“O demir gibi vücut, bir yıldan beridir ecel ile pençeleşe pençeleşe nihayet mağlup oldu. Mağlubiyet onun bilmediği bir şeydi. O düşmanla çarpışmış, Türk varlığı aleyhine köpürmüş ve coşmuş bir cihan ile çarpışmış, cehil (bilgisizlik) ile çarpışmış ve hepsini yenmişti.” Sayfa…devamı“O demir gibi vücut, bir yıldan beridir ecel ile pençeleşe pençeleşe nihayet mağlup oldu. Mağlubiyet onun bilmediği bir şeydi. O düşmanla çarpışmış, Türk varlığı aleyhine köpürmüş ve coşmuş bir cihan ile çarpışmış, cehil (bilgisizlik) ile çarpışmış ve hepsini yenmişti.”
Sayfa 7
“En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır. Ömrümüzün ve Türk tarihinin en acı yasını tutmak talihsizliği bize düştü. Halk en büyük Türk kahramanını, ordu en büyük Türk başbuğunu, tarih en büyük Türk'ü ve asrımız en büyük insanı kaybetti.”
Sayfa 10
“Onun için yanıyoruz, onunla yanıyoruz.
Nurdan izi, yüreklerimizde alev alev...
Arkamızdan karanlık bırakmaksızın batan güneş o oldu.”
Sayfa 12
“Her şeyi yenmeye, en müthiş düşmanları alt etmeye alışmış olan o sönmez ve tükenmez hayat ve kuvvet kaynağının yanında, ölüm bile ne kadar cılız ve aciz görülürdü. Atatürk ölür müydü?”
“Asırların tahrip etmeye muktedir olamadığı manevi varlıkları ölüm yok etmekten acizdir.”
Sayfa 17
“Bize bugün düşen mukaddes vazife, onun yürüdüğü yolda yürümek, başladığı eserini tamamlamak, kurduğu, kurtardığı Türkiye'yi daima yüksekte yaşatarak Atatürk'ü ebediyen yaşatmaktır.”
Sayfa 18
“Atatürk fani olan şahsiyetiyle değilse ebedi olan eserlerine nakşolmuş maneviyatıyla aramızda yaşıyor ve yaşayacaktır. Türklüğün devamı müddetince, yani sonsuz zamanların bütün imtidadınca (süresince).”
Sayfa 23
“Ey Türk genci! Sen tarihin en büyük insanından mukaddes bir emanet ve en fena şartlar içinde dahi behemahal (her şeye karşın) yerine getirecek muazzez bir emir ve işaret aldın. Ata'nın manevi ve uhrevi (öteki dünyada olan) gözleri sana dikilidir. Elbette sen, vazifeni nesilden nesile daha mükemmel yapmak suretiyle onun ruhunu şadettiğin kadar vatanını ve milletini mesut ve bahtiyar kılacaksın.”
Sayfa 25
“Onun manevi varlığı kadar maddi yokluğu da bizim için dağlar deviren bir enerji kaynağı olacaktır. Çünkü maddi yokluğunun manevi varlığına asla mani olamayacağını ispat edeceğiz, çünkü biz onun gövdesine tapan bir putperest değil, ölmez eserine ve manasına bağlı bir şuuruz.”
Sayfa 26
“Ve Türk tarihine, "Türk milletini maddi ve manevi ölümlerden kurtaran adam" diye geçecektir.
O, medeniyet tarihine, "Dünyanın en mühim bir parçasında yeni bir medeniyet kuran adam" diye geçecektir.
O, insanlık tarihine, "Asırlarca ıstırap çeken insanları saadete kavuşturan adam" diye geçecektir.
O, askerlik tarihine, "Yere serilmiş addedilen bir milletten yaman bir ordu çıkaran ve zaferler kazanan yenilmez kumandan" diye geçecektir.
O, siyaset ve idare tarihine, "Bir saltanatın perişan enkazı üzerinde yepyeni ve muhteşem bir devlet kuran dâhi devlet adamı" diye geçecektir.
O, inkılap tarihine, "Türkiye'de ve şarkta geceyi gündüz, cehli (bilgisizliği) ilim, geriliği yenilik, maziyi istikbal (geçmişi gelecek) yapan emsalsiz müceddit (görülmemiş yenilikçi), eşsiz inkılapçı" diye geçecektir.”
Sayfa 27
“Bir milleti ölümden kurtaran adam öldü...”
Sayfa 34
“Gün vurmuş da şavkı vurmuş duvara
Gün üstüne gün doğar mı?”
Sayfa 49
"Müsterih ol, ebedi Türk'ün Atası, ebedi insan! Büyük eserlerinin etrafında vatan ve millet ayakta, dimdik, iraden ve kararların gibi bayraklaşmıştır... Üstüne bir gün doğdu, eserlerinin üzerine başka gûna (türlü) bir gün doğmayacak. El ele, ümit ve cesaretle yolundayız. Atatürk!.."
Sayfa 50
“— Atatürk ölmedi diyoruz, o, eserlerinin en güzeli olan Türk gençliğinin içinde, fikir ve irade halinde yaşıyor. Ve yaşayacak.”
Sayfa 60
“Ona karşı en büyük günahı, ona "diktatör" diyenler işledi.
Anlamadılar ki, onun tahtı milletin sevgisi, saygısı ve inanı üstüne kurulmuştu.
Görmediler ki, o milletinin bütünlüğüne dayandığı için "tek"ti.
Demokrasi, halkın hakimiyeti demekse, tarih ilk "son demokrat"ı onun şahsında yaşadı.”
Sayfa 65
“Oscar Wilde der ki:
‘Ne kadar çok hayat yaşarsak o kadar çok ölümle ölürüz.’
Gerçekten, ne kadar çeşitli hatıralara sahipsek bu hatıraların sahiplerini kaybettikçe ölüm, bir buhran gibi, bir gece gibi, bir deniz gibi etrafımızı kaplar.”
“Ne kadar çok tanıyorsak, ne kadar çok seviyorsak, o kadar çok öleceğiz. Her ölü biraz da bizi öldürüyor”
Sayfa71
“Atatürk ölmedi ki yeis içinde boğulalım. O zaten dememiş miydi ki, ‘Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.’”
“Kederim, dipsiz bir kuyu gibi derin; in, indikçe in; gene sonuna eremezsin.”
“Acının en ağırı söylenemeyenmiş, anlatılamayanmış; söylemek istesem dilim tutuluyor, boğazım tıkanıyor. Acımı hıçkıramıyorum, sesim çıkmıyor. Ben, ben miyim? Bilmiyorum. Bir şeyler duyuyorum, anlayamıyorum: Ne oldum?”
Sayfa 77