Aylar süren bir kayboluşun ardından çok güzel bir kitap yorumuyla geri döndüm. Öncelikle belirtmeliyim ki, kitabı okumadan önce de beğeneceğime dair olumlu bir his vardı içimde ama favori kitaplarımdan biri olması da beklediğim bir şey değildi tam olarak. Kısaca kitabımızın…devamıAylar süren bir kayboluşun ardından çok güzel bir kitap yorumuyla geri döndüm. Öncelikle belirtmeliyim ki, kitabı okumadan önce de beğeneceğime dair olumlu bir his vardı içimde ama favori kitaplarımdan biri olması da beklediğim bir şey değildi tam olarak.
Kısaca kitabımızın konusundan bahsedecek olursam; üniversite eğitimini tamamlayıp düzgün bir adamla evlenerek stabil ve kendisini tatmin eden bir hayat yaşayan Youngju’nun hayatı, sebebini ilerleyen bölümlerde okuduğumuz durumlar yüzünden altüst olur. Her şeyi geride bırakarak, hiç bilmediği bir yerde kitabevi açmaya karar verir ve etrafı, kendisi gibi hayatları türlü zorluklarla dolu insanlarla çevrilir: İşsizlik sorunu sebebiyle yarı zamanlı işlerde vakit öldüren bir barista, evli ama mutsuz bir kahve firması sahibi, çocuğunun girdiği bunalım sonucu ne yapacağını bilemeyen bir anne ve dahası… Bu insanlar görünürde ortak bir şey paylaşmasalar da onları birleştiren yer kitabevidir ve hepsi bir şekilde kitabevinde hayatlarını düzene sokmayı ve daha güzel yaşayabilmeyi öğrenir. Kitabın size sunduğu dingin ton ve huzur o kadar rahatlatıcı ki, hızlı hızlı okumuş olsam bile bitmesini hiç istemedim.
Değinmek istediğim çok şey var ve nereden başlayacağımı bilmiyorum ama bir şekilde hepsini anlatacağım diye umuyorum.
Öncelikle kitap, bana çok dingin ve aynı ortamlarda geçen bir olay örgüsüne sahip olsa da tek düze asla hissettirmedi. Sanki tek bir kitapta farklı farklı şeyler okuyor gibiydim: bir içe dönüş hikâyesi, bir kişisel gelişim kitabı, bir anlam arayışı, bir romantik hislerin karmaşası ve aslında her şey… Örneğin, yalnız ve işsel anlamda sıkıntılar çeken baristamızı ele alacak olursak; hayatınız boyunca bir yol çizip ona odaklanmış olsanız da bazen işlerin istediğiniz gibi ilerlemeyeceğini ve aslında tek bir doğru olmadığını, seçtiğiniz yolda ilerleyemeyince fark ettiğinizi okuyorsunuz. Ayrıca bu konuda Minjun’un çok güzel bir sözü var, alıntı olarak bırakmak istiyorum:
“Dikecek düğme yaratmak için ölümüne uğraştığım sırada gözden kaçırdığım bir şey olduğunu fark ettim. Bir düşünsene. Gömleğimin bir tarafında kaliteli düğmeler alt alta dizilmiş ama diğer tarafta hiç ilik yok. Neden mi? Kimse ilik açmamış çünkü. Kıyafetime bak. Acınacak halde, sadece baştaki düğmeler ilikli.” (Bo-Reum, 2024, sf. 55)
Bu karakterin hikâyesiyle görüyoruz ki bazen kendi istediğimiz gibi yaşamak, sevdiğimiz ve fikirlerini önemsediğimiz insanları mutlu etmiyor ama bu bizim hayatımız, yaşayacak olan biziz. İçine düştüğümüz mutsuzluk da bunu çözüp kendi isteklerimizi ne olursa olsun her şeyin önünde tutmakla çözülebiliyor sadece. Tercihlerimizin bedeli, sevdiğimiz insanları üzmekten kaynaklanan bir vicdan azabı olabilir ama yine de kendi tercihlerimizle hayatımıza devam etmeliyiz. Ve açıkçası şu an böyle yazarken fark ettim ki, her karakterin hikâyesi okurun bir başka yarasını sarmaya çalışıyor gibi???
Ana karakterimiz Youngju’ya gelirsek mesela… Kendisi, bahsettiğim üzere hayatında her şeyi doğru yapmıştır aslında. Ama bir gün hayatında öyle bir noktaya gelir ki, her şeyden kaçması gerekir; kendini özgür bırakmak için yapması gereken, uzaklaşmak ve her şeyi bırakmaktır. Tam olarak bunu yapıp, hiç bilmediği bir yerde bir kitabevi açar ve zamanla kitabevi işletmenin inceliklerini, nasıl okurların ilgisini çekebileceğini, maddi açıdan kitabevini nasıl ayakta tutabileceğini öğrenir yavaş yavaş. Yolu uzun ama güzel tecrübelerle dolu bu karakterin. Ve ben, onun bize tükenmişlikle başa çıkmayı gösterdiğini düşünüyorum fakat yazarımız o kadar incelikle bunu anlatmış ki, asla "şunu yaparsanız iyi hissedeceksiniz", "bunu yaparsanız iyileşeceksiniz" gibi hissettirmiyor Youngju’nun serüveni. Depresyonu, dertleri, endişeleri bu yazıdan kafanızı kaldırıp etrafınıza bakarken gördüğünüz her şey kadar gerçek ve bunun aktarılışı da çok ilgi çekici. Ana karakterimizin hayatındaki değişikliklerin hepsinin sorumluluğunu kendi omuzlarına yüklemek ve elinde olmayan şeylerin bile suçluluğunu duymak gibi bir problemi var ama bir noktada geliştirdiği çok güzel bir mantalite var:
“… Keşke öyle yapmasaydım, keşke söz dinleseydim demiştim. Ancak gün sonunda bu pişmanlıkları nasılsa geri dönemeyeceğimi bildiğim için çektiğimi fark ettim. Aslında geçmişe dönebilsem aynı şekilde davranırdım. Bu şekilde yaşamaktan başka elimden bir şey gelmiyor. O halde kabul etmeliyim. Kendimi suçlamamalı, üzülmemeliyim. Başımı dik tutmalıyım. Yıllardır kendime bu sözleri mırıldanarak ruhsal zafere ulaşıyorum. Kendi benliğimiz hakkında güzel düşünebilme becerisine ihtiyacımız var.” (Bo-Reum, 2024, sf. 104)
Çok da doğru bir yandan... Bazen kendimize ne kadar acımasız olduğumuzu fark etmiyoruz ve başımıza gelenlerin tamamen kendi tercihlerimizden kaynaklandığını düşünüyoruz ama hayat bu, önümüze ne getireceğini asla bilemeyiz ve bütün olumsuzlukları kendimize yıkmanın anlamı yok.
Tabii ki diğer karakterlerin de çok güzel katkıları ve mesajları var kitapta bu şekilde ama yazım zaten çok uzun olduğu için, şimdiye kadar ilginizi çektiyse anlattıklarım şayet, diğer karakterleri de sizin merakınıza bırakıyorum. Belki okuyup size neler anlattıklarını kendiniz görmek istersiniz😊
Bu kitaptan önce çok fazla düşünürdüm “Bir kitabı neden okumalıyım?” diye. Bana ne katacak, ne öğreneceğim gibi sorular aklımda dönerdi hep. Şu an bununla ilgili ne hissediyorum bilmiyorum ama sanırım her kitabın bize edebi ya da başka bir alana yönelik müthiş bilgiler ve kültür sağlamasına gerek yok. Bazen sadece dinlenmek için, mutlu olmak için, başka şekilde görmek için okuruz ki bunlar da bizim benliğimize iyi geldiğinden her türlü katkıdır.
Son olarak, genel aldığım notlarıma bakarak söyleyebilirim ki; bu kitap bana gerçekten hayata da, kendime de, tercihlerime de daha objektif ve yumuşak yaklaşmam yönünde olumlu bakış açıları kattı. Kendi halimde, kendi hızımda yaşamaya çalışıyorum. Bir yerlere, birilerine yetişmek zorunda değilim aslında çünkü bu benim hayatım ve benim terazime göre dengede fakat ben kendimi hep sıkıştırıyorum. Bir şeylere yetişmek için, daha fazla öğrenmek için, daha iyi olmak için… Kendi fanusumu kafamdaki tabularla kendim oluşturuyorum. Çağımızın oluşturduğu tabularla…
İşte bu konuda, kitap içimi rahatlattı çünkü ben ben olduğum için zaten özelim ve bununla mutlu olabilmeliyim.
(zeynep bunları zaten biliyoruz, bunlar zaten klasik kişisel gelişim kitaplarından öğrendiğimiz şeyler??? falan demeyin, sadece bu kitabı okuyun, demek istediğimi anlayacaksınız..)
Tercihlerim, öğrendiklerim, yaşadıklarım her zaman doğru olmayabilir ama bunlar özünde benliğimi oluşturan şeyler. Onları inkâr etmek, onlardan vazgeçmek ve belki pişmanlık duymak, beni şu yaşıma kadar yormaktan başka bir şey yapmadı. Kendimi kabullenme ve sevme işi benim için her zaman çetrefilli oldu ama artık kendimi bu kadar yormak istemiyorum.
İşte bu kitabı da hâlihazırda bu düşüncelerle boğuşurken okuduğum için bunları çıkardım mesaj olarak ve bütünsel iyiliğimi her şeyin önünde tutmam gerektiğini -bunun için de öncelikle kendime bakış açımı değiştirmem gerektiğini- çok daha net görüyorum.
Demem o ki, okumanızı şiddetle tavsiye ederim çünkü kitabın gerçekten iyileştirici bir özelliği var diye düşünüyorum. Yazımın yer yer konudan uzaklaşmasının da kusuruna bakmayın; tek günde yazılmış bir şey olmadığından biraz kopukluklar oldu. Ama umarım ilginizi çekmiştir.
Keyifli okumalar🤗🤗