Önce Zain'in gözlerindeki yorgunluğa kadar nasıl iyi oynadığını merak ediyorsunuz. Sonra da zaten yaşamış olduğu hayatı oynadığını öğreniyorsunuz. Dünyanın adaletsizliği için çok üzgünüm çocuklar. Söyleyecek bir şey bulamıyorum.
Spoiler içeriyor
Sullivan'ın o kabulleniş ses tonuyla söylediği "Okay..." ile söze başlıyorum. Filmi bitirdikten sonra bolca yorum okudum. Genel itibariyle göze çarpan birkaç nokta üzerinde duralım istiyorum. Neden Billy bu kadar araştırılıyorken Sullivan biçilmiş kaftan gibi polisliğe kabul edilip terfi üstüne terfi…devamıSullivan'ın o kabulleniş ses tonuyla söylediği "Okay..." ile söze başlıyorum. Filmi bitirdikten sonra bolca yorum okudum. Genel itibariyle göze çarpan birkaç nokta üzerinde duralım istiyorum. Neden Billy bu kadar araştırılıyorken Sullivan biçilmiş kaftan gibi polisliğe kabul edilip terfi üstüne terfi alabiliyor? Bunun cevabı belki de Frank'in fbi bağlantılarının Sullivan'a temiz bir dosya açmak için yeterli olmasıdır. Ayrıca bu soru için filmin hızlı geçişleri tatminsizlik yaratmış olabilir, kaldı ki Sullivan'ın her zaman gözde olması neden Queenan'ı takip ettirdiğine ve operasyondaki kayıpların göz ardı edildiğine kıyıdan da olsa bir açıklama olabilir. Film, Infernal Affairs gibi 3 filmlik bir seriden ilham aldığı için bu hızlı tempo ve derinlemesine inmeyen karakter hikayelerinin olmamasını anlamak zor değil. Ha bu da seri olur muydu, o zaman da Scorsese tarzı olabilir miydi emin değilim. Aynı operasyonda, Qeenan'ın ölüm sahnesinde, vurulan çete üyesinin (Billy'e yanlış adres veren) polis olduğunu ve bu yüzden Costigan'ı ispiyonlamadığını sanıyorum.
Diğer konu zarf meselesi. Costigan'ın Madolyn'e verdiği zarf son sahnede gördüğümüz Sullivan-Dignam buluşmasını açıklıyor olabilir. Burada Costigan'ın neden doğrudan Dignam'ı bulmadığı konusunun cevaplarından biri aslında Dignamın istifasını vererek kendini, en azından bir köstebek için ulaşılmaz bir konuma çekmesiyle ilgili olabilir. Yine de bu Costigan'ın Qeenan'ın evini ve Madolyn'nin evini kolayca bulması düşünüldüğünde zayıf bir ihtimal olarak kalıyor, asıl sebep hakkında birazdan konuşalım. Aynı sahnede bana kalırsa Sullivan'ın "What about the baby?" sorusunun cevabını da alıyoruz. Madolyn bir şey söylemek isterken Costigan'ın "iki hafta daha bekle hala söylemek istiyorsan söylersin" demesi bebekle ilgili bir şeyler hissettiğini düşündürüyor, keza Madolyn'in Sullivan'la tartışırken "Ben de yalancı olan benim sanıyordum." demesi hafifçe destek çıkar nitelikte diyebiliriz. Yine de tamamen varsayımlar üzerinden konuştuğumuzu hatırlatmak isterim.
Gelelim asıl nedene. Billy'nin Sullivan'ın köstebek olduğunu anladığında ofisi terk ettiği sahne karakterin kimlik bunalımıyla ilgili psikolojik durumunun etkisiydi. Aslında devam eden olaylar zinciri ve karakterin yaptığı hatalar zihninde çoktan yıkılmaya başlayan süreçlerle bağlantılıydı. Terapi sırasında "Kalbim güm güm atar ama ellerim... Ellerim asla titremez." açıklamaları, intihar düşünceleri yaşadığı karmaşaya dair bazı açıklamalardı ve tüm hayatı boyunca nefret ederek oynadığı farklı kimlikler hayalindeki mesleğin de buna dönüşmesiyle katlanılamaz bir strese dönüştü. Bir nevi Game of Thrones Daenerys Targaryen finali diyebiliriz. Diğer yandan Frank'ın ona kayıtları bırakacak kadar güvenmesi belki de olduğu kişiyi sorgulamaya itti ve bu da onu içten içe korktu.
Bu arada Sullivan'ın Frank'i öldürmeden önce oğul sahibi olamamakla ilgili söylemleri hayal kırıklığının güzel bir özeti olabilir. Ama bunun duygusal anlamdan çok, çaba-karşılık ikilemi gibi düşünmek gerekiyor ki karakterin duygusal yönünün pek olmadığını asansör sahnesinde yeterince gördük.
Oyunculuklar ayrı ayrı mükemmel ama Jack Nicholson'ın ağırlığı kendini hissettiriyor, özellikle "Gülme, film çekmiyoruz burada" repliği güldürdü.
Aklımda kalanlar şimdilik bunlar. Güzel filmler keşfetmenizi diliyorum. Sevgiler.
Gerçek hikayelerin özüne inebilen film yapabilmek zor, özellikle tür dram ve komedi harmanlamasını içeriyorsa daha zor. Bu yüzden detayların ve bazı bilgilerin (özellikle eleanor hakkında) sahneye verilmemesini hoş görüyorum. Omar Sy. Driss rolünü ondan iyi oynayan olabilir miydi? Sanki rol…devamıGerçek hikayelerin özüne inebilen film yapabilmek zor, özellikle tür dram ve komedi harmanlamasını içeriyorsa daha zor. Bu yüzden detayların ve bazı bilgilerin (özellikle eleanor hakkında) sahneye verilmemesini hoş görüyorum.
Omar Sy. Driss rolünü ondan iyi oynayan olabilir miydi? Sanki rol bu adam için yazılmış. Driss'in mizah yeteneğini konuşturduğu sahnelerde sanki oynamıyor, doğaçlama yapıyor gibiydi, belki öyle sahneler de vardır, emin değilim. :)
Soğuk havalarda sıcacık çay etkisi veren bir filmdi. İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler diliyorum.
Film bittikten sonra dedim ki "Bir tuhaflık var." Meğer heyecandan düzgün nefes almıyormuşum. 😅 Parasite, bu sene Joker'le birlikte sık ismini duyduğum bir film oldu. Kore sinemasının eleştirel sahnelemelerinin kendine has güzellikte bir yanı var. Sınıf çatışması temasının altında ince…devamıFilm bittikten sonra dedim ki "Bir tuhaflık var." Meğer heyecandan düzgün nefes almıyormuşum. 😅
Parasite, bu sene Joker'le birlikte sık ismini duyduğum bir film oldu. Kore sinemasının eleştirel sahnelemelerinin kendine has güzellikte bir yanı var. Sınıf çatışması temasının altında ince mesajlarla konunun derinliğine inmeniz mümkün. Özellikle son dakikalar Inception'daki topacın dönerken sahnenin birden kesilmesine benziyor, bu gerçekten oldu mu? Yoksa alt sınıfın ezici koşullar altında yükselme çabasına dair acı bir eleştiri miydi? Düşünmek size kalıyor. İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler diliyorum.
Bu filme dek o kadar karanlık film evreninde kalmışım ki filmi izlerken birileri omzuma battaniye örtmüş ve elime de bir kupa sıcak çay bırakmış gibi hissettim. Esaretin Bedeli'nde bir çeşit kurgusal teknikle verilen "umut" mesajı bu filmde daha çok manevi/dini…devamıBu filme dek o kadar karanlık film evreninde kalmışım ki filmi izlerken birileri omzuma battaniye örtmüş ve elime de bir kupa sıcak çay bırakmış gibi hissettim.
Esaretin Bedeli'nde bir çeşit kurgusal teknikle verilen "umut" mesajı bu filmde daha çok manevi/dini öğelerin varlığıyla kendini gösteriyor. Bu demek değil ki dinin önemini vurgulayan, her yanı Nihat Hatipoğlu dolu bir film. Aksine pek de dua etmeyen bir adamın yaşamı göz önünde bulundurularak kendi değerine ait sorgulamaları sunuluyor.
Bu dediklerim çoğunlukla ikinci yarıda ortaya çıksa bile film hızlı ilerliyor. Yine de sonunu ütopik bulduğumu söylemem gerek. Keşke bulmayacağım zamanların olduğuna inanabilsem ama insan yapısı söz konusu olduğunda pek mümkün değil. Kim bilir, belki bu kez Tanrı bana da bu umutsuzluğumun üstesinden gelmemi sağlayacak ikinci sınıf bir melek gönderir. :)
Japonya'nın savaş dönemlerinden 3 saat 27 dakikalık bir film Seven Samurai. Döneme göre o kadar iyi bir sahneleme var ki şaşırmamak elde değil. Çoklu kamera kullanımı sahnelerin devamlılığından anlaşılabilir. Filmin puanının bu kadar yüksek olmasının nedenlerinden biri dönemin sinemasına yeni…devamıJaponya'nın savaş dönemlerinden 3 saat 27 dakikalık bir film Seven Samurai. Döneme göre o kadar iyi bir sahneleme var ki şaşırmamak elde değil. Çoklu kamera kullanımı sahnelerin devamlılığından anlaşılabilir. Filmin puanının bu kadar yüksek olmasının nedenlerinden biri dönemin sinemasına yeni teknikler getirmesi konusunda öncü olması. İlkler her zaman kıymetlidir. :)
Oyunculara baktığımızdaysa dikkatimi çeken bir isim oldu. Takashi Shimura'da o kadar Morgan Freeman havası var ki resmen onun eski dönem asya şubesini izlemiş gibi oldum. Freeman'ın o "alçakgönüllü bilge adam" imajı ve siması film boyunca Shimura'nın yüzünden silinmedi. Bu da beni gülümseten ufak bir detay oldu.
Bu kısım çeyrek SPOILER içerir.
Bana kalırsa filmin kritik yanı kapanış sahnesiydi. Shimura "Kazanan biz değil, çiftçiler oldu." diyerek dönemin savaş zamanlarına, asker-halk-savaş düzenine müthiş bir eleştiride bulundu. İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler dilerim.
Filmleri birbiriyle kıyaslamak doğru olmayabilir ancak bir filmin içinde Robert De Niro ve mafya aynı anda olduğunda akıllara Godfather geliyor. Yine de bu hikâyenin gerçek bir hayat öyküsünü temsil ettiğini ve daha yalın bir ilerleyiş gösterdiğini belirtmekte fayda var. Boşuna…devamıFilmleri birbiriyle kıyaslamak doğru olmayabilir ancak bir filmin içinde Robert De Niro ve mafya aynı anda olduğunda akıllara Godfather geliyor. Yine de bu hikâyenin gerçek bir hayat öyküsünü temsil ettiğini ve daha yalın bir ilerleyiş gösterdiğini belirtmekte fayda var.
Boşuna Godfather demiyorum çünkü Jimmy Conway rolü Al Pacino'ya teklif edilmiş ancak kendisi kabul etmemekle birlikte daha sonra bu kararından pişman olduğunu itiraf etmiş.
Bazen senaryo, bazen dekor, bazen görüntü kurgusu filmde baskın gelir. Bu filmi film yapan, oyuncular. Ray Liotta, Henry Hill'in FBI'daki ses kasetlerini dinleyerek filmdeki rolüne hazırlanmış. Geçen bazı sahnelerin diyalogları doğaçlama. Bu oyuncu bütünlüğünün en önemli parçalarından olmak, anlık yükselişlerin ustalığını konuşturan Joe Pesci'ye en iyi yardımcı erkek oyuncu oscarını kazandırmış.
Gel gelelim verilen mesajlar güzel olsa da film kendi türünde heyecan olarak o kadar bağlayıcı olmadı. Silahlı bir çatışmadan ve en az on kişinin ölmesinden bahsetmiyorum, bir film ilerledikçe hissedilen "Şimdi ne olacak?" heyecanı gerçek bir öyküden alınmasının doğal bir sonucu olarak sınırlandırıcı etki bırakmıştı.
Yalın, nispeten sakin ve suç dünyasının getirilerinin aslında götürdüklerinden ne kadar az olduğunu gösteren bir film deneyimlemek istiyorsanız şans verin derim. İyi seyirler.
"Bir adam dünyaya getirmek ve onu yetiştirmek çok uzun zaman ister. Ama onu öldürmek çok kolaydır. Bir anda öldürürsün." -sf. 57 "İnsandaki çocuk vicdanı tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez." -sf. 166, Ötüken Neşriyat
Efendilerinin düşüşünün ardından roninler barış zamanında bile sefalet içinde yaşamaya başlar. Kelime anlamına bakıldığında ro+nin "dalga+adam" anlamına gelir ve muhtemelen oradan oraya başsız bir şekilde savrulmaları kastedilir (wikipedia). Harakiriyse samuraylar için bir çeşit ötenazi olan kılıç darbesiyle intiharı anlatır ve…devamıEfendilerinin düşüşünün ardından roninler barış zamanında bile sefalet içinde yaşamaya başlar. Kelime anlamına bakıldığında ro+nin "dalga+adam" anlamına gelir ve muhtemelen oradan oraya başsız bir şekilde savrulmaları kastedilir (wikipedia).
Harakiriyse samuraylar için bir çeşit ötenazi olan kılıç darbesiyle intiharı anlatır ve bu sefaletin yerini alacak onurlu bir ölüm olarak sayılmaktadır. Iyi şehrine bu taleple gelen iki samurayın öyküsünü feodalite, onur, önyargı, sınıf farklılıkları, inanç gibi başlıklar altında ele alan eleştirel bir film olarak Masaki Kobayashi'nin elinden çıkıyor.