Ne garip. Bir ömrün sonunda anca ele avuca sığacak, benliğimden geriye kalacak olan yalnız kenarı köşesi karalı bir deste kitap ile satırlara döktüğüm birkaç dize cümle. fikrimce, kalemimce.
“Eğer başarabilirsem yaşamak istiyorum. Yaşamam gerektiği gibi değil ama yaşamak istediğim gibi. Rüzgarı yüzümde, güneşi tenimde hissetmek istiyorum. Eğer başarabilirsem faydalı biri olmak istiyorum. Görmezden gelerek geçmek istemiyorum artık kimsenin yanından. Herkesi kendi hayatına, kendi savaşına terk eden insanlardan olmak…devamı“Eğer başarabilirsem yaşamak istiyorum. Yaşamam gerektiği gibi değil ama yaşamak istediğim gibi. Rüzgarı yüzümde, güneşi tenimde hissetmek istiyorum.
Eğer başarabilirsem faydalı biri olmak istiyorum. Görmezden gelerek geçmek istemiyorum artık kimsenin yanından. Herkesi kendi hayatına, kendi savaşına terk eden insanlardan olmak ietemiyorum. Kendi de kalkabilir dizlerinin kanadığı yerden ama ben elini uzatabilen kişi olmak istiyorum. Ve eğer başarabilirsem sevmek istiyorum birini. Çok sevmek. Sadece varlığını bile sevmek. İstiyorum ki iki göğsümün arasındaki kalbim panikten, korkudan, endişeden değil heyecandan terk etsin artık yerini. Mutluluktan delsin göğsümü, dayatılan bu hisler. Eğer başarabilirsem en güzel şarkıları ona dinletmek istiyorum; en sevdiğim kitabı ona okumak, çok ağladığım o filmi bir de onunla izlemek.”
– 00:00 | N. Gökçe Kabal
“En çok da iyi niyet yorar insanı!” - Süleyman İbin Sanmak. İyi niyetin suistimal edilmeyeceğini sanmak. İyi yaklaşırsan iyi yaklaşılacağını sanmak. Herkesi kendin gibi sanmak. “Ben sandım ki…” Ne sandın? Niyetinin kötü olmadığını söylemene inanacaklarını mı? Nereden bilecekler senin niyetini,…devamı“En çok da iyi niyet yorar insanı!”
- Süleyman İbin
Sanmak. İyi niyetin suistimal edilmeyeceğini sanmak. İyi yaklaşırsan iyi yaklaşılacağını sanmak. Herkesi kendin gibi sanmak.
“Ben sandım ki…” Ne sandın? Niyetinin kötü olmadığını söylemene inanacaklarını mı?
Nereden bilecekler senin niyetini, içinden geçeni? Dökemedin ki kelimelere. Hoş, yetersizdi zaten sözler de gönülden geçene. Sen yine de denedin, açıkladın benliğini öyle ya da böyle.
Onca vakit geçti, tanıyamadılar mı ki? En azından kötü düşünemediğini bilirlerdi. Kabullenmelilerdi.
Yalnız iyi niyetin yaraladı ve de yordu seni. Sen yine de sev kendini, onların aksine kabullen içinden geçenleri. Karşılığını alamasan dahi vazgeçme iyiliğinden. Değiştirme özünü. Bil ki — bu dünyada olmasa da — er ya da geç alacaksın alman gerekeni. 🩹
fikrimce, kalemimce.
“Baba sen değil miydin 'haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır' diyen?” “Sen hiç susmuyorsun ki oğlum. Tutturmuşsun bir türkü: işçi sınıfı, emekçi sınıfı, ezilen kesim. Diline hakim ol evladım. Başına ne geleceğinden bir habersin. Bu memlekette bir cümle edersin, ya ipe…devamı“Baba sen değil miydin 'haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır' diyen?”
“Sen hiç susmuyorsun ki oğlum. Tutturmuşsun bir türkü: işçi sınıfı, emekçi sınıfı, ezilen kesim. Diline hakim ol evladım. Başına ne geleceğinden bir habersin. Bu memlekette bir cümle edersin, ya ipe gidersin ya ipten dönersin.”
🎞️ | Cem Karaca’nın Gözyaşları
Ve Muhtar Cem Karaca.
Sevdalıydı Muhtar Cem; en çok da memleketi ile milletineydi bahsi geçen sevda.
Öyle ki müziğe olan tutkusundan dahi ağır gelmişti.
Hâlbuki müzikti Cem Karaca’yı Cem Karaca yapan; kendini bildi bileli hayatı bellemişti.
Halkın fikirlerinin pek bir önemi yoktu. Çaresizlerdi, hâliyle. Memleket tabiri caizse acınacak hâldeydi. Sessiz kalamazdı Cem; vicdanı el vermezdi.
Halktan biriydi muhtar da. Halkın ta kendisiydi.
Nasıl sessiz kalırdı ki?
Çaresizliği notalar, fikirleri ise sözleri etti.
Çıktı sahneye; söyledi. Yeri geldi sessiz kalmak zorunda olanlar adına, yeri geldi kendi adına… Susmadı, söyledi. Haksızlığa karşı sessiz kalamazdı nihayetinde.
Doğru da söyledi.
Doğruyu söyleyenlerin akıbetini bilirsiniz:
Kovuldu. Üstelik memleketinden.
Sevdası tarafından sürgün edildi Karaca.
Nice haksızlıklar sığdırdılar ömrüne. Boyun eğmedi hiçbirine. Pes etmedi. Pes etmek bir kenara dursun, tek başına devam etti mücadelesine.
“El âlemdir neler derler yaşamak var ya
Öküz altında buzağı aranırlarken
O ki bir an içindir tuz basılır yaralara
Hasretlerden süzülünür sevda gibi sevdalara”
‘Ömrüm’ dedi bu dizelerin adına. Her zamanki gibi haklıydı. Onun ömrüne nice haksızlıklar sığdırdılar; o ise ömrünü bir dörtlüğe sığdırabildi.
Verdiğin herbir mücadele var olacak. Var olacaksın, Üstad!
İyi ki vardın. Şu koca memleketten iyi ki bir Cem Karaca geçti.
— Sayende her daim genç kalacak olanlardan.
fikrimce, kalemimce.
08/02/2004 anısına. 🖤
belki ürperirdim bir yağmurun sabahına, dudaklarım buruşurdu. ait olurdum bir yere. bir parça olurdu elimde hayattan. bir şeyi severdim belki... ama atışını bile duymuyor kalbimin kendisi, ve bir bakıyorum dere taşmış. [...] şimdi vardığım yerde sefalet var. anlıyorum, hayat başka…devamıbelki ürperirdim bir yağmurun sabahına,
dudaklarım buruşurdu.
ait olurdum bir yere.
bir parça olurdu elimde hayattan.
bir şeyi severdim belki...
ama atışını bile duymuyor kalbimin kendisi,
ve bir bakıyorum dere taşmış.
[...]
şimdi vardığım yerde sefalet var.
anlıyorum, hayat başka yerde.
༄ teoman - viski ve lazanya
Okumak. Zihnimize her gün üstüne yenisi eklenen kötü yaşantıları kazıyıp, göğsümüze sancılar çektirdiğimiz yetmiyormuşçasına, okuduğumuz kitaptaki karakterlerin acısını acı edinip bağrımıza basmamız yok mu bir de? Okumak iyileştirmez miydi, neden daha çok yaralıyor? Yoksa benliğimize zamanında aldığımız yaraların üzerini bu…devamıOkumak.
Zihnimize her gün üstüne yenisi eklenen kötü yaşantıları kazıyıp, göğsümüze sancılar çektirdiğimiz yetmiyormuşçasına, okuduğumuz kitaptaki karakterlerin acısını acı edinip bağrımıza basmamız yok mu bir de?
Okumak iyileştirmez miydi, neden daha çok yaralıyor?
Yoksa benliğimize zamanında aldığımız yaraların üzerini bu şekilde mi kapatıyoruz?
Belki de budur kitapların kendince iyileştirme yöntemi.
“A̲c̲ı ̲s̲e̲v̲g̲i̲d̲e̲n̲ ̲b̲e̲s̲l̲e̲n̲i̲r̲.” diyor, altını çizdiğim alıntı.
Kitapların sevgisini ruhumuzda beslediğimiz, onları benimsediğimiz için mi bu denli acı?
Kurgusal karakterler hissedemiyor ne de olsa yazılanı, biz yaşıyoruz sayfalar boyunca anlatılanı. Binbir çeşit duygu seli bizim düşüncelerimizi sarmalıyor.
Ve tekrardan;
Okumak.
Yaşanılmış sancılar olduğunu sanarak çıktığımız yolda, aslında bize yaşatılacak sancılar olduğunu kavramak: beraberinde sancımak.
Yara aldığını sanmak fakat aslında yarayı başka bir yarayla örtebilmeyi sağlamak. 🩹
fikrimce, kalemimce.
“𝖦ö𝗄𝗒ü𝗓ü𝗇𝖾 𝖻𝗂𝗋 𝗆𝖾𝗋𝖽𝗂𝗏𝖾𝗇 𝗎𝗓𝖺𝗍𝗍ı𝗆, 𝖾𝗏𝖾 𝗀𝗂𝗍𝗆𝖾𝗄 𝗂ç𝗂𝗇. 𝖸ı𝗅𝖽ı𝗓𝗅𝖺𝗋 𝖻𝖺𝗇𝖺 𝗒𝖺𝗋𝖽ı𝗆 𝖾𝗍𝗍𝗂, 𝗀𝖾𝗋ç𝖾𝗄 𝖻𝖾𝗇𝗂 𝖻𝗎𝗅𝖺𝖻𝗂𝗅𝗆𝖾𝗆 𝗂ç𝗂𝗇. İş𝗍𝖾 ş𝗂𝗆𝖽𝗂 ö𝗓𝗀ü𝗋ü𝗆 𝗆𝗂𝗅𝗒𝗈𝗇𝗅𝖺𝗋𝖼𝖺 𝗒ı𝗅𝖽ı𝗓𝗅𝖺 𝖺𝗆𝖺 𝗇𝖾𝗋𝖾𝖽𝖾𝗒𝗂𝗆 𝖻𝗂𝗅𝗆𝗂𝗒𝗈𝗋𝗎𝗆 𝗂ç𝗂𝗆𝖽𝖾𝗄𝗂 𝖻𝗎 ç𝗈𝖼𝗎𝗄𝗅𝖺.” —Beril. Bazen yaşanan öyle anlar vardır ki, üzerinden seneler de geçse acı çektiğiniz her…devamı“𝖦ö𝗄𝗒ü𝗓ü𝗇𝖾 𝖻𝗂𝗋 𝗆𝖾𝗋𝖽𝗂𝗏𝖾𝗇 𝗎𝗓𝖺𝗍𝗍ı𝗆,
𝖾𝗏𝖾 𝗀𝗂𝗍𝗆𝖾𝗄 𝗂ç𝗂𝗇. 𝖸ı𝗅𝖽ı𝗓𝗅𝖺𝗋 𝖻𝖺𝗇𝖺 𝗒𝖺𝗋𝖽ı𝗆 𝖾𝗍𝗍𝗂, 𝗀𝖾𝗋ç𝖾𝗄 𝖻𝖾𝗇𝗂 𝖻𝗎𝗅𝖺𝖻𝗂𝗅𝗆𝖾𝗆 𝗂ç𝗂𝗇.
İş𝗍𝖾 ş𝗂𝗆𝖽𝗂 ö𝗓𝗀ü𝗋ü𝗆 𝗆𝗂𝗅𝗒𝗈𝗇𝗅𝖺𝗋𝖼𝖺 𝗒ı𝗅𝖽ı𝗓𝗅𝖺 𝖺𝗆𝖺 𝗇𝖾𝗋𝖾𝖽𝖾𝗒𝗂𝗆 𝖻𝗂𝗅𝗆𝗂𝗒𝗈𝗋𝗎𝗆 𝗂ç𝗂𝗆𝖽𝖾𝗄𝗂 𝖻𝗎 ç𝗈𝖼𝗎𝗄𝗅𝖺.”
—Beril.
Bazen yaşanan öyle anlar vardır ki, üzerinden seneler de geçse acı çektiğiniz her an o anın yamacında bağdaş kuracağınızı hissedersiniz. Kendinize bir sığınak ararsınız yaşantılarınızı kısa bir an olsun unutabilmek için. Kimileri bir film sahnesinde, kimileri bir müzik notasında bulur aradıklarını. Ben ise
"Küçük Prens" adlı kitabın sayfaları arasında buldum en güvenli alanım, kahramanımı. ⭐
Göz yaşlarımı silerken hep tilkiyi hatırladım;
“Evcilleştirilmeyi kabul ettiğinizde, biraz ağlama riskini de göze almış oluyorsunuz...”
–Ah ne gizemli yer ama şu gözyaşı ülkesi!–
fikrimce, kalemimce.