Aslında kendi açımdan o kadar değişik bir kitap okuma süreci yaşadım ki, bu kitabı çok mu sevdim, az mı sevdim ya da hiç mi sevmedim? İşte size bunu anlatabilmem güç ama gerçek olan şu ki ben bu kitaba son 100…devamıAslında kendi açımdan o kadar değişik bir kitap okuma süreci yaşadım ki, bu kitabı çok mu sevdim, az mı sevdim ya da hiç mi sevmedim? İşte size bunu anlatabilmem güç ama gerçek olan şu ki ben bu kitaba son 100 sayfası için 10 puan verdim.
Kitapta Türkiye'ye dair ne ararsanız var. Türkiye'de ne arayabiliriz peki? Neyse neyse sinirim bozuldu yine. Konuyu biliyorsunuzdur zaten tekrar etmeme gerek yok ama gece uyumak için kitap okumak istiyorsanız Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal gibi yazarların kitaplarını okumanız sizin yaranıza olur. Keza Vedat Türkali'nin kitapları biraz uyandıran cinsten. Evet, her şekilde uyandırıyor, herkesi uyandırıyor.... Sabah yedide uyandım kitabı bitirebilmek(uyanmak) için. Sizce bu yeterince gerçekçi uyandırma şekli olmadı mı?
Uysallar dizisinde buram buram kalite var, buram buram gerçek var, buram buram alt metin var ve buram buram sanat var. Hakan Günday'ı sevmeyelim de taşa mı dönelim? "Ben diyorum 'Avrupa'nın en büyük cezaevi', sen diyorsun 'Hayvanımı nerede otlatacağım?' Siz köylü…devamıUysallar dizisinde buram buram kalite var, buram buram gerçek var, buram buram alt metin var ve buram buram sanat var. Hakan Günday'ı sevmeyelim de taşa mı dönelim?
"Ben diyorum 'Avrupa'nın en büyük cezaevi', sen diyorsun 'Hayvanımı nerede otlatacağım?' Siz köylü olarak bize destek vereceksiniz, biz de sizi cezaevine sokacağız. Maaşlı, sigortalı işiniz olacak. Anlaşıldı mı? Sen de anladın mı çoban kardeşim?"
#Uysalllar
EVET SAYIN SEYİRCİLER BURASI KAYBEDENLER KULÜBÜ Giriş bulmalıyım, giriş bulmalıyım... Şöyle afilli, janti bir giriş yapmam gerek. Heh buldum. Giriyorum. Kendisine atılan doğum günü mesajlarını çok umurumuzdaymış gibi ekran görüntüsü alıp paylaşanlar hariç, Herkese merhaba arkadaşlar. Neden böyle bir giriş…devamıEVET SAYIN SEYİRCİLER BURASI KAYBEDENLER KULÜBÜ
Giriş bulmalıyım, giriş bulmalıyım... Şöyle afilli, janti bir giriş yapmam gerek. Heh buldum. Giriyorum.
Kendisine atılan doğum günü mesajlarını çok umurumuzdaymış gibi ekran görüntüsü alıp paylaşanlar hariç, Herkese merhaba arkadaşlar. Neden böyle bir giriş yaptığıma dair herhangi bir fikrim yok ama galiba benim de varlığıma piçlikle anlam kazandırma gibi bir çabam oldu.
Kitaba gelecek olursam;
Bu kitap aslında o kadar anlamsız bir kitaptı ki ancak bu kadar anlamlı olabilirdi ve aslında en büyük anlam, anlamsızlıkmış. Güzel cümle oldu ben olsam alıntılardım.
Müthiş aforizmalar, müthiş tespitler, müthiş bir hayat pardon ne müthiş hayatı, boktan bir hayat ve karşınızda Varlık ve Piçlik. Evet sayın seyirciler 1 harf farkla hiçliğinize piçlik kazandırabilirsiniz.
Konusundan bahsetmeyeceğim ama hiç olduğunuzu düşünüyorsanız veya piç olduğunuzu düşünüyorsanız bu kitabı alıp okumanız gerekiyor.
Kitaptan güzel bir alıntıyı da şuraya bırakayım;
"Mutsuzluk umut demektir, mutluluk ise kaygı. Umut duymak da mutluluğa kavuştuğunda kaybetme korkusu taşıyacağının göstergesi. Paradoksal rezillik."
Instagram'da "Bana soru sor" diye hikâye atıp sorulan soruya "sana ne" diye cevap verenler hariç, herkese iyi okumalar..
Bu Bir Manifestodur! Bir kitap okudum arkadaşlar ama durun durun merak etmeyin o kitaptan tek bir cümle duymayacaksınız benden. O kitaptan tek duyguyu koparmayacağım. Bunu yapacak kadar düşüncesiz değilim, bunu yapacak kadar duygusuz değilim. Sadece bu kitabın beni nasıl yerden…devamıBu Bir Manifestodur!
Bir kitap okudum arkadaşlar ama durun durun merak etmeyin o kitaptan tek bir cümle duymayacaksınız benden. O kitaptan tek duyguyu koparmayacağım. Bunu yapacak kadar düşüncesiz değilim, bunu yapacak kadar duygusuz değilim. Sadece bu kitabın beni nasıl yerden yere vurduğunu söylemek istiyorum size. Ama bu kitap öyle bir şeydi ki ben yeter dedikçe daha sert vuruyordu ve canım yandıkça daha çok zevk alıyordum!
Kitabın yazılış amacını savaşın psikolojik ve toplumsal etkilerini dile getirmek olarak biliyordum ben ama Wolfgang Borchert savaşa savaş açmıştı adeta. Yarı sarhoşça kurduğu cümleleriyle çok sert bir savaş açmıştı kendi içinde savaşa karşı ya da bana karşı çünkü ben de ağır yaralar aldım 24 gündür. Ama 4-5 senelik savaşlarda alınan yaraların yanında benim 24 gündür duygusal ve zihinsel yaralarımın lafı bile olmamalı. Çünkü ben hâlâ yaşıyorum!
Son olarak az önce şöyle söylemek isterim;
Hayat bize bazen inanılmaz iyi davranırken bazen de acımasız davranabiliyor. Örnek vermek gerekirse; Dostoyevski'nin infazı son anda iptal olup sürgüne çevrilmeseydi Dünya'ya, Suç ve Ceza, Yeraltından Notlar, Karamazov Kardeşler, Budala, Ecciniler gibi eserler bırakmazdı. Diğer bir yandan Wolfgang Borchert erken(26 yaşında) ölmeseydi belki de Dünyanın en etkileyici yıkım edebiyatı kitaplarının nicesini onun kaleminden okurduk.
BEKLEMEYİ KARALAMAK Yine kalemin kağıda sürtünmesi, yine saatin sesi, yine zihnimin sisi ve ben bekliyorum. Tik tak tik tak, diye yazarak zamanı hiç etmek istemiyorum. Zamanı durduruyorum. Ve ben hâlâ bekliyorum. Gece olmuş herkes uykuda, gece olmuş herkes yarı ölümde…devamıBEKLEMEYİ KARALAMAK
Yine kalemin kağıda sürtünmesi, yine saatin sesi, yine zihnimin sisi ve ben bekliyorum. Tik tak tik tak, diye yazarak zamanı hiç etmek istemiyorum. Zamanı durduruyorum. Ve ben hâlâ bekliyorum. Gece olmuş herkes uykuda, gece olmuş herkes yarı ölümde ve ben hâlâ yaşıyorum. Ayağa kalktım. Beni ayakta tutan ayaklarımı kullanarak odama doğru süründüm. Bir kitap aldım elime, kitabı açtım, kitaba açtım, kitabı okudum, kitabı fırlattım ve ben yalan söylerken bile hâlâ bekliyorum. Yatağa uzandım, gözlerimi kapattım, tavana baktım, gözlerimi açtım, tavanı göremedim. Uyumayı düşündüm, uyuyamayınca düşünmemeyi düşündüm, düşünemedim ve uyuyamadım. Ben hâlâ bekliyorum.
Halil Vural
Başlangıçlar her zaman önemlidir, güzel sonlar için ve ben tam da şu an güzel bir başlangıç yapmak istiyorum güzel bir sonla bitirmek için hayatımı desem de inanmayın çünkü ben hayata güzel başlamadım. İncelemeye güzel başlangıç yapmak istemiştim sadece. Saat sabah…devamıBaşlangıçlar her zaman önemlidir, güzel sonlar için ve ben tam da şu an güzel bir başlangıç yapmak istiyorum güzel bir sonla bitirmek için hayatımı desem de inanmayın çünkü ben hayata güzel başlamadım. İncelemeye güzel başlangıç yapmak istemiştim sadece.
Saat sabah 07.30 birden uyanıp bir eksiklik hissettim. Biraz düşününce kitap hakkında bir şeyler yazma eksikliği hissettiğimi anladım. Çünkü bu kitap okuduktan sonra kitaplığa fırlatıp bir daha yüzüne bakmayacağınız türden bir kitap değildi, çünkü bu kitap sizi uykudan uyandıracak kadar etkileyici bir kitaptı, çünkü bu kitap isminden de anlayacağınız gibi normal bir kitap değildi.
Peki kitap hakkında neyden bahsedebilirim?
12 sarsıcı öyküden oluşuyor desem yeterli olur mu? Hayır bu yeterli olmaz, o zaman şöyle söyleyeyim; Öyle öyküler, öyle monologlar vardı ki ben okurken "Güray Süngü acaba kafamın içine girip de mi bunları yazdı." diye düşünmedim değil. Çünkü kitabın içi yangın yeriydi... Kafamı içi de öyle dememe gerek herhalde ne de olsa siz anlamışsınızdır.
Neyse uzatmayacağım arkadaşlar. Güzel başlamak istediğim incelememi güzel sonla bitiremedim, güzel son yoktur zaten ben size yalan söyledim. Pesimist değilim aslında hep bu kitap yüzünden işte...
Okuyun, okutun, ha bir de düşünün.
Bu gece Güray Süngü'nün kalemiyle tanışmanın verdiği mutlulukla uyuyacağım. Bu gece Güray Süngü'nün yazdığı kitabı düşünerek uykusuz kalacağım... Bilirsiniz, matematikte artı ile eksi birbiriyle çarpılınca sonuç eksi eder. Uyku ile düşünce birbiriyle çarpışınca da kazanan düşünce olur. MFÖ'nün de dediği…devamıBu gece Güray Süngü'nün kalemiyle tanışmanın verdiği mutlulukla uyuyacağım.
Bu gece Güray Süngü'nün yazdığı kitabı düşünerek uykusuz kalacağım...
Bilirsiniz, matematikte artı ile eksi birbiriyle çarpılınca sonuç eksi eder. Uyku ile düşünce birbiriyle çarpışınca da kazanan düşünce olur. MFÖ'nün de dediği gibi "peki peki anladık" yine uykusuz kalacağım gibi duruyor...
Kitaba gelecek olursam; Kapağını açıp ilk cümleyi okuyunca bile anlamalıydım beni ilginç bir serüvenin beklediğini ama insanoğlu işte anlamamakta direnir durur... İlk cümle şuydu;"Ben demeden konuşalım ne olur. Çünkü gözümü açtım ki." Normal bir cümle olmadığına dair hem fikiriz değil mi? Her neyse, kitabı okumaya başladım ilk cümleye takılmadan. İlk sayfalarda yazarın Fenerbahçeli olduğunu ve hafif de olsa Galatasaray'ı tiye aldığını görünce küçük bir hayal kırıklığı yaşadım ama kitap beni o kadar etkisi altına almıştı ki okumaya devam ettim, devam etmeliydim. Eski Halil olsaydı o kitabı orada bırakırdı. Ama artık edebiyata olan tutkum daha fazla...(Şey, bir de kitap grubumuzun aylık okuma kitabı olduğu için biraz da mecbur kalmış olabilirim devam etmeye.)
Bu arada GÜRAY Süngü Bey bizim UEFA kupamız var!!! Kızmayın arkadaşlar, can çıkar huy çıkmaz işte...
Ve 75'inci sayfaları geçince aslında kendini arayan biri değil de insanlığı arayan bir karakterin ya da bin karakterin olduğunu anladım. Anladım mı? Afedersiniz ama bok anladım. Kitabın son kapağını kapatıp düşünmeyene kadar hiçbir şey yerleşmemişti kafamda. Görüyorsunuz arkadaşlar düşünmek güzel şey, Düşünün. Düşünmek biraz Cehennem de olabilir neyi düşündüğünüze bağlı artık.
Bu arada Güray Süngü Bey biz sahanızda kupa kaldırdık!!
Çok çok uzattım farkındayım. Dur. şey, son zamanlarda okuduğum en iyi kitap olduğunu söylemiş miydim? Güray Süngü her şeyi o kadar ilmek ilmek dokumuştu ki ve her şeyi o kadar dağınık yerleştirmişti ki kitabı okuyunca "abi ben ne okuyorum ya?" derken bile kitabın akıcılığına kapılıp kitabı bitiriyorsunuz. Ve her şey yerleşiyor yerli yerine. Bu arada Güray Süngü Bey bizim 4 yıldızımız var!!
Neyse ben gidip 3-5 kitabını daha sipariş edip okuyayım. Kitapla kalın...
Bu arada Güray Süngü Bey bizi... Şaka şaka bitti.
Aslında inceleme yazmayacaktım, sonra fikrimi değiştirdim. Kendi kendime sordum neden herkes Alper Canıgüz okumasın ki? Hem güldürüyor hem düşündürüyor hem üzüyor hem meraklandırıyor hem de kalemini mükemmel bir şekilde kullanıyor. Peki bir yazardan daha ne bekleyebiliriz ki? Sadede gelecek olursam…devamıAslında inceleme yazmayacaktım, sonra fikrimi değiştirdim. Kendi kendime sordum neden herkes Alper Canıgüz okumasın ki?
Hem güldürüyor hem düşündürüyor hem üzüyor hem meraklandırıyor hem de kalemini mükemmel bir şekilde kullanıyor. Peki bir yazardan daha ne bekleyebiliriz ki? Sadede gelecek olursam herkesin bu yazarla tanışmasını şiddetle öneriyorum.
Konusunu yazabilirim aslında mesela şunu söyleyebilirim; Bir çocuğun Sherlockçuluk oynaması... Ama yazmayacağım çünkü her incelemede var zaten konusu.("Ee bu yazdı ama konusunu." diyeceksinizdir. Evet yazdım. İnsanoğlu işte, neyi yapmam diyorsa özellikle onu yapar.) Neyse bu kadar demagoji yeter, benim amacım size yazarı şiddetle tavsiye etmek.
Bu arada bu kitap üçlemenin ikinci kitabı
Birinci Kitap; Oğullar ve Rencide Ruhlar
İkinci Kitap; Cehennem Çiçeği
Üçüncü Kitap; Kıyamet Park
"Çünkü ne zaman tamam artık, bundan fazlası olamaz desem beni daha da fazla dehşete düşürmenin yolunu buluyordu insan denen bu garip canlı."
Alper Canıgüz-Cehennem Çiçeği
10/10 Cehennemle(Dünyayla) kalın...
KİRPİ MESAFESİ, GERÇEK SEVGİ MESAFESİDİR... Aynaya baktım, yüzüm temiz. Aynaya bir daha baktım, sadece yüzüm temiz. Etrafıma baktım kalabalık içinde bir yalnızlık, etrafıma bir daha baktım, sadece kalabalık bir yalnızlık. Babama baktım, babam bana baktı. Babama bir daha baktım, o…devamıKİRPİ MESAFESİ, GERÇEK SEVGİ MESAFESİDİR...
Aynaya baktım, yüzüm temiz. Aynaya bir daha baktım, sadece yüzüm temiz. Etrafıma baktım kalabalık içinde bir yalnızlık, etrafıma bir daha baktım, sadece kalabalık bir yalnızlık. Babama baktım, babam bana baktı. Babama bir daha baktım, o bana daha içten baktı. O herkese bakar çünkü duvarda asılı fotoğraflardaki kişiler aslında herkese bakar...
Peki kitabın içinde yaşayan "Sorgun" karakteri soruyorum sana: Kim daha şansız bu hayatta? Yüzünü kaybeden sen mi? Özünü kaybeden ben mi? Yalnız olan sen mi? Zihnimin içinde yalnız olan kalabalık bir ben mi? Babanı tanıyan sen mi? Babamı dâhi hatırlamayan ben mi?
Kitap beni epey etkisi altına aldı galiba ya da o kadar yalnızım ki kitaptaki bir karakterle tartışacak kadar yapayalnızım. Ama gerçek şu ki bu kitap içimde çok derin yaralar açtı ya da belki de çok derin yaralar sardı. Hakan Akdoğan da der zaten fazlalık belki de eksikliktir diye. Yazar bir kurguyu kullanarak bildiklerini veya bildiğini düşündüğü şeyleri âdeta kusmuş ve bize bu kusmuğu temizlemek kalmış...
Bu kitapla tanışmama vesile olan @nhlyrtsvn77'e teşekkür ederim
HARUT VE MARUT'TAN ZÜHRE YILDIZINA... Yine Kaan Murat Yanık, yine müthiş kitap, yine müthiş üslup, yine müthiş konu... Hangi kitabını okuduysam öyle bir anlatım tarzıyla ve konuyla karşılaşıyordum ki hemen beni içine hapsediyordu âdeta. Keşke herhangi bir kitabının içine sonsuz…devamıHARUT VE MARUT'TAN ZÜHRE YILDIZINA...
Yine Kaan Murat Yanık, yine müthiş kitap, yine müthiş üslup, yine müthiş konu...
Hangi kitabını okuduysam öyle bir anlatım tarzıyla ve konuyla karşılaşıyordum ki hemen beni içine hapsediyordu âdeta. Keşke herhangi bir kitabının içine sonsuz kadar hapsolabilseydim...
Dünyasızlar romanın konusu, iki dostun yedi düvele karşı verdiği savaş desem mübalağa yapmış sayılmam umarım. Konusundan fazla bahsetmesem daha iyi olur çünkü söyleyeceğim her cümle bu büyülü kitabın büyüsünü biraz daha ve biraz daha etkisiz kılacak diye hissediyorum.
Benim ilgimi çeken ise iki dostun sık sık giriştiği Dostoyevski mi? Tolstoy mu? Tartışması.
Ben iki yazarı da okuduğumdan dolayı kendimde bir seçim yapma hakkı buluyorum ve tartışmasız Dostoyevski diyorum. Peki incelememi okuyan arkadaşlar, size soruyorum; Dostoyevski mi? Tolstoy mu?