Spoiler içeriyor
otobiyografik ögeler barındıran filmde minnoş bir çocuğun gözünden 1960lar sonunun katolik-protestan çekişmesiyle karıştığı tatlı bir mahallenin ailesi üzerinden hikâye dönüyor. müzikler sahneler sardı izlemek keyifliydi sıcaktı ama teatral bi havası vardı. hani bizim Buddy (bayıldım çocuğa oyunculuğuna) sinemayı çok seviyor…devamıotobiyografik ögeler barındıran filmde minnoş bir çocuğun gözünden 1960lar sonunun katolik-protestan çekişmesiyle karıştığı tatlı bir mahallenin ailesi üzerinden hikâye dönüyor. müzikler sahneler sardı izlemek keyifliydi sıcaktı ama teatral bi havası vardı. hani bizim Buddy (bayıldım çocuğa oyunculuğuna) sinemayı çok seviyor ve büyüleniyor ya her seferinde, bize de öyle bir şey sunmuşlar sanki. onların izlediklerine birkaç tık yakındı gerçek değil abartıydı çoğu şey aslında çok daha yıkıcı olduğunu biliyoruz o dönemin ama "seyirciye ancak bu kadar gösterilir çünkü sinema keyif alınması için yapılan bir gösteridir" mesajı var gibiydi. baba tam baba anne tam anne yaşanılan olaylar bile ancak ucundan kıyısından tanık olduğumuz gerçek acıdan vs uzak şeylerdi. hani çocuklar ölüyor, iç savaş vs ama kimse üzülmüyor, ağlamıyor.
spoiler
dede öldüğünde (eleştiri vardı kömür madeninde bir zamanalr çalışmış olmasıydı sebep) bile ağlamadılar sanırım bu irlanda kültürüyle alâkalı cenazeden sonra da dans edildi. bana garip geliyor çok mu alıştırdılar bizi yoksa drama? neyse derin bi his yoktu yalnız bazı detaylar yüzünden sevdik işte filmi, çoğunluğu çocukla alâkalı onun tepkileri: papazın hararetli konuşmasından etkilenip korkan ifadesi yutkunması vs, ikiye ayrılan yol'un resmini çizmesi, bir gece uyanıp abisine seslenerek "will, hangi yoldan gidecektik hatırlamıyorum" deyişi.. çocuğun olduğu sahneler hep sardı açıkçası. filozof dede'nin bazı sözlerini bırakıyom:
*uzun süren fedakârlık bir kalbi taşa çevirebilir.
*bir kadınla baş etmenin yolu onu sevmektir, basitçe sevmektir, yalnızca sevmektir. (hem cinsiyetçilik yapıyor sevgi herkesi iyi eder bir kere hem de içimdeki feminist haykırıyor "kadınla baş etmek mi? sevgiyi savunsan da baş edilecek bir şey olarak görürsen seni yorar" vs diye)
*her şeyden öte acıma duygusu aşkın kalbinde gizlidir. (bu söylendiğinde sahneyle bağlantısını kuramadım, düşünmek için not almıştım. biras saçmalayacak olabilirim ama aşk yüceltme ile ilişkili ya, yüceltmenin olduğu yerde eksiklik de bulunur, çoğunlukla kişi kendine acır, kendinde bulamayıp karşıda bulduğu şeylere hayran olur ve onu yükseklere çıkardığından bu kendine acıma duygusu daha belirgin hâle gelir? ve belki de karşıda da acınacak şeyler bulur çünkü kendini değersiz/aşağı hissetmemek için ilişkide kalabilmek için küçük de olsa karşıda bir eksiklik görmek ister ki onu tamamlasın/şifa versin/yücelttği kişi bir şekilde ona muhtaç durumda olsun. aşk bağımlılıktır, bağımlılığın temelinde acıma duygusu vardır şeklinde bişiler bişiler işte amaaan benim yine bu hisleri aşağılayasım gelmiş :') Albert Camus'ün de dediği gibi "Önce şu âşıkların dibine kibrit suyu! Ağzıma geliyor midem sevdalarından!"
edit* ezgihoscan'ım paylaşmış instada Belfast'ı. acıma ve şefkat ayrımı nasıl yapılmas anlamıyorum buyurun daha içime sinen hâli repliğin:
"tüm anlatılanların ötesinde, aşkın kalbinde şefkat saklıdır"