Rus hazinesini anlatan, belgesel ve dönem filmi arası başarılı bir film. Tek çekim(single shot), kesitler olmadan 4.denemede başarılı olması ve kameranın gözlerimiz olması ile bir karakter yerine geçmemiz ile bir çok filmden ayrılıyor. Rus sanatının resim, mimari, müzik, dans ve…devamıRus hazinesini anlatan, belgesel ve dönem filmi arası başarılı bir film. Tek çekim(single shot), kesitler olmadan 4.denemede başarılı olması ve kameranın gözlerimiz olması ile bir karakter yerine geçmemiz ile bir çok filmden ayrılıyor. Rus sanatının resim, mimari, müzik, dans ve küçük değinmeler ile edebiyat alanlarını anlatmak için bu kendine has biçimin seçilmesi cesur bir karar olmuş.
Filmin başında merede olduğunu sorgulayan ana karakterler, seyirciyi de film boyu anlatılanları sorgulamaya itiyor.
90 dakika içerisinde 300 yıllık Rus tarihi anlatılıyor, müzelerin düzeni üzerine eleştiri yapılıyor, ahlaki kuralların nasıl değiştiği, sanatın neredeyse her dalı milliyetçilik üzerine duruluyor. Ben de bazılarına paragraf paragraf değinmek istiyorum.
Başta, film Saint Petersburg Kışlık sarayda çekilmiş. Bir çok odayı her döneme uygun görüyoruz. Sarayı gezerken bazı resimler ve heykellerde yakın çekim yapılıp uzunca bekleniyor ve sohbetler ile kimi eserler hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Böylece Rusya'da bir galeri gezme havası oluyor filmin. Şu anda da müze olarak kullanıldığı için müzenin reklamı da çok başarılı yapılmış oluyor. Kimi karakterler resimler hakkında bilgi sahibi olmayı, kimi sadece zevk almayı, kimi iletişim kurmayı ve hissetmeyi seviyor, kimi ise dinin parçası olarak görüyor adeta. Bu örnekler de cevabı olmayan o "sanat sanat için mi yoksa toplum için mi" tartışmasını içimizde yaşatıyor. Soruyor, sorgulatıyor. Sanatı anlamadan sevebilir miyiz veya hissedebilir miyiz? Anlayan daha iyi hisseder mi veya? Sanatta anlatılanlar ölümsüz müdür?
Sarayı gezmenin bir diğer artısı ise mimarisini göstermek. Yer yer kapılar, zemin, duvarlar, taht ve yemek takımı gibi küçük mobilyalar ve genel mimari hakkında yapılan kısa yorumlar ve verilen bilgiler ile Rus mimarisi hakkında fikir veriyor bu film. O yüzden de belgesel tadında kalıyor biraz.
Peki ya kıyafet tasarımı? O da bir sanat dalı mı? Üniformadan tutun tarih boyu değişen kadın kıyafetlerini görmek ve yine bunlar üzerine yapılan yorumlar da yine düşündürüyor seyirciyi.
Tarih boyu değişen bir diğer konu da ahlaki kurallar, etik ve davranış. Film yüzyıllar arası gelip giderken birbirini selamlamak, kendini tanıtmak, yabancılarla konuşmak, sessizlik, kadına bakış ve yanında davranış, kraliyeti ölümsüzleştirmek ve saygının ne kadar değiştiğini görüyoruz.
Son olarak da milliyetçilik ve sanat üzerine dokunuyor. Savaştığın ülkenin sanat biçimini kabul eder, ülke değerlerini göstermen gereken sarayında kullanır mısın? Rusya Avrupalı mı, değil mi? Kendi sanatçın çok yetenekli iken neden kopya ile uğraşırsın?
Otoriteler kendine has fikrin olsun istemiyor diye mi acaba? Kopya çek, düşünmeyi bırak diye mi?
Atatürk demiş "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir". Kendi tarihi ve kimliği bu kadar zengin olan milletimizin de önce kendini tanıması ve sanat ile kendini tanıtması lazımdır ki kimliği kaybetmek korkusu olmasın.
Öğreten ve düşündüren, ilginç biçimli, sanatı bol, dolu dolu bir film olmuş. Hermitage müzesi için de yine güzel bir reklam. Sizleri de düşündürmesi veya zevk vermesi dileği ile. Sanat ikisini de yapabilirmiş ya hani. İyi seyirler