Çünkü rüzgâra karşı yokuş aşağı hızla giden bir bisikletli gibidir bellek. İstese de istemese de, üzerine tutunur, ağzından içeri girer, saçlarına karışır, tenine yapışır rüzgârın taşıdığı envai çeşit bilgi.
"(...) Bizler, doymak bilmez su talebimiz yoluyla eşi görülmemiş bir dünya su krizinin ortaya çıkması için mükemmel bir fırtına yaratıyoruz: Giderek artan nüfus, sanayi, tarım ve gelişmiş dünyanın amansız su talebi; dünyanın sınırlı su stoklarından olması gerekenden daha fazla miktarda…devamı"(...) Bizler, doymak bilmez su talebimiz yoluyla eşi görülmemiş bir dünya su krizinin ortaya çıkması için mükemmel bir fırtına yaratıyoruz: Giderek artan nüfus, sanayi, tarım ve gelişmiş dünyanın amansız su talebi; dünyanın sınırlı su stoklarından olması gerekenden daha fazla miktarda su çekilmesi; iklim değişikliği, yayılan kuraklık ve su yarışının yükünün yoksulların omzuna yüklendiği ülkeler arasında ve içinde gelir dağılımı farkı."
Su Hakkı/Maude Barlow
(...) Bir süre sonra geri gelen insanlar eski parkı dinlenmek ve eğlenmek için kullanmak istediler ama o artık küçük bir ormana dönüşmüştü. İnsanlar durumu kabullendi. İki sıra halinde uzanan çınar ağaçları arasındaki yolu eski hâline döndürseler de aslında sadece gümrah…devamı(...)
Bir süre sonra geri gelen insanlar eski parkı dinlenmek ve eğlenmek için kullanmak istediler ama o artık küçük bir ormana dönüşmüştü. İnsanlar durumu kabullendi. İki sıra halinde uzanan çınar ağaçları arasındaki yolu eski hâline döndürseler de aslında sadece gümrah ormanın içine dar, kıvrımlı patikalar açmakla, fundalarla kaplı kayranlara çim ekmekle ve güzel yerlere yeşil banklar koymakla yetindiler. Ve meşeleri muntazaman diken, budayıp kafalarına göre şekillendirenlerin torunları o meşelere çocuklarıyla birlikte misafirliğe geldiler ve ağaçlı yolların bakımsız kaldığı o uzun dönemde, içinde güneşin ve ayın dinlendiği, kuşların cıvıldadığı, insanların düşüncelere dalabildiği, düş kurabildiği ve arzularını yaşayabildiği bir ormana dönüşmesine sevindiler.
*Yaşlı Mor Kayın
Kahveye indim, köprünün altında balıkçı motorları yatıyorlardı. Mahmudu buldum. Mahmut burada doğmuş, burada büyümüştü. Bu yöreleri, Menekşeyi, Çekmeceyi, Ambarlıyı, Uzun Mağarayı, gölü, bu yörenin denizlerini, nişanlarını avucunun içi gibi biliyordu. Bir çırpıda, o küçük kuşlardan var ya, onunun yirmisinin adını,…devamıKahveye indim, köprünün altında balıkçı motorları yatıyorlardı. Mahmudu buldum. Mahmut burada doğmuş, burada büyümüştü. Bu yöreleri, Menekşeyi, Çekmeceyi, Ambarlıyı, Uzun Mağarayı, gölü, bu yörenin denizlerini, nişanlarını avucunun içi gibi biliyordu. Bir çırpıda, o küçük kuşlardan var ya, onunun yirmisinin adını, renkleri, sesleri, gözleri gagalarıyla bir çırpıda sayıp döküyordu. Mahmut yaşını hiç göstermiyordu ama gene de bir altmışında vardı. Elini arkasına bağlayıp kimseyle konuşmadan deniz kıyısında, bazı günler, gün doğumundan gün batımına kadar gidip geliyordu. "Merhaba," dedim.
"A be vay merhaba," dedi. Bir şey istediğimi anlamıştı yürümesini kesti. Yanına vardım:
"Şu Yeşilköy'e doğru bir yürüyelim, soracaklarım var."
"Yürüyelim," dedi.
Yürümeye başladık. Yüzünden bir sevinç çığlığı koptu, her bir yanı aydınlığa battı. Ben ben oldum olası böylesi ta yürekten, can evinden gülen, yanındakini de kendi sevincinin içine alıp yoğuran, sevinçten çılgına döndüren böyle tatlı bir insan görmedim, içime aydınlık doldu, yüreğim pır pır etti. Şu İstanbul'un kirinden pasından, göz oyan kıskançlığından, kötülüğünden sıyrıldım, yeni başka bir güne doğdum. Sen sağ olasın, var olasın, dünyalar durdukça şu alçakgönüllü, ta can evinden, tekmil damarlarından çekilip gelen gülüşünle durasın. Yaşşa be Mahmut arkadaşım.
Daha önce gökyüzü bana hiç bu kadar derin, yıldızlar hiç bu kadar parıltılı görünmemişti. (...) Daha önce yıldızların altında güzel bir gece geçirdiyseniz, herkesin uyuduğu o saatlerde, yalnızlığın ve sessizliğin ortasında gizemli bir âlemin belirdiğini bilirsiniz. İşte o zaman pınarlar…devamıDaha önce gökyüzü bana hiç bu kadar derin, yıldızlar hiç bu kadar parıltılı görünmemişti. (...)
Daha önce yıldızların altında güzel bir gece geçirdiyseniz, herkesin uyuduğu o saatlerde, yalnızlığın ve sessizliğin ortasında gizemli bir âlemin belirdiğini bilirsiniz. İşte o zaman pınarlar daha gür bir sesle akarken göllerin üzerinde küçük alevler parıldar. Dağlardaki cinler, periler özgürce dolaşmaya başlarlar, civardaki ağaç dallarının büyüdüğünü, otların yeşerdiğini hissettiren belli belirsiz sesler, hışırtılar yankılanır adeta. Gün varlıklara aittir, geceyse nesnelere… Alışkın değilseniz, bu ortam ürkütücü olabilir…
Spoiler içeriyor
Dönüşüm’de bir sabah yatağında böceğe dönüşmüş olarak uyanan Gregor Samsa’nın ve ailesinin çaresizlikleri, o sabahtan sonraki yaşamları, Gregor’a karşı aile bireylerinin tutumları anlatılıyor. Gregor Samsa böceğe dönüşünceye kadar maddi olarak evin sorumluluğu onun üzerindeydi. Böceğe dönüştüğünde bu sorumluluğunu yerine getiremez…devamıDönüşüm’de bir sabah yatağında böceğe dönüşmüş olarak uyanan Gregor Samsa’nın ve ailesinin çaresizlikleri, o sabahtan sonraki yaşamları, Gregor’a karşı aile bireylerinin tutumları anlatılıyor.
Gregor Samsa böceğe dönüşünceye kadar maddi olarak evin sorumluluğu onun üzerindeydi. Böceğe dönüştüğünde bu sorumluluğunu yerine getiremez oldu. Kendi bakımını bile yapamazken böyle bir şeyi kimse bekleyemezdi ondan. Bu noktada Gregor Samsa ve ailesi çaresizliği yaşadılar. Gregor bir böcek olarak hayatına nasıl devam edeceğini ve ailesinin geçiminin nasıl sağlanacağını düşünerek kaygılanıyordu. Ailesi de Gregor’u o hâlde görmenin verdiği üzüntüyle birlikte endişe duyuyor ve geçimleri için yollar arıyordu.
Kız kardeşi Grete’in Gregor’a yemek bırakmasında ve onun daha rahat hareket edebilmesi için değişiklikler yapmasında; Gregor’un o hâlinde ailesini düşünmesinde merhametin kendini gösterdiğini düşünüyorum.
‘’ Güzel günlerdi onlar. O ilk güzel günler, en azından aynı güzellikte bir daha tekrarlanmamıştı.’’
‘’ Ölmekten müthiş bir şekilde korkuyordu çünkü henüz gerçek anlamda yaşamamıştı.’’
! Spoiler içerir.
Olağanüstülükle sıradanlıkların birleştiği bir kitaptı. Ve bu konuda oldukça başarılıydı. Franz Kafka hayatımızdaki değişimlerde bulunduğumuz ruh hâlimizi böcek ile sembolize etmek istemiş bence. Bahsettiğim olağanüstülük de kitapta Gregor’un gerçekten bir böcek olarak yaşamına devam etmesinde gösteriyor kendini.
Kitap biterken Gregor öldü ve ailesi daha rahatlamış bir şekilde hayatlarına devam etti. Gregor’un hayatını kaybetmesi beklemediğim bir durumdu. Sevdiklerine yük olduğunu düşünmek ona ağır gelmeye başlamıştı son zamanlarında. Ailesinin rahatlaması da o böceğin Gregor olduğu düşüncesini kafalarında bitirmelerindendi.
‘’…kuşkusuz böylece eskiden olduğu gibi pencereden baktığında hissettiği o özgür olma duygusunu anımsamak istiyordu.’’
‘’ Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor.’’
‘’ Olmamasına razıyım. Oluyormuş gibi olmasın yeter.’’
Şafak vakti kanatlanmış bir yürekle uyanmak ve minnet duymak yine aşkla dolu yeni güne; öğleyin dinlenmek ve aşkın vecdini düşünmek derin derin; akşamleyin eve şükranla dolup taşarak dönmek; sonra da uyumak yüreğinizde sevgiliye bir dua ve dudaklarınızda bir övgü şarkısıyla.
Spoiler içeriyor
"Yaşlı Adam ve Deniz''de yaşlı balıkçı Santiago'nun balıklarla, dünyayla ve yaşamla mücadelesi anlatılıyor. Hiçbir zaman pes etmememiz gerektiğini bir kez daha anlıyoruz bu kitapta. Hayatta her şey için mücadele edeceğiz, sabredeceğiz, çalışacağız, emek harcayacağız ve sonuç ne olursa olsun biz…devamı"Yaşlı Adam ve Deniz''de yaşlı balıkçı Santiago'nun balıklarla, dünyayla ve yaşamla mücadelesi anlatılıyor.
Hiçbir zaman pes etmememiz gerektiğini bir kez daha anlıyoruz bu kitapta. Hayatta her şey için mücadele edeceğiz, sabredeceğiz, çalışacağız, emek harcayacağız ve sonuç ne olursa olsun biz mücadelemizi vermiş, elimizden geleni yapmış olacağız. Kitapta okuduğumuz mücadele seksen dört günlük çabanın sonrasıdır. Kahramanımız Santiago kararlılığı ile bu büyük çabasını sürdürmüştür.
Yaşlı balıkçı Santiago'nun seksen dört gün boyunca bir balık tutamamış olmasından dolayı onun başarabileceğine inanmamaları, diğer balıkçıların ona alaylı gözle bakması ve çırağı Manolin'in ailesinin Santiago'nun kısmetsizliğin en fena hâlini barındırdığına inanıp çocukları için başka bir balıkçıyla anlaşmaları umutsuzluk ve alayı yansıtırken; yaşlı balıkçının mücadelesi, çırağının ona verdiği destek de inanç ve güveni bize yansıtıyor.
" Ümidiyle inancını hiç yitirmemişti aslında ya şimdi tekrar hızlanan bir esinti gibi tazeleniyorlardı."
" Seksen beş şanslı bir rakam, dedi yaşlı adam. Yarın kılçıksız beş yüz kilo çeken bir balık getirmemi ister misin?"
Kitaptaki usta çırak ilişkisini çok sevdim. Manolin'in ustasına olan güveni, onu yüreklendirmesi, başarabileceğine olan inancıyla sağladığı destek yaşlı balıkçı Santiago'ya güç veriyordu. Santiago denizin derinliklerindeyken ara sıra "Keşke çocuk burada olsaydı." ifadesini kullanıyor. Bu cümleden de yaşlı adamın çırağı Manolin'e duyduğu sevgi ve bağlılık anlaşılıyor.
" (...) Serpme filan yoktu ve çocuk sattıklarını hatırlıyordu. Yine de her gün bu uydurmacayı tekrarlıyorlardı. Bir tencere balıklı sarı pilav da yoktu ve çocuk bunu da biliyordu."
Kitaptaki bu cümleler ve öncesinde geçen diyalog da yaşlı adam Santiago ve çırağı Manolin'in arasındaki samimiyeti ve hayata olan inançlarını gösteriyor.
" Her gün yeni bir gündür. Şanslı olmak daha iyidir. Ama ben titiz olmayı yeğlerim. O zaman şans yüzüne güldüğünde hazır olursun."
" Seçimi, kapanların, tuzakların ve ihanetlerin ötesinde açıklarda derin, karanlık sularda kalmaktı. Benim tercihim bütün insanların ötesinde oraya gidip onu bulmaktı. Dünyadaki tüm insanların ötesinde. Artık birbirimize bağlandık ve öğleden beri de öyleyiz. İkimize de yardım edecek kimse yok."
" Tüm acısını, gücünden geriye kalanı ve çoktan tükenen gururunu toplayıp balığın ıstırabına karşı koydu…"
" Ardından balık, içinde ölümüyle, canlandı, tüm enini, boyunu, bütün gücünü ve güzelliğini gözler önüne sererek sudan yukarı yükseldi. Kayıktaki yaşlı adamın tepesinde havada asılı kalmış gibiydi. Ardından yaşlı adamın ve kayığın her yanını ıslatarak çarparak suya düştü."
12/2020
Spoiler içeriyor
Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver. Bilinmeyen Adanın Öyküsü; bilinmeyen adaları bulmak için yolculuğa hazırlanan bir adamın, kralın sarayından ayrılarak bu adamı takip eden ve o günden itibaren sadece tekneleri temizlemeye karar veren…devamıBir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver.
Bilinmeyen Adanın Öyküsü; bilinmeyen adaları bulmak için yolculuğa hazırlanan bir adamın, kralın sarayından ayrılarak bu adamı takip eden ve o günden itibaren sadece tekneleri temizlemeye karar veren kadınla tanışmasını anlatır. Bu iki insan hayal ettikleri yaşama belki daha ulaşmadan "aşk"la tanışırlar ve birlikte yolculuğa çıkarlar. Bu sadece aşk için değil; kendilerinin kim olduğunu öğrenmek, benliklerini bilmek amacıyla da çıktıkları bir yolculuktur.
Anlatımı ve çizimleriyle keyif duyarak okuduğum bir kitap oldu "Bilinmeyen Adanın Öyküsü". Romanlar ve uzun öyküler arasında elinize alabileceğiniz sıcak bir öykü...
".., Mühim olan varış değil, gidiştir mi demek istiyorsun yani, Kim olduğunu bilmiyorsan kendin olabilmen mümkün değildir."
".., Peki şu anda neden temizlik yapmak ve kapıları açmak için kralın sarayında değilsin, Çünkü asıl istediğim kapılar çoktan açıldılar ve bugünden itibaren sadece tekneleri temizleyeceğim,.."
".., ama ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum, Bilmiyor musun ki, Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin,.."