Bugune kadar izlemediğim için utandığım star wars serisine 1977 yılında çıkan ilk filmi ile başladım. Yılının ötesinde bir film olan Star Wars 4'ün çıktığı yıllarda insanlara nasıl şeyler ifade ettiğini tahmin bile edemiyorum. 8/10
Ömer Hayyam'ın şaraptan, sevgiliden ve tanrıya isyanından aşina olduğumuz dörtlükleri, çeviri halleriyle dahi öyle hoşlar ki, insana farsça öğrenme isteği uyandırıyorlar. "Her sabah yeni bir gün doğarken, Bir gün de eksilir ömürden; Her şafak bir hırsız gibidir Elinde bir fenerle…devamıÖmer Hayyam'ın şaraptan, sevgiliden ve tanrıya isyanından aşina olduğumuz dörtlükleri, çeviri halleriyle dahi öyle hoşlar ki, insana farsça öğrenme isteği uyandırıyorlar.
"Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen."
"Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle;
Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle."
"Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?"
"Şarap sen benim günüm güneşimsin!
Öyle bir dolsun ki seninle içim.
Bir bildik görünce beni sokaktą;
Ne o şarap, nereye böyle? desin."
"Ne bilginler geldi, neler buldular!
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar.
Hangisi yarıp geçti bu karanlığı?
Birer masal söyleyip uyuyakaldılar."
"Cennette huriler varmış, kara gözlü;
İçkinin de ordaymış en güzeli.
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:
Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili."
"Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Bana da sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum:
Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?"
"Tanrı, cennette şarap içeceksin, der;
Aynı Tanrı nasıl şarabı haram eder?
Hamza bir Arab'ın devesini öldürmüş:
Şarabı yalnız ona haram etmiş Peygamber."
"Kim için bu yerler gökler? Bizim için.
Biz görüş cevheriyiz akıl gözünün
Evren bir yüzük gibiyse çepeçevre
İnsan, taşında bir nakış o yüzüğün."
"Bir yanarım Tanrı özlemiyle Musa gibi;
Bir ölürüm murada ermeden Yahya gibi;
Yarı gökte kalırım hep bir iğne yüzünden, Hep bir başka derdin terzisiyim İsa gibi."
"Toprak olup gitmişlere sorarsan
Ha gâvur olmuşsun ha müslüman.
Kimler bu dünyada eğlenmemişse
Ötekinde yalnız onlar pişman."
"Kim görmüş o cenneti, cehennemi?
Kim gitmiş de getirmiş haberini?
Kimselerin bilmediği bir dünya
Özlenmeye, korkulmaya değer mi?"
"Yüzümde pırıl pırıl sevinç gördüğün gün,
Nice konakları yıkılmıştır gönlümün. Dalgıçsan dal gözlerimin denizine, bak:
Dibinde mahzun bir denizkızı görürsün."
"Bu yolun hoş bir yerinde durabilseydik;
Ya da bu yolun ucunu görebilseydik;
O umut da yok bu umut da; hiç değilse
Otlar gibi kesilip yeniden sürebilseydik."
"Ay yırttı gecenin kara giysilerini;
Kalk, tam zamanıdır, doldur şarap kâseni.
Keyfine bak, çünkü bu ay, sonsuz yıllarca, Mezarda upuzun yatar görecek seni."
"Benim canım hep şarabın izindedir,
Kulağım ney ve rebap sesindedir.
Toprağımdan testi yaparlarsa benim O testi şarap doldurulmak içindir."
"Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam?
Ben haramı helalı karıştırmam:
Seninle içilen şarap helâldir,
Sensiz içtiğimiz su bile haram."
"Ey kara cübbeli, senin gündüzün gece; Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.
Onlar Yaradan'ın sanatı peşindeler:
Senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde."
"Seher yeli eser yırtar eteğini gülün
Güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
Sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler Kopup dallarından toprak olmadalar her gün"
9.2/10
"Ne korkunç ki, aşkın koşulları öylesine katıydı ki; kısıtlamaları ve özgürlükleri bir biçimde birbirlerine bağlıydı." Sonunda, beni neredeyse reading slump'a sokan(belki de sokmuş olan, çünkü epey bir zamanın ardından bir kitabı ilk defa iki haftadan uzun bir sürede bitirebildim) o…devamı"Ne korkunç ki, aşkın koşulları öylesine katıydı ki; kısıtlamaları ve özgürlükleri bir biçimde birbirlerine bağlıydı."
Sonunda, beni neredeyse reading slump'a sokan(belki de sokmuş olan, çünkü epey bir zamanın ardından bir kitabı ilk defa iki haftadan uzun bir sürede bitirebildim) o kitabı nihayet bitirdim. James Baldwin'in kendi kimliğini yansıttığı ve new yorkta yaşayan siyahiler, italyanlar ve porto rikolular gibi azınlık grupları anlatan kitap, bu anlamda bana Spike Lee'nin Do the right thing filmini oldukça anımsattı. Ancak her zamanki gibi, kitaptaki her karakter oldukça siyah-beyaz, kimseyle empati kuramıyor, olanları aklayamıyorsunuz. Ayrıca giderek karmaşan ilişkiler bir süre sonra insanüstü bir hal almaya başlıyor. Sanırım beni reading slump'a sokan temel sebep de karakterlerin oldukça sinir bozucu ve gerçek olmasının yanında, azınlıkların çatışması veya özgürlük gibi ilgi çekici bir konuyu işlemesine rağmen kitaptaki olayların belirli bir sona varamayışıydı. Yine de, önemli konulara değindiği ve Baldwin'in kalemini taşıdığı için kitabı kısmen beğendim.
"Her nasılsa boşa gitmiş eski dostluklar, eski aşklarla ilgili korkutucu bir yan vardı. Sanki hepsinin içinde gizli gizli ilerlemiş, hatta şu an belki de birinin içinde büyümeyi sürdüren bir tür kanserin varlığı gibi."
"Şimdiden gerçeğin sonsuza kadar değiştirilemeyecek kanatları aynen bir bedeni kaplayan kefen gibi üstlerini örtecek büyüklüğe ulaşmıştı bile."
'"Cenaze törenlerinden nefret ediyorum," dedi sonunda, "Ölenle hiç alakaları yokmuş gibi geliyor bana."
"Öyle," dedi, Vivaldo, "Cenaze törenleri yaşayanlar içindir."'
"Vivaldo'nun bu sabah karşı karşıya kaldığı büyük soru, kendi hayatında hiç, gerçekten, varolmuş olup olmadığıydı. Çünkü, eğer bu güne kadar bir kere bile var olduğundan bahsedilebilirse bugün de hâlâ var demekti ve hemen önünde açılmaya hazırdı dünyası."
"Balçıkla sıvanmış lanet kiralık köşelerinde, izole, edilgin ya da etkin bir biçimde bir arada, güruhlar halinde iç içe yaşayıp, kana susayarak, kan arayarak ve sonuçta etrafa da kan kokusu yayarak yok olup gidiyorlardı. Karşılıklı vurup kırmanın bir sonu olamaz; Tanrı, hırslarında ve ihtiraslarında kişisellikten sıyrılabilen insanları korusun!"
"Kendisi güvenlik içinde ve saygıdeğerken dünya da güven dolu ve saygıdeğerdi; şimdi, bütün dünya aldatmaca, tehlike ve kaybedilmiş şeylerle dopdoluydu; acı her yerdeydi; hangisi daha büyük bir yanılsamaydı?"
"Seni ölümü isteyeceğin kadar yaralayan bir acıyı sineye çekmeyi başarabilirsen, olasıdır ki, bu acıdan yararlanıp daha da olgunlaşabilirsin."
6.5/10
Oldukça düşük bütçeli, hem ses hem de görsel olarak izleyiciye büyük şeyler vadetmeyen ancak yine de kendini izleten, ilginç sayılabilecek bir bilim kurgu filmi. 6/10
Almodóvar'ın bir nevi otobiyografik sayılan yakın zamanlarda çekilen filmi Dolor y gloria, ünlü bir yönetmen olan Salvador'un yoksul çocukluk yıllarından yaşlılığına kadar hayatının tüm ayrıntılarından, yönelimini keşfinden, okul yıllarından, eski sevgililerinden, sahip olduğu hastalıklardan bahsediyor. Tıpkı tüm almodóvar filmleri gibi,…devamıAlmodóvar'ın bir nevi otobiyografik sayılan yakın zamanlarda çekilen filmi Dolor y gloria, ünlü bir yönetmen olan Salvador'un yoksul çocukluk yıllarından yaşlılığına kadar hayatının tüm ayrıntılarından, yönelimini keşfinden, okul yıllarından, eski sevgililerinden, sahip olduğu hastalıklardan bahsediyor. Tıpkı tüm almodóvar filmleri gibi, sonunda tüm kurgunun toparlanması ile biten film aynı zamanda ayrıntılarla dolu renkli sahneleriyle zihninize kazınıyor.
8/10
Didem Madak'ın okuduğum ikinci şiir kitabı olan Pulbiber Mahallesi, şairin vefatının ardından eklenen son şiirleri ve hikayesiyle oldukça üzücü, bir o kadar da özgün şiirlere sahip. "Bana artık büyü diyorlar Bütün renkleri mezun etmisler hayatlarindan Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki…devamıDidem Madak'ın okuduğum ikinci şiir kitabı olan Pulbiber Mahallesi, şairin vefatının ardından eklenen son şiirleri ve hikayesiyle oldukça üzücü, bir o kadar da özgün şiirlere sahip.
"Bana artık büyü diyorlar
Bütün renkleri mezun etmisler hayatlarindan
Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki insanlar."
"Bazı yarım işleri artık tamamlıyorum
Bazı yarım şiirleri..
Bazı yarım baş ağrılarıyla.
Neyse o olan rüya kedileri satıyorlar bakkalda
Çay içme vasfı olan ve rengini çaydan alan rüya kedileri
Bilmem nasıl ikna oluyorum böyle bir kedi almaya"
"Gerçek hayat kaptanı bir sevgilim oluyor uzaklarda.
Onu düşünüyorum burnumdan dumanlar çıkararak
Küstüğümde gözlerinden öpebilmek için dünyanın
Füsun İsmimle doğduğuma inanıyorum isminden
Artık başkalarına yalnızca komik rüyalarımı anlatıyorum."
"Kardeşim sevgilime mektup yazdı.
Bir yıldız gibi kayıp gitmesinden korkuyorum diye
Yıldızımın sivri uçlarını törpülüyordum ben o sıra
Kullanılmayan tabut kapaklarıyla."
"Sözleri tekrarlayarak yok eden çocuk gibiyim
Acı çekmeyi öğrendiğimde ismimi de öğrendim."
"Rüyamda bilmediğim bir yazıyı okuyup anlayarak
Ne anladıysam sonra ağlayarak
Gübre yığınlarından tüten dumanı koklayarak
Sonra vesikalık fotoğraflar çektirerek
Kimini beğenip kimini beğenmeyerek
Yüzüm kilitlendiğinde anahtar sözler yoktu efendimiz
Sözlerin arasındaki boşlukta
Acı çekmemeyi öğrendim."
"Böylece evde deli beslemeyin uyarılarına aldırmadan
Ve hiç korkmadan bir deli beslemekten
Çamaşırların kurumasını bekledim, yemeğin pişmesini
Bebeğin doğmasını
Küfrün sokaklarında lambaların yanmasını
Çimentonun donmasını
Mafya babanın başımda kahkahalar atmasını
Cesaretin varsa gel demelerini bekledim.
Kelimelerin meczup dilenciler gibi evimde gecelemesi
Dili kesik bir korku filmine atmıştı Tanrı beni
Bana reddedemeyeceğim bir teklif sunmayacak mıydı?"
"Tanrı'nın olmadığı bir dünyada fazladan bir yığın aşk vardır"
"Öldürülmüş kadınlar gülümsüyor
Piyano tuşları gibi arası kararmış dişleri ile
Çözülmemiş cinayetler oratoryosu yazıyoruz
Kadınlar öldürülmesin senfonisi
Şeker de yiyebilsinler notalarla!
Cinayetler saçlarını çözüyor, beyaz kadınların
omuzlarına
Ben yüzü kalpten kadınlar çizerek rahatlıyorum pastel boyayla
Nedense hepsinin yüzüne
Beyaz bir kedinin kara gölgesi düşüyor
Buna gözyaşı demek mümkün belki."
"Zeyna gölgesini bir başkası sanıp oynuyordu, ben de
Bir başkası sanıp şiir yazıyordum.
Bir aydınlanma ruhu içinde felaket yalnızdık."
"Koklayarak ve avlanarak şiir yazma tekniğini bulmuştuk.
Artık çatıları ters çevirebilir, içinde yağmur suyu biriktirebilirdim.
Sonra saçlarıma sürerdim uzasın diye
Trafik lambalarını üçlü göz farı seti olarak görebilirdim
Gözlerime sürerdim ne güzel rengarenk"
"Bıkmıştım artık bu kahraman kadınlardan
Hepsinin kahraman olması şart mıydı yani.
Biri olsun şiirinin kadını olamaz mıydı?"
"Kazaya imanım tamdı, müşriktim kadere karşı
Eşyalar için en çok şairler ağlardı."
"Bakımsız bir bahçe görüntüsüydün.
Yüzünün çitlerini onarırdım,
Çiçeklerini sulardım,
Ruhunu beslerdim arsenikle
Tam yükselirken tutup öperdin ruhumu sen."
"Ağrı neydi, neremdeydi, neresiydi ağrı
Kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık
Ağrıdurmadanağrıdurmadanağrıdurmadan
Ağrı benim durmadan doruğuna tırmandığım
Meğer yüksek bir dağmış."
"Acı aniden diner yağmurun dindiği gibi
Bazen sadece tanrı öyle istediğinden
Sadece bir mağarada resim çizerim belki
Rüyaların büyük harfle başladığı bir ülkede
Üstümden kaldırılmış bir ölü var."
9.4/10
Yüzyıllardan beri erkeklerin savaşlardaki başarıları, güçleri, yiğitlikleriyle anılan Truva Savaşını yunanlıların işgalinin ardından akhilleusun kölesi olan Briseis'in dilinden anlatan Kızların Suskunluğu, truvalı ya da yunanlı, genç ya da yaşlı olduğu fark etmeksizin savaşta göz ardı edilen kadınların maruz kaldığı işkencelere,…devamıYüzyıllardan beri erkeklerin savaşlardaki başarıları, güçleri, yiğitlikleriyle anılan Truva Savaşını yunanlıların işgalinin ardından akhilleusun kölesi olan Briseis'in dilinden anlatan Kızların Suskunluğu, truvalı ya da yunanlı, genç ya da yaşlı olduğu fark etmeksizin savaşta göz ardı edilen kadınların maruz kaldığı işkencelere, köleliğe, tecavüze ve cinayetlere değiniyor. Bir erkeğin karısı, kızı, annesi olarak savaşta kayıp vermelerinin ardında sağ kalan olmanın, üstelik bir kadın olmanın yaşamlarını ne derece korkunç hale getirdiğini, toplumun onlara öğrettiği "kadına suskunluk yakışır." algısıyla asla dile getirilmeyişiyle acı çekmiş tüm kadınların nasıl arka plana atıldığını sert ve tüyler ürpertici bir şekilde gösteriyor.
Okurken aynı türden acılara katlanmış olmasına rağmen tarihte, mitolojide veya halkın dilinde yer edinemeyen, hikayesi gizli kalmış tüm kadınları düşünmemek elde değil.
-
"Şöyle düşündüm: Varsayalım, varsayalım bir kereliğine, bunca yüzyılda sadece tek bir kereliğine kaypak tanrılar sözlerini tutmuş ve Troya surlarının altındaki erken ölümüne karşılık Akhilleusa sonsuz şöhret bahşedilmiş olsun... O insanlar, düşünülemeyecek kadar uzak o geleceklerin insanları bizim için neler düşünür? Bir şeyi biliyorum: Fetihlerin ve köleliğin zalim gerçeklerini istemezler. Erkeklerin ve oğlan çocukların katledildiğini, kadınlarla kızların köle alındığını duymak istemezler. Bir tecavüz kampında yaşadığımızı bilmek istemezler. Hayır, bambaşka, daha yumuşak bir şeyi tercih edecekler. Bir aşk hikâyesini belki? Sevgililerin kim olduğunu anlamayı başarmalarını umuyorum yalnızca.
Onun hikâyesi. Onun, benim değil. Mezarında sona eriyor."
"Ama en çok hatırladığım kızlar. Dönüp ölümüne atlamadan önce iç kalenin çatısında bana elini uzatan Ariana. Ya da daha birkaç saat önceki Polyksene. "Yaşayıp köle olmaktansa Akhilleus'un mezarında ölmek daha iyi." Soğuk rüzgârda orada durdum, onların yırtıcı saflıklarıyla karşılaştırınca kendimi kaba saba, düşük ve küçülmüş buluyordum"
"Tekmessa ninniye devam ederken erkekler yavaş yavaş sessizliğe bürünerek dinlediler. Tatlı bir sesi vardı. Gruba baktım. İşte buradaydılar: Her biri çarpışmalarda pişmiş savaşçılar, Yunan bebeğine Troyalı ninnisi söyleyen bir köleyi dinliyorlar. Aniden bir şeyi anladım, daha doğrusu sezdim, gerçekten anlamayı çok daha sonra başardığımı düşünüyorum. Hayatta kalacağız, diye düşündüm. Şarkılarımız, hikâyelerimiz. Bizi unutmayı asla başaramayacaklar. Troyada savaşmış son adamın ölmesinden on yıllar sonra bile oğulları Troyalı annelerinin onlara söylediği şarkıları hatırlayacak. Rüyalarında olacağız. Ve en kötü kâbuslarında."
"Beni yak, Akhilleus. Ölüler beni içeri bırakmıyor, nehri geçmeme izin vermiyorlar, oraya ait olmadığımı söylüyorlar ama buraya da ait değilim. Bedenimi ateşe ver, kemiklerimi annenin sana verdiği altın vazoyla göm. İki kişiye yetecek kadar büyük. Yaşamda olduğu gibi ölümde de birlikte yatalım."
"Bu işte hepimizin birlikte olduğunu, kum tepeleriyle denizin arasındaki bu dar kara şeridinde hep birlikte hapsolduğumuzu düşünmek pek çok açıdan daha kolaydı; kolay ve yanlıştı. Onlar erkekti ve özgürlerdi. Bense bir kadın ve bir köleydim. Bu da birlikte hapsolup kalmışlıkla ilgili duygu yüklü hiçbir hoşbeşin gözlerden saklamasına izin verilmemesi gerekecek denli geniş bir uçurumdu"
"..tecrübelerime göre erkekler, kadınlardaki saldırganlığa karşı ilginç bir şekilde kördür. Miğferleri ve zırhlarıyla, kılıçları ve mızraklarıyla savaşçı olan onlardır, bizim savaşlarımızı görmez ya da görmezden gelirler. Belki de kabul ettikleri gibi yumuşak ve nazik yaratıklar olmadığımızı fark ederlerse huzurları kaçar?"
9.5/10
Imdb puanının çok çok üzerinde olan Showgirls, vegas'ta striptizcilik yapan bir kızın ve etrafındaki diğer kadınların bu yolda başına gelenleri, şov dünyasının gerçeklerini ve dansçılar arasındaki rekabeti oldukça açık bir biçimde gözler önüne seriyor. 8/10
Kitabını gerçekten sevdiğim ve çoğu zaman aklıma geldiği için de filmini de izlemek zorunda hissettiğim aşktan ve gölgeden, Şili'de gazetecilik yapan bir kızla onun yanında çalışmaya başlayan fotoğrafçı gencin ilişkisini ve tam bu sırada incelemeye başladıkları gizemli cinayetleri anlatıyor. Büyük…devamıKitabını gerçekten sevdiğim ve çoğu zaman aklıma geldiği için de filmini de izlemek zorunda hissettiğim aşktan ve gölgeden, Şili'de gazetecilik yapan bir kızla onun yanında çalışmaya başlayan fotoğrafçı gencin ilişkisini ve tam bu sırada incelemeye başladıkları gizemli cinayetleri anlatıyor. Büyük bir diktatörlük eleştirisi olan kitap, filme dönüştürülürken pek çok yerden yozlaşmaya uğramış, karakterler anlamsızca beyaz insanlardan seçilmiş ve filmde ispanyol aksanlı ingilizce konuşulunca bu durumun üzeri örtülür gibi davranılmış. Ayrıca sanki siyasi bir derinlik yokmuş gibi, film erotik bir bakışla çekilmiş, kitaptaki pek çok kısım kısılmış ya da saçma bir şekilde DEĞİŞTİRİLMİŞ. Mesela Irene'nin Francisco henüz iş bulamadığı için ilk buluşmalarında yemeğin parasını ödediği sahnede Francisco'nun yine de ödemesi gibi. Her şey yetmezmiş gibi oyunculuklar oldukça kötüydü, kitapta okurken beni derinden üzen her şey filmde bayat hissettirdi.
Sanırım hayatımda izlediğim en kötü uyarlamaydı.
1.5/10
Marquez'in kısa romanlarının arasında belki de en popüleri, herkesin işleneceğini bildiği bir cinayeti anlatan Kırmızı Pazartesi, benim için gerektiğinden uzun soluklu bir okuma oldu. Sanırım yanlış bir zamanda, hastayken okumaya çalışmamın da etkisiyle kitabın bir kısmı bana geçememiş gibi hissediyorum,…devamıMarquez'in kısa romanlarının arasında belki de en popüleri, herkesin işleneceğini bildiği bir cinayeti anlatan Kırmızı Pazartesi, benim için gerektiğinden uzun soluklu bir okuma oldu. Sanırım yanlış bir zamanda, hastayken okumaya çalışmamın da etkisiyle kitabın bir kısmı bana geçememiş gibi hissediyorum, ama geçen kısımlarında Marquez'in toplumun ahlak anlayışı, namus bekçiliği, yozlaşmışlığı hakkındaki eleştirileri her zamanki gibi oldukça etkileyiciydi.
7.5/10