Bu kitabı okuduktan sonra "sanırım uçsuz, en dipsiz kuyularımız kafamızın içinde ve biz bu kuyuların etrafında gezdikçe farkında olmayarak çekimine kapılıyoruz." diye düşünmeye başladım.
Karakterler, kurgu, aşk, hikaye, hüzün, yalnızlık, diyaloglar ve her şey hem de her şey şahane. Okuduğum en güzel roman oldu. Vedat Türkali'nin kalemine ve yüreğine sağlık.
yeni ahitteki hikayeler, özellikle yaratılış, filmde güzel işlenmiş. tanrının narsizmi ve insanlarin aç gözlülüğü cok güzel anlatılmış ama yaratılış hikayesini ezbere bildiğimiz icin filmdeki metaforları anlayınca bi sonraki sahnede neler yaşanacağını anlamak zor değil. yine de filmin akıcılıgı gayet başarılı…devamıyeni ahitteki hikayeler, özellikle yaratılış, filmde güzel işlenmiş. tanrının narsizmi ve insanlarin aç gözlülüğü cok güzel anlatılmış ama yaratılış hikayesini ezbere bildiğimiz icin filmdeki metaforları anlayınca bi sonraki sahnede neler yaşanacağını anlamak zor değil.
yine de filmin akıcılıgı gayet başarılı görsel efektlerle desteklendigi için ortaya son dakikaya kadar sıkılmayacagınz güzel bir film çıkmış.
gaspar noe'nin izledigim ilk filmi. filmin henüz baslarindayken Stanley Kubrick simetrisini görüyoruz, müthiş haz veriyor. (zaten filmin içinde en sevdigi yönetmen olarak Stanley Kubrick ismi geçiyor ki sürpriz degil) sinemada pornografik düzeyde cinsellikten rahatsızlık hissediyosaniz sevmemeniz normal ama aşkın özü…devamıgaspar noe'nin izledigim ilk filmi. filmin henüz baslarindayken Stanley Kubrick simetrisini görüyoruz, müthiş haz veriyor. (zaten filmin içinde en sevdigi yönetmen olarak Stanley Kubrick ismi geçiyor ki sürpriz degil)
sinemada pornografik düzeyde cinsellikten rahatsızlık hissediyosaniz sevmemeniz normal ama aşkın özü sekstir eğer aşktan bahsedeceksiniz seks olmak zorunda.
masalsı, romantik bir aşk hikayesi beklemeyin, yok. gayet sıradan ilişkiler, fanteziler, hayatlar, başarısızlıklar ve ihanetler var.
ben filmi cok begendim ama herkese göre olmayabilir. izleyeceklere iyi seyirler...
filmin detaylarına girmeden geniş bir açıdan değerlendirmek istiyorum, kadınların yönetimdeki rolü artırılmalı çünkü eşitlikçi bir düzende çok daha barışçıl toplumlar inşaa edebiliriz. film bize, savaşta cepheye gitmedigi halde en büyük kaybı kadınların verdigini (misal eşleri, çocukları, kardeşleri, babaları...) bu nedenle…devamıfilmin detaylarına girmeden geniş bir açıdan değerlendirmek istiyorum, kadınların yönetimdeki rolü artırılmalı çünkü eşitlikçi bir düzende çok daha barışçıl toplumlar inşaa edebiliriz. film bize, savaşta cepheye gitmedigi halde en büyük kaybı kadınların verdigini (misal eşleri, çocukları, kardeşleri, babaları...) bu nedenle kadınların barışın kıymetini bildiğini ve korumak için neler yapabileceklerini bazen eğlenceli bazen hüzünlü anlatıyor.
edit: filmle ilgili pek bi sey dememisim ama filmin kendisi de bunları söylüyor zaten.
yine bir kadın filmi... erkeklerin istediği bağımlı, seksi, hafif aptal ve beyaz atlı prensini bekleyen, hayatını uygun erkeği ve iliskiyi aramaya adayan seri katil bir kadını izlerken modern hayatı ve bizlere dayatılan kusursuzlugu elestiriyoruz. aşk cadısı'nın "ben ağlarken kimse yanımda…devamıyine bir kadın filmi... erkeklerin istediği bağımlı, seksi, hafif aptal ve beyaz atlı prensini bekleyen, hayatını uygun erkeği ve iliskiyi aramaya adayan seri katil bir kadını izlerken modern hayatı ve bizlere dayatılan kusursuzlugu elestiriyoruz.
aşk cadısı'nın "ben ağlarken kimse yanımda olmadı" sözleri "kadınlar güçsüzdür", "erkegin himayesine ihtiyacı vardır" dedigi halde en ufak bir sorunda mızmızlanan erkeklere kadının aslında ne kadar güçlü olduğunu hatırlatıyor.
"men are fragile. they can get crushed down if you assert yourself in any way"
kadın olmak; toplum baskısı, aşk, evlilik, çocuklar, sorumluluklar, ayrılık, seks, cinsel kimlik... nadine labaki şahane çekimleri ve muhteşem müzikleriyle bu filmde bize farklı kültürlerde yetişmiş kadınların benzer sorunlarını gösteriyor. bizim savaşımız hemcinslerimizle değil, ataerkiyle!