her şey sunuluyor. Yormayan bir iş (yoruyor olsa bile sonuçta iş :D), ev, araba..
Ama buna karşın etrafta herhangi bir duygu yok, yediği şeylerin tadı, kokladığı şeylerin kokusu yok.. İnsanlar ile duygusal anlamda bir şeyler paylaşacak olursa yanında kimseyi bulamıyor..
Bu noktada "Elindekilerle yetinip içinde bulunduğu robotik hayata uyum mu sağlamalı yoksa riskli de olsa bir çıkış yolu mu aranmalı?" ikilemi devreye giriyor...
Konu oldukça sade ve abartısız işlenmiş. Bu yapılırken araya ufak ufak komedi de serpilmiş. Çok komik değillerdi ama ben neden bilmiyorum baya güldüm. Bir tren sahnesi var ki...ahahahs
Yanii, çokk fazla hareket beklemeden felsefik bir şeyler izlemek isterseniz buyrunuzzzz...🤚🏻
Spoiler içeriyor
Çokk tatlış bir filmmmm.. İsmi, teması itibariyle depresif bir şeyler bekliyordum ama aksine sevimli mi sevimli bir fantastik film çıkıverdi. İntihar edenlerin sonrasında toplandıkları bir dünya ve buradaki bir takım denk gelişler anlatılıyor. 'Hiç kimse veya hiçbir aşk bileklerinizi keseceğiniz…devamıÇokk tatlış bir filmmmm..
İsmi, teması itibariyle depresif bir şeyler bekliyordum ama aksine sevimli mi sevimli bir fantastik film çıkıverdi.
İntihar edenlerin sonrasında toplandıkları bir dünya ve buradaki bir takım denk gelişler anlatılıyor.
'Hiç kimse veya hiçbir aşk bileklerinizi keseceğiniz kadar önemli değildir.' diyor filmimiz kısaca.
Giriş ve final sahnelerini özellikle baya sevdimmm.
Ayrıca Tom Waits şarkısıyla açılıyor ve sonrasında da Tom Waits'i görüyoruz..:'))
Benim için her açıdan doyurucuydu. Kesinlikle öneririmmm.:))
Kaşlarım düşük, suratım asık ve her tarafım mest olmuş şekilde izledim ilk dakikasından itibaren.. Müziğin, görselliğin ve dansın tek potada eritildiği şiir gibi bir film gerçekten.. Apayrı yaşlarda, apayrı iki insanın tesadüfi karşılaşması.. ama farklı sebeplerle de olsa ortak korkuları..…devamıKaşlarım düşük, suratım asık ve her tarafım mest olmuş şekilde izledim ilk dakikasından itibaren..
Müziğin, görselliğin ve dansın tek potada eritildiği şiir gibi bir film gerçekten..
Apayrı yaşlarda, apayrı iki insanın tesadüfi karşılaşması.. ama farklı sebeplerle de olsa ortak korkuları.. ve bir şekilde birlikte geçirdikleri tek bir gün.
Anlatılmaz, hissedilir bir film..
"-Yarın için planlar yapmak istiyorum.
O yabancı bana aynı müzikle karşılık verecek.
Ve bana kelime satacak birisi daima olacak.
Yarın..
Yarın nedir Anna?
Bir keresinde sana "Yarın ne kadar uzun?" diye sordum.
Ve sen de...
+Sonsuzluk ve bir gün.."
Spoiler içeriyor
Her yerde gördüğümüz, beklentiyi Everest'e çıkartıp sonra hayal kırıklığına uğradığımız diziler var ya... BoJack Horseman asla onlardan değil. Abartılmayı sonuna kadar hak eden muazzam bir komedi ve dram.. Hayat herkes içinn iyi geçmez. Anlatılanın ve gösterilenin aksine hiç de toz…devamıHer yerde gördüğümüz, beklentiyi Everest'e çıkartıp sonra hayal kırıklığına uğradığımız diziler var ya... BoJack Horseman asla onlardan değil. Abartılmayı sonuna kadar hak eden muazzam bir komedi ve dram..
Hayat herkes içinn iyi geçmez. Anlatılanın ve gösterilenin aksine hiç de toz pembe değildir. Bojack tam da böyle bir hayatın temsilcisi. Her bir repliğini alıp alnıma yapıştırmak istedim..
Çoğu kişinin normalde hoşlanmayacağı bir karakter olmasına rağmen kendimden o kadar fazla şey buldum ve onunla o kadar iyi empati kurdum ki; etrafındaki onlarca insana rağmen hissettiği yalnızlığı, üst üste yaptığı hataları bunları toparlamaya çalışması ama daha da batması, hırçınlığı, suratındaki sürekli hüznü... hepsini ben de onunla beraber yaşadım..
BoJack dışında da bir çok karakter ön planda aslında.
Diane'in sürekli arayışı,
Mr. Peanutbutter umursamazlığı ve her şeye rağmen yüksek enerjisi,
Princess Carolyn'ın başarılı ve zeki duruşu,
Todd'ın alakasız fikirleri -ki benim tartışmasız favori karakterim :D-... daha bir sürü kendine has özellikleri olan karakterlerle dolu.
Ayrıca beni en en ennnnn çok üzen Bojack'in çocukluğuydu.. ebeveynleri şu çocuğun kafasını azıcık okşayın be..😔
Sonu ile ilgili ise tam da diziye yakışır şekilde bitti aslında.. Hüzünlü belirsiz ama yine de 'hâlâ umut var' der gibi.
Yine de BoJack'i bir kere olsun gerçekten mutlu görmüş olsaydım hayatıma daha iyi devam ederdim :((
Baya uzattım ama çok dolu dolu bir dizi ve benim yazdıkça yazasım geliyor..
Kısacası hayatınız boktansa ve yalnız olmadığınızı görmek istiyorsanız buyrun efenim..