Duygularımız hiçbir zaman düzenli kalıplara giremeyecekler ya da kafamızda onlar için kurduğumuz ideale uymayacaklar. Kalbin Yolculuğu, John Welwood, sayfa 28 Duygular da gerçekler gibi, eğri büğrüdür, şekilsizdir, biçimsizdir, kargacık burgacık, karabatak gibidirler, ghosting severler, yakalayabilmek de söz geçirebilmek de zordur.
Biz insanlar aslında “tamamlanmamış hayvanlarız” Kalbin Yolculuğu, John Welwood, sayfa 21 “tamamlanmamış hayvan”, hakaret gibi bir gerçek, gerçek gibi bir hakaret, sevdim.
Sufi ozan Rumi durumumuzu şöyle anlatıyor: “Bizler ki körüz; içimizdeki atın yittiğini sanıyoruz. Oysa o anda bile yel gibi uçuruyor bizi sırtında.” İstesek de istemesek de yaşam atımız bizi ileriye taşırken çoğunlukla eyer üstünde uyuyakalıyoruz. Kalbin Yolculuğu, John Welwood, sayfa…devamıSufi ozan Rumi durumumuzu şöyle anlatıyor: “Bizler ki körüz; içimizdeki atın yittiğini sanıyoruz. Oysa o anda bile yel gibi uçuruyor bizi sırtında.” İstesek de istemesek de yaşam atımız bizi ileriye taşırken çoğunlukla eyer üstünde uyuyakalıyoruz.
Kalbin Yolculuğu, John Welwood, sayfa 18
Var olmak, bu bedende olmak, bu dünyada var olmak, gerçekten kadın ya da erkek olmak, tamamen canlı olmak hakkında çok az şey bildiğimizden, insan olmak daima bir şekilde çözümsüz kalıyor. Kalbin Yolculuğu, John Welwood, sayfa 12
Sonunda öleceğini bile bile yaşayan canlılar olduğumuz için sürprizbozan (spoiler) beni hiç etkilemiyor, her şeyi okuyorum, sonra da izliyorum. Sevdiğimiz dizileri filmleri defalarca izlemiyor muyuz zaten, onun gibi bir şey.
Çoğu insan kötüdür. Çoğunun içinde fokur fokur cadı kazanları kaynar. İyimser bakmak ve ümit etmek, çoğunu değil, birazını bile iyi yapmaya yetmez. Temennilerle değil mantıkla hareket edelim.
İster şehirli ister köylü, çeşitli toplumlardaki insanlar empati kurma, kibarlık, hatta aşk ve çevreleri tarafından ortaya çıkartılan zorluklarla şaşırtıcı bir şekilde başa çıkabilme yeteneğine sahip olduğu kadar kendi aralarında, diğer toplumlarla ve yaşadıkları çevreyle ilişkilerinde duygusuz biçimde zalimliğe, gereksiz yere…devamıİster şehirli ister köylü, çeşitli toplumlardaki insanlar empati kurma, kibarlık, hatta aşk ve çevreleri tarafından ortaya çıkartılan zorluklarla şaşırtıcı bir şekilde başa çıkabilme yeteneğine sahip olduğu kadar kendi aralarında, diğer toplumlarla ve yaşadıkları çevreyle ilişkilerinde duygusuz biçimde zalimliğe, gereksiz yere sıkıntıya ve büyük ahmaklıklara yol açan inançlarını, değerlerini ve sosyal kurumlarını sürdürme konusunda da bir o kadar yeterlilerdir. İnsanlar daima akıllı değildir. Ayrıca yarattıkları toplumlar ve kültürler de
insan ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanmış ideal uyumlu mekanizmalar gibi görünmemektedir.
Hasta Toplumlar, Robert B. Edgerton, sayfa 35