Eveeet raf arkadaşlarım, merhabalar merhabalar! 🤍 Bu sefer elimden düşüremeden okuduğum, kapağını kapattıktan sonra bile zihnimde dönüp duran bir kitapla geldim. Hem okudum, hem düşündüm, hem de biraz kendime yakalandım diyebilirim. Hazırsanız yorumuma giriyorum… ve biraz ciddileşiyorum. :) 📌Bu kitapta…devamıEveeet raf arkadaşlarım, merhabalar merhabalar! 🤍
Bu sefer elimden düşüremeden okuduğum, kapağını kapattıktan sonra bile zihnimde dönüp duran bir kitapla geldim. Hem okudum, hem düşündüm, hem de biraz kendime yakalandım diyebilirim. Hazırsanız yorumuma giriyorum… ve biraz ciddileşiyorum. :)
📌Bu kitapta beni en çok etkileyen şey iki zeki adamın görünmeyen bir satranç oyunu oynamasıydı. Josef Breuer, Nietzsche’yi iyileştirdiğini sanarken aslında kendi bastırdığı duyguların içine çekiliyor. Nietzsche ise hasta ve kırılgan görünmesine rağmen zihinsel olarak inanılmaz güçlü; adeta hamle üstüne hamle yapıyor.
🩺Bir noktadan sonra “Doktor kim, hasta kim?” sorusu kafamın içinde dönmeye başladı. Roller öyle ince değişiyor ki fark ettiğinde çoktan hikâyenin içine çekilmiş oluyorsun.
📌Nietzsche’yi yalnız, acı çeken ama dimdik duran bir adam olarak görüyoruz. Breuer ise dışarıdan güçlü, saygın ve düzenli… Ama iç dünyasında fırtınalar kopuyor. Konuşmalar ilerledikçe anlıyorsun ki insan başkasını iyileştirmeye çalışırken en çok kendi yarasına dokunuyor.
Kitapta geçen baca temizleme metaforu da tam olarak bunu anlatıyor. İçimizde biriken isleri, bastırdığımız duyguları, konuşmadığımız acıları temizlemeden nefes almak zor. İnsan arada kendi bacasını da temizlemeli.
📌Bu romanı okurken ister istemez Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü de düşündüm. Zaten kitap o sinyali size veriyor. Orada anlatılan güçlü, kendini aşmaya çalışan insan fikrinin arkasındaki yalnızlığı ve mücadeleyi burada daha net hissediyorsun. Sanki fikirlerin arkasındaki insanı tanımış gibi oluyorsun.
📌Bu roman bana şunu düşündürdü: Güçlü görünmek başka, gerçekten güçlü olmak başka. Asıl cesaret kendi karanlığınla yüzleşebilmekte.
Okurken sık sık kendime yakalandım. Hepimiz biraz kaçıyoruz bazı şeylerden. Ama bir gün oturup kendi gerçeğinle konuşmak zorundasın. Bu kitap tam olarak o yüzleşmeyi anlatıyor.
Ayrıca sadece iki insanın psikolojik mücadelesi yok; arka planda derin felsefi göndermeler de var. Genç Werther’in acılarına yapılan o ince gönderme, Pascal’ın insanın kendinden kaçışıyla ilgili düşüncesi, bilinçdışının bizi fark etmeden yönlendirmesi, nihilizm ve Helmholtz’un zihne dair yaklaşımı… Hepsi hikâyenin içine çok doğal bir şekilde yerleştirilmiş.
🗒️🔍Okurken bilmediğim bazı felsefi kavramları not alıp araştırma isteği duydum. Bir roman okudum ama aslında birçok yeni düşünceye kapı araladım; kitap bitti ama bende bıraktığı sorular bitmedi.
📌Benim için bu sadece bir roman değildi; küçük bir iç hesaplaşmaydı. Bitirdiğimde içim hafiflemedi, aksine daha çok düşündüm. Ve sanırım iyi kitap dediğin tam olarak bunu yapıyor.
✔️Eğer hâlâ okumadıysanız, kendinizle yüzleşmeye hazır olduğunuz bir zamanda mutlaka okuyun derim. Çünkü bu kitap sadece bir hikâye anlatmıyor, insanın içine dokunuyor.
Ve kitabın o vedası gibi…
Belki de bazı elvedalar aslında kendine dönüşün başlangıcıdır.
👁️🗨️Ve ve ve raf arkadaşlarım… Auf Wiedersehen.
Kaderimize EVET diyebildiğimiz güne kadar: Amor Fati. ;)
10/10