Canım çok şey anlatmak istiyor. Ama yorgunum. Beynim yorgun, bedenim yorgun ve bunca şeyi affeden kalbim bile yorgun. Heveslerim yorgun, iyimserliğim yorgun , konuşarak anlaşmaya olan inancım bile yorgun. Çok yorgunum.
"Gurur," diye gözlemde bulundu Mary her zamanki gibi fikirlerinin sağlamlığıyla övünç duyarak, “bence çok yaygın bir kusurdur. Okuduğum onca şeyden sonra şuna inandım ki gerçekten çok yaygın; insan doğası gurura bilhassa eğilimli; o ya da bu gerçek veya hayali bir…devamı"Gurur," diye gözlemde bulundu Mary her zamanki gibi fikirlerinin sağlamlığıyla övünç duyarak, “bence çok yaygın bir kusurdur. Okuduğum onca şeyden sonra şuna inandım ki gerçekten çok yaygın; insan doğası gurura bilhassa eğilimli; o ya da bu gerçek veya hayali bir özellikten ötürü kendinden memnuniyet duymayan pek az kişi vardır. Gurur ve gösteriş farklı şeyler, ama sık sık aynı anlamda kullanalıyorlar. İnsan gösteriş düşkünü olmadan gururlu olabilir. Gurur daha çok kendimizle ilgili görüşümüze bağlıdır, gösteriş ise bizim hakkımızda başkalarna ne düşündürtmek istediğimize."
"Düşüncelerim öyle hızlı akıyor ki ifade edecek zaman bulamıyorum.. bu yüzden bazen okuyanlar mekruplarımdan anlam çıkaramıyorlar."
"Zor, gerçekten.. can sıkıcı. İnsan ne düşüneceğini bilemiyor."
"Kusura bakmayın ama insan ne düşüneceğini bilebir."
Dünyayı tandıkça hoşnutsuzluğum daha da artıyor, her geçen gün insan karakterinin tutarsızlığna ve akıllı duygulu görünenlere bile güvenilmeyeceğine olan inancım güçleniyor.
"ama hata yapma ya da başkalarını mutsuz etme kastı olmadan da hata yapılabilir ve üzüntü verilebilir. Düşüncesizlik, başka insanların duygularına karşı dikkatsizlik. kararsızlık da ayni işi görür."
"Bazı insanların sahip olduğu yetenek bende yok dedi Darcy, "daha önce görmediğim insanlarla rahat konuşma yeteneği. Başkaları gibi konuşmalarının tonunu yakalayamıyorum, söz ettikleri şeylere ilgi duyuyormuş gibi görünemiyorum."
Bu iki delikanlının da eğitiminde büyük bir yanlışlık yapıldığı ortada. İyilik birinin içinde, diğerinin görüntüsünde.
Ama hiç şimdiki kadar güçlü hissetmemişti böyle uyumsuz bir evliliğin çocuklarının ne dertlere katlanmak zorunda olduklarını; hiç bu kadar iyi anlamamıştı yanlış hedeflere yönelmiş yeteneklerin ne kötülüklere yol açtığını...
Her parçası keyif vaat eden bir plan asla başarılı olamaz, büyük bir hayal kırıklığını önlemenin tek yolu ufak bir sıkıntıyı savunmaktır."
"Çok talihsiz bir durum; muhtemelen çok konuşulacak. Ama kötülük rüzgârlarını durdurup birbirimizin yaralı göğüslerine kardeşlik tesellisinin merhemini sürmeliyiz."
"Ah Jane, daha az sır tutsaydık, hakkında bildiklerimizi söyleseydik bunlar hiç olmayabilirdi. "
"Belki daha iyi olurdu," diye cevapladı ablası. "Ama bir insanın bugünkü duygularını bilmeden geçmişteki hatalarını ortaya dökmek adaletsizlik görünebilirdi. İyi niyetli hareket ettik."
Sadece tutkuları erdemlerinden daha güçlü olduğu için bir araya gelen bir çiftin hayatında kalıcı mutluluğun ne kadar az mümkün olabileğini ise kolaylıkla tahmin edebiliyordu.
"Sık sık düşünüyorum da," dedi, "insanın sevdiklerinden ayrılması kadar kötü bir şey yok. Sevdikleri yanında olmayınca insan pek garip kalıyor."
Geçmişin sadece hatırlamaktan zevk aldığınız kadarını düşünün.
Hem gülümsememe izin vermiyorsun hem de beni her an gülümsemeye kışkırtıyorsun.
Tüm ayarlamalar yapılmış olsaydı hayal kırıklığına uğraşacağım kesin olurdu.
Aşık olsaydım bundan daha sefil bir Körlük içinde olmazdım ama aptalca hatam aşk değil gurur oldu.
Eve, her zamanki gibi neşeli görünme arzusuyla ve başkalarının yanında suskunlaşmasına neden olabilecek düşününceleri bastırma kararıyla girdi.
Sağlam bir akıl karşısında insanı gülünç duruma düşürecek zaaflardan kaçınmak hayatımın uğraşı oldu.
Dağın taşın yanında erkekler de neymiş.
Sağlam bir akıl karşısında insanı gülünç duruma düşürecek zaaflardan kaçınmak hayatımın uğraşı oldu.
İnsanlar kendileri o kadar değişiyorlar ki içlerinde hep gözlemlenecek yeni bir şey oluyor.
Pek azımızda cesaret verilmeden gerçekten aşık olacak yürek vardır.
Aşk ve gurur
"Sen yolunu buldun. Çok az insan bunu yapacak kadar cesurdur. Onlar kendilerinin olmayan bir yolu izlemeyi yeğlerler. Herkes Yetenek sahibidir ama bunu görmemeyi seçerler. Sen kendi Yeteneğini kabul ettin; Yeteneğinle yüzleşmen dünyayla yüzleşmen demektir" "Peki ama niçin?" "Tanrı'nın bahçesini ekebilmen…devamı"Sen yolunu buldun. Çok az insan bunu yapacak kadar cesurdur. Onlar kendilerinin olmayan bir yolu izlemeyi yeğlerler. Herkes Yetenek sahibidir ama bunu görmemeyi seçerler. Sen kendi Yeteneğini kabul ettin; Yeteneğinle yüzleşmen dünyayla yüzleşmen demektir"
"Peki ama niçin?"
"Tanrı'nın bahçesini ekebilmen için."
Hoca, "İlk başta dünyanın hareketini başlatan şey bir yanlıştı," dedi.
"O yüzden yanlış yapmaktan hiç korkma"
"Ama Adem'le Havva Cennet'ten kovuldular."
"Ve bir gün göklerin ve bütün dünyanın mucizelerini ögrenmiş olarak Cennet'e geri dönecekler. Tanrı, onların dikkatini lyi'nin ve Kötü'nün Bilgisini taşıyan ağaca yöneltirken ne yaptığını çok iyi biliyordu. Tann, onlann o meyveyi yemelerini istememiş olsaydı, hiç sözünü etmezdi."
"Peki, neden öyle yaptı?"
"Evren'in hareketini başlatmak için."
Hoca, "Hiçbir zaman utanma," dedi. "Hayatın sana sunduğu her şeyi kabul et ve her kadehten içmeye çalış. Bütün şarapların tadına bakmak gerekir; kiminden bir yudum alırsın ama diğerlerini şişeyi bitirinceye kadar içersin."
"Hangisinin hangisi olduğunu nasıl anlayacağım?"
"Tadına bakarak. İyi bir sarabın tadın, ancak daha önce kötü bir şarap içmişsen anlarsın."
İnsanın varoluşu ona yalnızca verilmemiştir, ondan istenir de. İnsan varoluşundan sorumludur ve kendisiyle ne yapmış olduğu ona sorulduğunda cevap vermekle yükümlüdür. Bu soruyu ona yönelten kendi yargıcıdır, yani kendisi. Paul Tillich , Olmak Cesareti.
İstemeden varım, istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum... Bu boşluk, kim olduğumuzu asla tam olarak bilememenin ağırlığıdır. Bir rüyayla gerçek arasında sıkışıp kalmış bir yalnızlık. Hayat, bizi bir kalıba…devamıİstemeden varım, istemeden öleceğim.
Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum...
Bu boşluk, kim olduğumuzu asla tam olarak bilememenin ağırlığıdır.
Bir rüyayla gerçek arasında sıkışıp kalmış bir yalnızlık.
Hayat, bizi bir kalıba dökerken, içimizdeki o ilk masum hayaller parçalanır.
Ve biz, kırık bir aynanın parçaları gibi, kendimizi toplamaya çalışırız.
Çünkü eksik oldugumuzu hissettiğimizde, tamamlanmak için çabalarız.
Huzursuz olduğumuzda, gerçekten yaşadığımızı anlarız.
Bu boşluk, varoluşumuzun ta kendisidir.
Ve bu boşluğu kabul etmek, kendimizi kabul etmektir.
Hiçbir zaman gerçek bir yaşam yaşayamayacağım; çünkü bana öyle, bütün inceliğimi, şimdiye, gerçekliğe ait bütün duygularımı kaybetmişim gibi geliyor, çünkü, sonunda, kendi kendimi lanetlemişim.
Çoğu insan bir gün mutlu olacağını düşünerek yaşıyor ama o gün hiçbir zaman gelmiyor. Çünkü mutluluğu hep gelecekte bir noktaya bağlıyorlar. Şu işi halledeyim, şu parayı kazanayım, şu evi alayım, şu sorunu çözüp rahatlayayım diye düşünüyorlar. Ama gerçek şu ki,…devamıÇoğu insan bir gün mutlu olacağını düşünerek yaşıyor ama o gün hiçbir zaman gelmiyor. Çünkü mutluluğu hep gelecekte bir noktaya bağlıyorlar. Şu işi halledeyim, şu parayı kazanayım, şu evi alayım, şu sorunu çözüp rahatlayayım diye düşünüyorlar. Ama gerçek şu ki, hayat hiçbir zaman tam anlamıyla yolla girmeyecek. Daima yeni dertler, yeni hedefler, yeni engeller olacak. Eğer mutluluğu hep bir şeylerin düzelmesine bağlarsan ömrün boyunca mutluluğun ertelenmiş olur. Ama eğer şu an içinde bulunduğun anın farkına varır, sahip oldukların için şükreder ve hayatı olduğu gibi kabul edersen belki de hiç beklemediğin anda gerçekten mutlu olabilirsin.