Sahra çalısı yüzyıl boyunca hayatını kızgın çöl kumlarında oradan oraya savrularak geçirebilir. Suya kavuştuğu an yeniden hayata döner ve tohum saçar. Bu yüzden ona yeniden " diriliş bitkisi " denir.
Bir kadın İngiltere' de ölüm hemşireliği yapıyor. Yani yatakta yatanların başında görev yapıyor. 20 yıl falan bu görevi yapmış. 20. Yılın sonunda bir kitap yazmış. Kitabın konusu ne biliyor musunuz? Ölüm döşeğindeki insanların pişmanlıkları ve onu anlattıkları üzerine bir kitap…devamıBir kadın İngiltere' de ölüm hemşireliği yapıyor. Yani yatakta yatanların başında görev yapıyor. 20 yıl falan bu görevi yapmış. 20. Yılın sonunda bir kitap yazmış. Kitabın konusu ne biliyor musunuz?
Ölüm döşeğindeki insanların pişmanlıkları ve onu anlattıkları üzerine bir kitap yazmış. 5 grupta toplamış. İnsanları ölüm yatağında 5 grupta toplamış. Bir tanesi ne biliyor musunuz?
Şey diyorlarmış hayata veda ederken " Şimdi ki aklım olsa etraftakiler ne der diye hiç düşünmezdim."
Kitabın Adı: Yaşam Dersleri
Erma Bombeci kanser hastalığından ölmeden önce bir yazı kaleme alır. Bu onun son yazılarından biri olmakla birlikte hayata dair muhteşem notlar sunar; "Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer, hasta iken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim.…devamıErma Bombeci kanser hastalığından ölmeden önce bir yazı kaleme alır. Bu onun son yazılarından biri olmakla birlikte hayata dair muhteşem notlar sunar;
"Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer, hasta iken yatağa girer dinlenirdim. Ben olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim. Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım. Daha az konuşur, ama daha çok dinlenirdim. Yerler kirlense, masa örtün lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim.
Oturma odasında TV seyrederken patlamış mısır yer. Yerler leke olacak diye korkmazdım. Bana gençliğini anlatan dedeme daha çok vakit ayırırdım. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım. Saçım bozulması diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim. Eteğinin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum. Tv seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.
Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım. Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anının tadını çıkarı ve içinde bir canlı yaratmanın ne harika olduğunu fark ederdim. Bu o kadar nadir olay ki... Mucize gibi birşey... Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla " Önce git ellerini yüzünü yıka", demezdim. Onlara daha çok seni seviyorum" ondan da daha çok " özür dilerim " derdim.
Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu; Dikkatle bak... Gerçekten gör... Yaşa... Vazgeçme... Küçük şeylerden şikayet etmeyi vazgeç. Bana benzemeyeler, benden daha çok sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi. Bunun yerine ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım.
Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için şükredin...
Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor...
Umarım her gününüzü değerlendirirsiniz..."
Bir gece, kadının biri havaalanında bekliyordu. Uçağının kalkmasına daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp kendisine oturucak bir yer buldu. Kendisini kitaba kaptırmış olmasına rağmen, yanında oturan adamın olabildiğince cüretkâr bir şekilde aralarında duran…devamıBir gece, kadının biri havaalanında bekliyordu. Uçağının kalkmasına daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp kendisine oturucak bir yer buldu. Kendisini kitaba kaptırmış olmasına rağmen, yanında oturan adamın olabildiğince cüretkâr bir şekilde aralarında duran paketten birer kurabiye aldığını fark etti; ne kadar görmezden gelse de bir taraftan kitabını okuyup kurabiyesini yerken, bir taraftan da gözü saatteydi. Kurabiye hırsızı kurabiyeleri yavaş tüketirken, kadının kulağı da saat tiktaklarındaydı. Ama tiktaklar sinirlenmesini yine de engellemiyordu. Kendi kendine düşünüyordu; kibar bir insan olmasaydım, şu adamın gözünü morartırdım! Her kurabiyeye uzandığında, adam da elini uzatıyordu. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca, " Bakalım şimdi ne yapacak?" dedi kendi kendine.
Yüzünde asabi bir gülümsemeyle son kurabiyeye uzandı ve kurabiyeyi ikiye böldü. Kadın kurabiyeyi elinden kapar gibi aldı ve, aman tanrım, ne cüretkâr ne kaba adam; üstelik teşekkür bile etmiyor! diye düşündü. Hayatında bu kadar sinirlendiğini anımsamıyordu. Uçağın kalkacağı anons edilince, derin bir nefes aldı ve rahatladı. Eşyalarını topladı ve çıkış kapısına yürüdü. Kurabiye hırsızına dönüp bakmadı bile. Uçağa bindi ve rahat koltuğuna oturdu. Daha sonra kitabını almak üzere çantasına uzandı.
Birden gözleri şaşkınlıkla açıldı. Gözlerinin önünde bir paket kurabiye duruyordu! Çaresizlik içinde inledi; Bunlar benim kurabiyelerimse eğer; ötekileri de onundu ve benimle her bir kurabiyesini paylaştı! Üzüntüyle, özür dilemek için çok geç kaldığını anladı. Kaba ve cüretkâr olan kurabiye hırsızı kendisiydi...
Sonra inanıyorum size ah diyorum ya, beni düşünüyorlar. Ah diyorum. Beni ne kadar çok seviyorlar. Benim iyiliğimi istiyorlar diyorum. Bir sıcak bakışa çocuk gibi kanıyorum ben... Hayatım boyunca insanlar beni sevsin istedim. Beni sevsinler diye uğraştım hayatım boyunca ayşegül. Kimse…devamıSonra inanıyorum size ah diyorum ya, beni düşünüyorlar. Ah diyorum.
Beni ne kadar çok seviyorlar. Benim iyiliğimi istiyorlar diyorum.
Bir sıcak bakışa çocuk gibi kanıyorum ben...
Hayatım boyunca insanlar beni sevsin istedim.
Beni sevsinler diye uğraştım hayatım boyunca ayşegül.
Kimse kimseyi çıkarı olmadan sevmiyormuş.
Çok sonra anladım Ayşegül. Sen bilmezsin.
Senin beni sevmen ne demek bilmezsin.
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır, Güneş onu yakıp kavurur... O da Tanrı'ya yakarır, keşke güneş olsaydım diye... " Ol " der Tanrı. Güneş oluverir; fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz. Bulut olmak ister. " Ol "der Tanrı.…devamıDeniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır,
Güneş onu yakıp kavurur...
O da Tanrı'ya yakarır, keşke güneş olsaydım diye...
" Ol " der Tanrı.
Güneş oluverir; fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister.
" Ol "der Tanrı.
Bulut olur. Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da:
" Ol" der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur...
Her şey, karşısında eğilir.
Tam keyfi yerinde iken koca bir kayaya rastlar..
Oradan eser, buradan eser, kaya bana mısın demez!
Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı..
Sırtında bir acı ile uyanır.
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır...
Kaderini sev, belki senin ki en iyisidir...
- Friedrich Nietzsche -
+ Sid geri ver şu yavruları anneleri geldi. - Anneleri olduğunu nereden bilecem. + Ne yani doğum belgesi mi lazım kör müsün dinazor. - Ama ben bu tosunları büyütmek için saçımı süpürge ettim. - 1 günde mi ver şunları çatlağk.…devamı+ Sid geri ver şu yavruları anneleri geldi.
- Anneleri olduğunu nereden bilecem.
+ Ne yani doğum belgesi mi lazım kör müsün dinazor.
- Ama ben bu tosunları büyütmek için saçımı süpürge ettim.
- 1 günde mi ver şunları çatlağk.
+ Hanım hanım bunlar benim yavrularım.
* Hığğ
- Onları alacaksan önce beni yok etmelisin.
* Hağğmmm
- Aaaaaa
Sizce bu hangi film?
" Sen bilmezdin ama Oğuz Atay demişti, sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. İşte ben o büyük işe kalkıştım. Seni sevmek gibi büyük kocaman bir iş. Yanımdayken; gülümsemesene bakıp içinden " bu şimdi benim…devamı" Sen bilmezdin ama Oğuz Atay demişti,
sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. İşte ben o büyük işe kalkıştım. Seni sevmek gibi büyük kocaman bir iş. Yanımdayken; gülümsemesene bakıp içinden " bu şimdi benim mi?" diye çaktırmadan sevinmek, ya da aradan çok zaman geçer bazen bir kaç mevsim, birkaç insan, birkaç anı, birkaç acı... Herşey biter, hesaplar ödenir, defter kapanır. Sonra olmadık zamanda, olmadık bir yerde saçma sapan bir karşılaşma olur. Sonra... Sonra birşey olmaz. Çünkü hesap etmediğin bir kalbin vardır, o ne ayların, ne yılların geçmesine aldırış etmeden, ilk gün ki gibi taptaze seviyordur. Eğer bu aşk değilse ben sana daha önce kimsenin kimseye olmadığı bir şey oldum..."
- Korkuyu Beklerken -