Her duyduğuna inanma sözü boş değil. Kimseyi dinlememek, belki aykırılık gözükecek, ama bazen de huzur getirir. Şeyh Edebali'nin çok güzel bir nasihatı vardır. "Evladım, insan kulağından zehirlenir. Her duyduğuna inanma!"
İNSANIN YEDİ ÇAĞI Bütün dünya bir sahnedir... Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu... Girerler ve çıkarlar. Bir kişi bir çok rolü birden oynar, Bu oyun insanın yedi çağıdır... İlk rol bebeklik çağıdır, Dadısının kollarında agucuk yaparken... sonra mızıkçı…devamıİNSANIN YEDİ ÇAĞI
Bütün dünya bir sahnedir...
Ve bütün erkekler ve kadınlar
sadece birer oyuncu...
Girerler ve çıkarlar.
Bir kişi bir çok rolü birden oynar,
Bu oyun insanın yedi çağıdır...
İlk rol bebeklik çağıdır,
Dadısının kollarında agucuk yaparken...
sonra mızıkçı bir okul çocuğu...
Çantası elinde, yüzünde sabahın parlaklığı
Ayağını sürerek okula gider...
Daha sonra aşık delikanlı gelir,
İç çekişleri ve sevgilinin kaşlarına yazılmış şirleriyle...
Sonra asker olur, garip yeminler eder.
Leopara benzeyen sakalıyla onurlu ve kıskanç,
Savaşta atak ve korkusuz,
Topun ağzında bile şöhretin hayallerini kurar...
Sonra hakimliğe başlar,
Şişman göbeği lezzetli etlerle dolu,
Gözleri ciddi, sakalı ciddi kesimli...
Bilge atasözleri ve modern örneklerle konuşur
Ve böylece rolünü oynar...
Altıncı çağında ise palyaço giysileriyle,
Gözünde gözlüğü, yanında çantası,
Gençliğinden kalma pantalonu zayıflamış vücuduna bol gelir.
Ve kalın erkek sesi, çocukluğundaki gibi incelir.
Son çağda bu olaylı tarih sona erer.
İkinci çocukla her şey biter.
Dişsiz, gözsüz, tatsız, hiç bir şeysiz..
William Shakespeare
Hayatında olup biten şeylerin, dilediğin şekilde olmasını isteme: Nasıl oluyorlarsa, öyle olmalarını iste. Böylece her zaman mutlu olursun. (Epiktetos)
... Keyif ile keyifsizliğin birbirinden asla ayrılmaz şeyler olduğunu düşünelim, öyle ki insan birinin ne kadarına sahip olmak isterse ötekinin de ancak o kadarına sahip olacak... seçim sizin: Mümkün olduğu kadar az keyifsizlik, kısacası acısız bir yaşam mı... yoksa o…devamı... Keyif ile keyifsizliğin birbirinden asla ayrılmaz şeyler olduğunu düşünelim, öyle ki insan birinin ne kadarına sahip olmak isterse ötekinin de ancak o kadarına sahip olacak... seçim sizin:
Mümkün olduğu kadar az keyifsizlik, kısacası acısız bir yaşam mı... yoksa o ana kadar hiç tadılmamış zevkleri tatmanın, keyifleri yaşamanın bedelini Ödemeyi göze alarak mümkün olduğu kadar çok keyifsizlik mi? Eğer ilk seçeneği yeğler ve acılarınızı azaltmayı, hatta yok etmeyi isterseniz, o zaman keyif alma kapasiteniz de azalacak, hatta yok olacak. Bize en çok mutluluk veren şeyler büyük acılardan ayrı düşünülemiyor, en büyük keyiflerimizin kaynağında, garip bir biçimde bize en çok acı veren şeyler bulunuyordu:
En hayranlık uyandırıcı, en verimli insanların, halkların yaşamlarını inceleyin ve kendinize sorun; büyüyüp heybetle göğe uzanan bir ağaç kötü hava koşullarına, fırtınalara boyun eğmiş midir? Talihsizlik ve dışlanma, hatta bazı durumlarda nefret, kıskançlık, inatçılık, sertlik, tamah ve şiddet arzu edilen şeyler değil midir? Bunlar yaşanmazsa hiçbir büyük gelişme olmaz, hatta hiçbir erdem oluşamaz.
Neden? Çünkü hiç kimse deneyimler yaşamadan büyük sanat yapıtları yaratamaz; birdenbire iyi bir mevkiye gelemez, ilk denemesinde harika bir aşık olamaz; ilk başarısızlığımızla sonra elde edeceğimiz başarılar arasında geçen süre zarfında, bir gün olmak istediğimiz insan ile o anda olduğumuz kişi arasındaki boşluk kapanana kadar mutlaka acılarla, huzursuzluklarla yüz yüze gelir, kıskançlık duyar, aşağılanırız.
Acı çekeriz çünkü mutluluğumuz için gerekli olan şeyleri bir anda doğru oranlarda bir araya getirip harmanlayamayız.
"İnsanlar da doğayı biraz bozmuş olmalılar. Çünkü insanlar kurt doğmadıkları halde kurt olmuşlar. Tanrı onlara ne yirmi dörtlük top, ne de süngü verdi. Oysa onlar, birbirlerini yok etmek için süngüler, toplar yaptılar. Ayrıca alacaklılar paralarını alamasınlar diye iflas edenlerin mallarına…devamı"İnsanlar da doğayı biraz bozmuş olmalılar.
Çünkü insanlar kurt doğmadıkları halde kurt olmuşlar. Tanrı onlara ne yirmi dörtlük top, ne de süngü verdi. Oysa onlar, birbirlerini yok etmek için süngüler, toplar yaptılar. Ayrıca alacaklılar paralarını alamasınlar diye iflas edenlerin mallarına el koyan adaleti de bu arada sayabilirim"
Var olmanın en kötü şekli, esaret altında olmaktır, yani duygularınızın insafında olmak. Kötü bir şey meydana geldiğinde, örneğin birisi size kaba davrandığında ve gözünüz kararıp nefretle dolduğunuzda, bu oldukça pasif bir var olma şeklidir. Tek yaptığınız olaylara tepki vermektir. Dışarıda…devamıVar olmanın en kötü şekli, esaret altında olmaktır, yani duygularınızın insafında olmak.
Kötü bir şey meydana geldiğinde, örneğin birisi size kaba davrandığında ve gözünüz kararıp nefretle dolduğunuzda, bu oldukça pasif bir var olma şeklidir.
Tek yaptığınız olaylara tepki vermektir. Dışarıda olup bitenler öfkenize neden olur. Hiçbir biçimde kontrol elinizde olmaz.
Bundan kaçmanın yolu, davranışı şekillendiren nedenleri daha iyi anlamaktır.
Felsefenin Kısa Tarihi - Nigel Warburton