It doesn’t matter for us, for me. Big games are easier than the other games. But what can I do sometimes? It’s pointball, this pointball sometimes happens. Everything is sometimes happens, ya. But anyway we have got one point more.…devamıIt doesn’t matter for us, for me. Big games are easier than the other games.
But what can I do sometimes? It’s pointball, this pointball sometimes happens. Everything is sometimes happens, ya.
But anyway we have got one point more. I don’t want to see the back, I want to see the front.
Today, I hope my team will win.
Aşırı sinirimi bozuyor. Babamın canını dişine takarak, helalinden çalıştığı bir yerde; malum kişiden güç alıp gelir elde edenlerin lüks hayatlar yaşaması midemi bulandırıyor. Hiç utanmadan da sanki en çok ihtiyaç sahibi olan kendileriymiş gibi davranıyorlar. Çok şükür aç değiliz, muhtaç…devamıAşırı sinirimi bozuyor. Babamın canını dişine takarak, helalinden çalıştığı bir yerde; malum kişiden güç alıp gelir elde edenlerin lüks hayatlar yaşaması midemi bulandırıyor. Hiç utanmadan da sanki en çok ihtiyaç sahibi olan kendileriymiş gibi davranıyorlar.
Çok şükür aç değiliz, muhtaç da değiliz. Çünkü babam emeğiyle kazanıyor. Sırf para için bir piçin arkasında dolaşmıyor, karakterini satmıyor. Ve ben bununla gurur duyuyorum.
Gerekirse bok içinde yaşarım ama sırf para uğruna o kansızı savunmam. Omurgamı paraya değişmem. Bugün hesabını veremiyorsanız, yarın verirsiniz; bu dünyada olmazsa ötekinde.
Yediğiniz her lokmanın, aldığınız her haksız paranın hesabı sorulacak. Benim hakkımı, ailemin hakkını yiyen kim varsa; hiçbirine hakkım helal değil.
“Vaktim yoktu, haber edemedim, çok yoğundum” gibi cümleler duyuyorsanız inanmayın. Gerçekten isteyen insan bir şekilde haber verir. Bana koçum az önce yazdıklarını okuyacağım ama birazdan derse gireceğim, anca akşama dönüş yapabilirim diye haber verdi. Mesele zaman değil, öncelik. Kimse 24…devamı“Vaktim yoktu, haber edemedim, çok yoğundum” gibi cümleler duyuyorsanız inanmayın. Gerçekten isteyen insan bir şekilde haber verir. Bana koçum az önce yazdıklarını okuyacağım ama birazdan derse gireceğim, anca akşama dönüş yapabilirim diye haber verdi. Mesele zaman değil, öncelik. Kimse 24 saat meşgul değil; sadece kimi insanlar sizi ajandasında uygun bir yere koymuyor. O yüzden romantikleştirmeyin, kendinizi de kandırmayın.
Hedefinizi yani neyi başarmak istediğinizi biliyorsunuz. Bunu gerçekleştirmek için neler yapmanız, nereden başlamanız ve süreci nasıl şekillendirmeniz gerektiğini biliyorsunuz. Hedefe ulaştığınızda neler kazanacağınızı ya da tersi durumda neler kaybedeceğinizi de öyle. Bilmenize rağmen sizi durduran elinizi kolunuzu bağlayan nedir?
Neydi bizi bu kadar telefona bağlayan? Ekranın içinde ne vardı da gerçek hayattan daha cazip gelmeye başladı? Telefondaki ne hayatımızı kurtaracaktı mesela; üç saniyelik bir video mu, hiç tanımadığım birinin onaylayıcı kalbi mi, yoksa gecenin üçünde kaydırırken karşıma çıkan o…devamıNeydi bizi bu kadar telefona bağlayan? Ekranın içinde ne vardı da gerçek hayattan daha cazip gelmeye başladı? Telefondaki ne hayatımızı kurtaracaktı mesela; üç saniyelik bir video mu, hiç tanımadığım birinin onaylayıcı kalbi mi, yoksa gecenin üçünde kaydırırken karşıma çıkan o boşluk hissi mi? Sabah uyanır uyanmaz saate değil ekrana bakmayı ne ara normalleştirdik, neden sessizlik bizi bu kadar rahatsız eder oldu? Bildirim gelmeyince eksik, gelince boğulmuş hissetmek nasıl aynı anda mümkün olabilir? Bir şey kaçırma korkusuyla her şeyi kaçırdığımızın farkında bile değiliz belki. Anılar kameraya sığsın diye yaşanıyor, duygular paylaşılacak kadar gerçek sayılıyor. Telefonu elime alınca zaman akıyor, bırakınca ben kalıyorum; yorgun, geç kalmış, biraz da kendime yabancı. Belki de bağımlı olduğumuz şey telefon değil, orada bir yerlerde daha iyi bir hayat varmış gibi hissettirilmesi.
Gençliğimi resmen izledim giderken; tutmaya çalışmadım bile. Saçma şeyler uğruna harcadım kendimi, bugün anlamı olmayan ama o an vazgeçilmez sandığım şeylere. Toparlanamadım, çünkü dağınıklık bana ev gibi geldi. Her şeye geç kaldım: hayallere, cesarete, kendimi ciddiye almaya. Bir şeye değil,…devamıGençliğimi resmen izledim giderken; tutmaya çalışmadım bile. Saçma şeyler uğruna harcadım kendimi, bugün anlamı olmayan ama o an vazgeçilmez sandığım şeylere. Toparlanamadım, çünkü dağınıklık bana ev gibi geldi. Her şeye geç kaldım: hayallere, cesarete, kendimi ciddiye almaya. Bir şeye değil, kaçmaya bağımlı oldum; hissetmemeye, düşünmemeye, yüzleşmemeye. Zaman geçti, ben aynı yerde kaldım. Aynaya baktığımda gençliğim yok, sadece “daha önce fark etseydin” diyen bir pişmanlık var.