Spoiler içeriyor
- 23.10.2025 - 26.10.2025 - Uzun süredir merak ettiğim bu kitabı canım arkadaşımın hediye etmesi sayesinde sonunda okuyabildim. Öncelikle biraz yazardan bahsetmek istiyorum. Charlotte Bronte’nin küçük kız kardeşi oluyor Emily Bronte. Kendileri zaten 3 kız 1 erkek olmak üzere 4…devamı- 23.10.2025 - 26.10.2025 -
Uzun süredir merak ettiğim bu kitabı canım arkadaşımın hediye etmesi sayesinde sonunda okuyabildim.
Öncelikle biraz yazardan bahsetmek istiyorum. Charlotte Bronte’nin küçük kız kardeşi oluyor Emily Bronte. Kendileri zaten 3 kız 1 erkek olmak üzere 4 kardeşler. Emily Bronte, diğer kardeşlere nazaran daha içe kapanık ve asosyal birisi, zaten tek romanı da bu olduğu için hakkında fazla bilgi yokmuş, doğayı ve hayvanları çok seviyormuş. Zaten kendisi 30 yaşında hastalıktan ötürü vefat etmiş. Bronte kardeşler, o dönemin cinsiyetçilikleri ve tabuları yüzünden çok fazla eleştiriye maruz kalmışlar hatta sırf bu yüzden erkek isimli mahlas kullanıyorlarmış. Charlotte Bronte’nin Jane Eyre’sini çok beğenmiştim, bu yüzden bu kitabı da merak ediyordum.
Kendi fikirlerime gelirsek, kitabın yorumlarına baktığımda çoğu kişinin bu kitabı aşk kitabı olarak değerlendirdiğini gördüm ve hiç katılmadım. Çünkü bu kitapta yaşanan şeyler aşk değil, marazi bir durumdur. Günümüzdeki deyişle toksik bir ilişkidir. Nasıl ilişki olmayacağını, sevginin ne olmadığını gösteriyor aslında bence. Çünkü Mr. Heathcliff, Otomatik Portakal’ın karakteri olan Alex’ten sonra gördüğüm en kötü kalpli karakter, gerçekten korkunç birisi. Zaten kitaptaki çoğu karakter, kimsenin karşılaşmak istemeyeceği türden kaba insanlar. İşte tam da bu noktadan ötürü bu kitap eleştirilmiş çünkü Viktorya döneminde kitaplar ahlaki değerlere çok önem verirmiş, bu kitapta ise tam tersi. Ahlaki sınırlar yok, derin bir intikam ve hırs söz konusu, erkek karakterlerin şiddete olan düşkünlüğü ile yüzleşiyoruz. Catherine karakteri ise çocukluğundan itibaren asi ve başına buyruk olan bir kadın, sanırım kadınların hanım hanımcık olmak zorunda olmadığını vurgulamak için böyle işlemişler. Keşke Heathcliff’e karşı savunmasız olmasaydı, öyle daha güçlü görürdüm ama dönemin koşullarını ve marazi aşk temasını düşünürsek anlaşılabilir bir durum. Zaten bir kitabı beğenmek için içindeki karakterlerin illa iyilik timsali olmalarına gerek yok bence. Örneğin Otomatik Portakal’ı da okumak duygusal açıdan çok zordu çünkü Alex korkunç bir insan ama kitabın bütününe baktığımızda çok başarılı bir kitaptı, bu da öyle bir kitap. Yazım dili çok güzeldi, 400 küsür sayfa kitap 3 günde yağ gibi aktı. Jane Eyre kadar beğendiğimi söyleyemem ama yine de güzeldi. Çoğu sayfada Heathcliff’i satırların arasından çıkarıp onu kitaptan silmek istedim. Olan Lipton ailesine oldu, ah Edgar ah 🥲
Tam sonbahar mevsiminde okunacak, karanlık temalı bir kitap gibi hissettim. Ortamlar o kadar kasvetli ve kaotik ki sanki zihniniz gri bir sisle kaplanıyor gibi oluyor. İngiliz edebiyatını seviyorsanız bu da hoşunuza gidecektir muhtemelen.
“Kötü bir yürek en sevimlileri bile çirkinden de kötü yapar.”
“Ruhum mezardayken bedenim yaşamış, ne yapayım?”
“Yalnız, ihanet ile şiddet iki ucu sivri oklara benzer; kullananları düşmanlarından beter yaralarlar.”
“Bir hüzün ve sabır simgesi gibi uzanmış, ölümü bekliyordu.”
“Su verilmiş bir çelik kadar sert de olsa temiz bir yürekten kendiliğinden fışkıran derin bir kederle ağlayıp yas tutuyordu.”
Puanım: 8/10