"Bu kuş hayatının aşkıyla tanıştığı zaman hem sevinir hem üzülür. Mutludur çünkü onun için bu bir başlangıçtır. Üzgündür çünkü bunun çoktan biteceğini bilir." I Origins
Cennetin Rengi'nde hızlı bir olay akışı beklemeyin. Ağlamak istediğiniz bir zaman bir buçuk saatlik bu filmi izleyebilirsiniz. Yönetmenimiz Mecid Mecidi bize ilk sahnede hayatı göremeyen bir çocuğun gözünden gösteriyor. sadece siyah bir ekran var ve seslerden anlamaya çalışıyorsunuz ne oluyor…devamıCennetin Rengi'nde hızlı bir olay akışı beklemeyin. Ağlamak istediğiniz bir zaman bir buçuk saatlik bu filmi izleyebilirsiniz. Yönetmenimiz Mecid Mecidi bize ilk sahnede hayatı göremeyen bir çocuğun gözünden gösteriyor. sadece siyah bir ekran var ve seslerden anlamaya çalışıyorsunuz ne oluyor diye.. Fark ettim de iki dakika bile sürmeyen bu sahnede artık renk gelsin filme dedim. Bu kadar bile sabredememişken göremeyen bir çocuğun hayatı karşıma konuldu.
Bir sahneden bahsetmek istiyorum: Bir kuş sesi duyar çocuk, bir kedi o yavru kuşu yiyecek.. Ellinden gelen bütün çabayla bir taş alıp atıyor o tarafa. Yavru kuşu bulup yuvasına koymak istiyor. Ben hiçbir filmde bir çocuğun ağaca çıkmayı başarıp başaramayacağını duygulanarak izlemedim. Aslında filmde üç sahnede hayvanların kurtulması gerekti: İlki bahsettiğim kuş, ikincisi bir balık, üçüncüsü bir kaplumbağa. Son hayvan kurtarılmıyor ve eminim ki yönetmen bu hayvanların kaderini olay örgüsüne paralel işlemiş.
Filmde kötü karakter var mı diye düşünüyorum. Hayır, bu filmde kimseye kötü diyemem. Baba kendi içinde bir çatışma yaşıyor ama merhametsiz diyemem.
Bu filmi izlemeseniz bile şu repliğini bilmenizi isterim, bazı cümlelerden kimse mahrum kalmamalı sonuçta:
"Öğretmenimiz Allah'ın, göremedikleri için körleri daha çok sevdiğini söylüyor. Ama ben de ona eğer öyle olsaydı O'nu görmeyelim diye bizi kör yapmazdı dedim. O da bana 'Allah görünmezdir. O her yerdedir. Onu hissedebilirsin. Onu parmak uçlarıyla görebilirsin.'dedi. Şimdi ellerim O'na dokununcaya kadar her yerde Allah'a uzanacağım ve ona her şeyi anlatacağım, kalbimdeki tüm sırları bile."
Cennetin rengini parmak uçlarıyla görüyor bu çocuk. Keyifli seyirler.
Puanım 9/10 The Platform Netflix'in çıkış yapan filmi.. Eğer hassas bir mideniz varsa ve insanlık dramına dayanamam diyorsanız izlememeniz daha sağlıklı olur. İspanyol yapımı bu filmde insanların 3'e ayrıldığını söyleniyor: Aşağıdakiler, yukarıdakiler ve düşenler. Ama filmin sonunda görüyoruz ki 4.…devamıPuanım 9/10
The Platform Netflix'in çıkış yapan filmi.. Eğer hassas bir mideniz varsa ve insanlık dramına dayanamam diyorsanız izlememeniz daha sağlıklı olur. İspanyol yapımı bu filmde insanların 3'e ayrıldığını söyleniyor: Aşağıdakiler, yukarıdakiler ve düşenler. Ama filmin sonunda görüyoruz ki 4. bir sınıf daha oluşturulabilir eğer çok istenirse..
Hikayemiz şöyle: Çok katlı hapishane benzeri bir yer var. Pencereleri yok. Sadece duvarlar ile çevrili bir oda mevcut. Ortasında dikdörtgen şeklinde bir delik mevcut ve zaman zaman en üsten en aşağı doğru giden bir yemek kayası ortaya geliyor.
Bu hapishane benzeri garip yere genel olarak suçlular giriyor ama normal suçsuz bir vatandaşın girdiğini baş rolden anlıyoruz. Bu hapishane benzeri yere girerken bu tesisin yöneticisi yanınızda bir nesne götürebilirsiniz diyor. Burada size sormak istiyorum? Siz ne seçerseniz? Girenlerin çoğunun tercihi bıçak benzeri aletlerken baş rolün tercihi bir kitap. Aslında gireceği yerin suçlularla kaplı olduğunu bilmeyen bu adam merhamet sembolüdür bu film için. Bir insanın karakterini refah içinde iken değil en zor koşullar altında iken anlayabiliriz aslında. Bu film bireylerin insansı yönlerinin nasıl son bulduğunu da ortaya koyuyor aslında. Açlık ile mücadele ederken nasıl davrandıkları, ne kadar öteye gidebileceklerini görüyoruz. Aynı duyguyu siz yaşasaydınız tepkiniz ne olurdu? Bir insanı öldürebilir miydiniz?
Filmde kat sistemi var. Katlar yukarıdan aşağı doğru sayılmakta. Yani en üst kat 0. kat oluyor. Aşağı doğru 1, 2 ... şeklinde ilerliyor. Yemekler her gün en üst kat alta doğru gitmekte. Yani 1. kat hiç dokunulmamış yemeğe sahipken 10. kat 9 kere yenilmiş bir yemeğe sahip. Aslında 18. Her katta 2 kişi kalmakta yani. Bu sistemden anlıyacağınız üzere aşağı kattaki insanlar üstteki insanların inisiyatifine kalıyor. Garip olan şu ki herkesin katı her ay değişmekte. Yani herkes en üstte kalmıyor ya da hep altta. Insanlar bir ay önce olduğu konumu unutup bolluğun keyfini çıkartabiliyor. Ya da aşağı katlara gidip bir ay boyunca aç kalabiliyorlar. Bu bize bir sistemi hatırlatıyor aslında: Nehrin kenarında olanların merhametine kalıyor musluktan akan su.
......Şimdi içerikten çokça bahsedeceğim kısıma geliyorum, izlemediyseniz okumayın lütfen....
Filmin sonunda her katı gezen o kadının çocuğunun gerçekten olduğunu öğrenince şaşkınlık geçirmiştim. 333. kattaki çocuğuna yemek götürmek için platform ile birlikte hareket etmesi bir kadının çocuğu için neler yapabileceğini ortaya koyuyor. En son sahnede çocuğun aç olduğunu fark eden 2 karakter ona mesaj olarak yollayacakları yemeği verince duygulandım. Sonda verilen karar "Çocuk bizim mesajımız." Aslında gerçek hayatta bunu görmüyor muyuz: Jojo Rabbit filminde yönetmen mesajını vermek için bir çocuğu öne koyar, Çizgili Pijamalı Çocuk'ta da öyle... Gerçek hayatta denize vuran bir balığın değil, çocuğun resmi insanların içine işledi. Savaşta ya da filmdeki gibi bir açlıkta, en üsttekilerin bunu fark etmesi için bir çocuk mesaj olabilirdi ancak.
Bir de en anlamlı bulduğum sahnelerden biri de eskiden şirket adına çalışan kadının 15 gün boyunca "Por favor..." deyip aşağıdakilere az yemek için ricada bulunmasına rağmen bir şey elde edememesi ama ana karakterin alttakileri tehtit ile yola getirmesi de oldukça anlam doluydu.
Aslında herkese yetecek kadar yemek vardı ama kimsenin gözü doymadı. Şöyle düşünelim isterseniz: Dünyada herkese yetecek yer vardı ama toprak için savaşlar yapıldı. Günümüzde herkese yetecek kaynak varken biz yarından çalarak bugün israf ediyoruz. Zamanın üstünde oynanan bu kumar yarının zararına oluyor aslında.
Filmın aday olduğu Oscar'lar ile başlıyalım önce: En iyi film ve en iyi senaryo. Başrol oyuncusu olan Frances McDormand da en iyi kadın oyuncu Oscar'ı almıştır. Bu ödülleri hak ettiğini daha giriş sahnesinde anlamaya başlıyoruz aslında. Sadece kadının reklam panosu…devamıFilmın aday olduğu Oscar'lar ile başlıyalım önce: En iyi film ve en iyi senaryo. Başrol oyuncusu olan Frances McDormand da en iyi kadın oyuncu Oscar'ı almıştır. Bu ödülleri hak ettiğini daha giriş sahnesinde anlamaya başlıyoruz aslında. Sadece kadının reklam panosu yerlerine bakıp tırnaklarını kemirmesi bile içten geldi açıkçası.
Önce filmin konusunu söyleyeyim: Bir kadın kızının katilini bulmak adına şehrin çıkışındaki üç reklam panosunu kiralar. Polisin elinden geleni yapmadığını görmüş ve kendi imkanlarını ortaya koymaya başlamıştır.
Filmin bir olaydan çok karakterleri siz öğretip hayatlarına hakim olmanızı sağlayan bir havası var. Polis memurlarından ikisinin hayatına odaklanılmış örnegin. İkisinin hayatında neyi neden yaptığı konusunda aklınızda soru işareti kalmıyor. Çünkü o kişilerin geçmişi bugünlerini etkilemiş. Kadının agresifliğini sorgulamıyorsunuz, yaşadıkları bir insanı tam olarak bu konuma getirir diyorsunuz. Kadının eski eşi filme çok dahil olmasa da kurduğu diyaloglardan onun bile ne yapıp ne yapmayacağını biliyorsunuz. Filmin ortalarında iki karakter giriş yapıyor. Sadece bir dakika içinde onların da amaçlarını anlıyorsunuz. Bu kişilerden biri yeni polis şefi, ki ilk sahnesinde elini beline koyduğu sırada rozetini görüp rolünü filme direk yerleştiriyorsunuz. Ikinci kişi ise Mildred'ın dükkanına giren bir adam. Bu film sadece karakterleri iyice ortaya koyup çekilmemiş. Olay akışındaki neden sonuç ilişkisi de oldukça iyi ardı ardına dizilmiş.Zarf içinde sunulan 5000 doların nereden geldiğini sonralarda anlıyorsunuz, aa ne kadar mantıklı diyorsunuz örneğin.
Karakterlerin, kurgunun bu kadar iyi ortaya konulduğu filmde benim hoşuma giden bir diğer detay: Sahnelerin güzelliği.
Geyik sahnesinde kadın geyiğin güzelliğine bakıp ağlıyor, ama oyunculuğun bu kadarı olur diyorsunuz. Kadının eski eşi ile evde olan görüşmesinde kavga absürt bir şekilde sonlanıyor ve istemsizce gülebilirsiniz. Polis memurunun gözünün döndüğü sahnede kamerayı kullanma tekniği, sinirli bir insanın bakış açısını kullandık bu sahnede bunun delili gibi bir hava veriyor.
Polis şefinin ailesi ile pikniğe gittiği sahnede sıcak bir ailenin tablosunu hissediyorsunuz.
Kısacası film bittiğinde birçok insanın hayatına girip dertlerine ortak olabilirsiniz uyarayım.
Hitler yönetimini ele çocuk bakış açısı ile ele alan bir film. On yaşındaki bir çocuğun savaş nedir bilmeden savaşı sevmesi üstüne kurulu bir olay dizesi. Filmin sahneleri ve çekim açılarını beğenmemek elde değil, en azından benim için: çocuğun annesi ile…devamıHitler yönetimini ele çocuk bakış açısı ile ele alan bir film. On yaşındaki bir çocuğun savaş nedir bilmeden savaşı sevmesi üstüne kurulu bir olay dizesi. Filmin sahneleri ve çekim açılarını beğenmemek elde değil, en azından benim için: çocuğun annesi ile birlikte bir merdivenin en altında olduğu sahnede karakterlerin en köşeye itilmesi en sevdiğim perspektif oldu açıkçası. Bir de çatıların bir insan suratına benzetilip gözlemci konumuna yerleştirilmeleri de oldukça etkileyiciydi. Çocuğun savaş sahnesini gördüğü sırada komik iki kıyafetli askerleri gördüğünde kendi kendime sordum: bu insanların burada ne işi var? Sonradan bu iki öğenin çocuğun hayal gücünden geldiğini ve aslında çocuğun böyle bir savaşta ne işi olduğunu sorguladım. Kısacası Yahudi katliamını anlatan çoğu film gibi bu film de gözünü yükseklere dikmiş. Toplumda Yahudi katliamını, Amerikanın nasıl kurtarıcı(!) olduğunu bilmeyen birkaç insan vardır diye bu filmi de yapmışlar. 7/10 puanım.
Animelere soğuk yaklaşımımı aşmış bulunmaktayım. Tamaki'nin anneannesinin köyüne gelmesi ile başlayan hikayenin damarları asırlar öncesinden gelmekte. Tamaki prensesin kanından gelmektedir ve beş tane koruyucusu ile birlikte beş tılsımlı nesneyi koruması gerekmektedir. Death Note'dan sonra en sevdiğim oldu anime konusunda.. Büyülü,…devamıAnimelere soğuk yaklaşımımı aşmış bulunmaktayım.
Tamaki'nin anneannesinin köyüne gelmesi ile başlayan hikayenin damarları asırlar öncesinden gelmekte. Tamaki prensesin kanından gelmektedir ve beş tane koruyucusu ile birlikte beş tılsımlı nesneyi koruması gerekmektedir. Death Note'dan sonra en sevdiğim oldu anime konusunda.. Büyülü, mistik bir şeyler izlemek istiyorsanız tam size göre.
2.si
Animelerdeki saf duyguları seviyorum. Bu animenin bende uyandırdığı merhamet, üzüntü, sevinç.. Eğer ben büyülü şeyler severim. Duygusal bir aşk hikayesi de hafiften iyi olabilir derseniz öneriyorum. Ayrıca işlenen dostluk gerçekten etkiliyor.