Spoiler içeriyor
Asiye Nasıl Kurtulur? Vasıf Öngören'in aynı adlı eserinden TV filmine uyarlanmış düşündürücü bir yapıt. Eser yalnızca bir kadının hikâyesini anlatmıyor; toplumun aksayan yönlerini, kadınların çaresiz bırakabildiğini ve özellikle toplum içinde kendilerine yer bulmakta yaşadığı zorlukları anlatıyor. Kitabı okuduktan sonra filmini…devamıAsiye Nasıl Kurtulur? Vasıf Öngören'in aynı adlı eserinden TV filmine uyarlanmış düşündürücü bir yapıt. Eser yalnızca bir kadının hikâyesini anlatmıyor; toplumun aksayan yönlerini, kadınların çaresiz bırakabildiğini ve özellikle toplum içinde kendilerine yer bulmakta yaşadığı zorlukları anlatıyor. Kitabı okuduktan sonra filmini de izledim ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki film, kitaba neredeyse birebir uyumluydu. Bu da benim çok hoşuma gitti çünkü eserin ruhu korunmuştu..
Bu eser bana bir şeyi tekrar düşündürdü: Tiyatro, insanı insana anlatan en güzel sanat dallarından biri.. Hatta toplumun yanlışlarını göstermek, insanları düşündürmek ve bir şeyleri sorgulatmak konusunda bazen gazeteden bile daha etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü tiyatro doğrudan insanın gözünün önünde bir hayat kuruyor. Bir olay, bir karakter ya da tek bir insan üzerinden aslında koskoca bir düzen eleştiriliyor. İnsan yalnızca izlemiyor; düşünmeye, sorgulamaya da mecbur bırakılıyor. Zaten tiyatronun amacı da budur, insan ve toplum üzerine söz söyleyebilmek.. gazeteye gelince toplumu bilinçlendirmede önemli bir etkiye sahip olsa da cahil bir halk kesimi okuduğunu anlayamadığı için tiyatronun gazeteden daha çok bilinçlendirici bir etkiye sahip olduğunu düşünüyorum...
Oyunda beni en çok etkileyen şeylerden biri, Asiye’nin mektubu üzerinden hemen bir oyunun kurulması ve onun hayatı üzerine olabilecek bütün ihtimallerin düşünülmesiydi. Asiye nasıl kurtulur? sorusu üzerinden farklı yollar deneniyor, ihtimaller kuruluyor, çözümler aranıyor. Açıkçası bu anlatım biçimi benim çok hoşuma gitti. Çünkü tek bir olay düz anlatılmıyor; bir insanın kaderi üzerinde farklı olasılıklar düşünülüyor.. Ve siz de ister istemez Asiye'nin nasıl kurtulabileceğini ilişkin farklı yollar aramaya başlarken buluyorsunuz kendinizi..
Ama tam da burada eserin asıl vurucu tarafı başlıyor. Çünkü oyun boyunca Asiye’nin nasıl kurtulacağı üzerine oldukça kafa yorulsa da insan en sonunda şunu fark ediyor: Asiye aslında kurtulamıyor. Daha doğrusu kurtulduğunu zannediyor. Bir çıkış yolu bulduğunu düşündüğü her anda yine başka bir çıkmazın içine sürükleniyor. Bu yüzden bana göre burada cevap aranması gereken soru yalnızca "Asiye nasıl kurtulur?" değil. Belki de asıl sorulması gereken, Asiye’yi sürekli aynı döngünün içine iten düzenin neden değişmediğidir...
Eserde, toplumda kendi başına var olmaya çalışan, ekonomik olarak güçlü olmayan ya da destek görmeyen bazı kadınların çaresizlikten istemedikleri hayatlara sürüklenebildiğini görüyoruz. Bu yüzden ben bu konuda insanların hemen yargılayıcı olmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kimsenin hayat hikâyesini bilmeden, neden o noktaya geldiğini anlamadan konuşmak kolay. Bazı insanlar gerçekten mecbur bırakılıyor. Bu yüzden ayıplamadan önce insanın biraz durup düşünmesi gerekiyor.
Özellikle beni düşündüren bir başka nokta da şu oldu: Böyle hayatların içinde büyüyen çocukların kaderi, annelerinin kaderi olmamalı. Özellikle kız çocukları, annelerinin yaşadığı talihsiz hayatları yaşamak zorunda bırakılmamalı. Bir toplumun görevi yalnızca eleştirmek değil, insanların elinden tutup onlara başka bir ihtimal sunabilmek olmalı.. Çünkü hiçbirimiz anne de babamızı kendimiz seçmedik.. sırf bir insanın Annesi öyle diye bir çocuğu ötekileştirmek dışlamak insanlık dışı bir eylemdir. Çünkü annesini o çocuk seçmedi, onun annesi de kendi annesini seçmedi ki bu böyle sürüp gider.. diyeceğim o ki hiç kimseyi yapmadığı seçimlerden ötürü yargılayıp ötekileştirmeyin.. Eser boyunca Asiye'nin annesinin kaderini yaşamaması için bir sürü olasılık düşünüldü o olasılıklardan birinde Asiye kendinin kurtulduğunu sandı ama Asiye aslında hiç kurtulamadı..
Allah kahretmesin çok mantıklı djhjh "Düşünmeye hakkım var, tıpkı domuzların uçmaya hakları olduğu gibi.." "Göründüğün gibi ol' - ya da daha basit bir şekilde söylemek gerekirse: 'Kendini başkalarına göründüğünden ya da görünebileceğinden farklı biri olarak görme ki, başkaları da seni…devamıAllah kahretmesin çok mantıklı djhjh
"Düşünmeye hakkım var, tıpkı domuzların uçmaya hakları olduğu gibi.."
"Göründüğün gibi ol' - ya da daha basit bir şekilde söylemek gerekirse: 'Kendini başkalarına göründüğünden ya da görünebileceğinden farklı biri olarak görme ki, başkaları da seni başkalarının gözünde başka biri olmaya çalışan başka biri olarak görmesin.."
Lutfettiniz Oidipus hazretleri sjsjs "Önümde böyle diz çöküp yalvarmanıza üzülmeyecek, acımayacak kadar duygusuz değilim.." "Senin yaradılışındaki insanlar kendi kendilerini kahrederler, bu da onların cezasıdır.." "Doğduğun gün öldün.."
"Hiç nazik değilsin. Kişisel karabasanlarımı senden başka kime anlatayım istiyorsun?" "beklemek için artık yalnız değiliz. Bütün akşam boyunca kendi olanaklarımızla savaştık. Artık bitti. Şimdiden yarına ulaştık sayılır..." "Duyduğumuz yardım çağrısı bizden çok tüm insanlığa yönelik. Ama şu anda burada, hoşumuza…devamı"Hiç nazik değilsin. Kişisel karabasanlarımı senden başka kime anlatayım istiyorsun?"
"beklemek için artık yalnız değiliz. Bütün akşam boyunca kendi olanaklarımızla savaştık. Artık bitti. Şimdiden yarına ulaştık sayılır..."
"Duyduğumuz yardım çağrısı bizden çok tüm insanlığa yönelik. Ama şu anda burada, hoşumuza gitse de gitmese de, insanlık biziz. Çok geç olmadan bundan yararlanalım. Kara bahtın bizi içine tıkıştırdığı şu rezil türü hiç değilse bir kez saygınlıkla temsil edelim. Ne dersin?"
Spoiler içeriyor
"Çok mu zor 'seni seviyorum' Rosa demek..?" "Gökten üç elma düşmüş. Biri bana, biri bana, biri bana.." "Ey yalanlar yalanı sevgi! Hani nerede? Gözyaşlarımla dolacak şişeler. Şimdiden biliyorum nasıl karşılanacağını ölümümün.. hiç kimsenin yüreği sızlamayacak, tek bir yaprak bile düşmeyecek…devamı"Çok mu zor 'seni seviyorum' Rosa demek..?"
"Gökten üç elma düşmüş. Biri bana, biri bana, biri bana.."
"Ey yalanlar yalanı sevgi! Hani nerede? Gözyaşlarımla dolacak şişeler. Şimdiden biliyorum nasıl karşılanacağını ölümümün.. hiç kimsenin yüreği sızlamayacak, tek bir yaprak bile düşmeyecek suya..."
Seni Seviyorum Rosa, Sevgi Soysal'in Tante Rosa adlı hikâye kitabından uyarlanan, olaylardan çok Rosa’nın iç dünyasına ve duygusal karmaşasına odaklanan bir yapım. Kitabı daha önce okumuştum ama anlatımı benim için biraz zor ve dağınık gelmişti; filmde de benzer bir durum hissettim açıkçası..
Rosa’nın hikâyesi, çocukluktan itibaren farklı, neşeli ama aynı zamanda görülme ve sevilme ihtiyacı güçlü bir yapıyla başlıyor. Zamanla bu ihtiyaç büyüyor ve onu hayal ile gerçek arasında gidip gelen, kendini bazen hayallerinde merkezde konumlandıran bir iç dünyaya taşıyor. Bu yönüyle hikâye yer yer abartılı ya da anlaşılması zor görünebiliyor..
Eserde sıkça özgür kadın teması hissedilse de, benim için özgürlük sadece farklı davranmak ya da kurallara karşı çıkmak değil. Rosa’nın bazı davranışları özgürlükten çok bir arayış, görülme isteği ve içsel bir savrulma gibi... Rosa'nın en son sahnede hiç kimseden duyamadığı "Seni seviyorum" sözcüğünü bir papağandan duymak için çabalaması gerçekten içler acısıydı.. Sevdikleriniz henüz hayattayken onlara sevginizi hissettirin, hatta gerekirse doğrudan ifade edin.. Bugün varız yarın Allah kerim.. Bir ömür hayatı boyunca "Seni seviyorum" sözüne hasret kalarak öldü Rosa...
Üzülme,
"Ben seni seviyorum Rosa.."
"Bir kendime I Love You! Sevebileceğim tek aşağılık, tek salak kendimim - kendimim - kendimim!" "Her şey tutku konusu olabilir. Her şey aynı ölçüde kutsal ve aynı ölçüde aşağılık olabilir. Tutkular çevreye göre değişen şeylerdir.."
Spoiler içeriyor
"O zamanlar 12 Mart olmuş, sıkıyönetim var, kuş uçurtmuyorlar... yav ne gereği vardı şimdi bu itin?" hahahaahaaha "Ayrılmak mı zor, bu mutfakta hizmet etmek mi?" Not: Vasıf Öngören'in aynı tiyatro oyunundan uyarlamadır.. Zengin Mutfağı, ilk bakışta bir köşkün mutfağında geçen…devamı"O zamanlar 12 Mart olmuş, sıkıyönetim var, kuş uçurtmuyorlar... yav ne gereği vardı şimdi bu itin?" hahahaahaaha
"Ayrılmak mı zor, bu mutfakta hizmet etmek mi?"
Not: Vasıf Öngören'in aynı tiyatro oyunundan uyarlamadır..
Zengin Mutfağı, ilk bakışta bir köşkün mutfağında geçen gündelik bir hikâye gibi dursa da aslında 1970’lerin Türkiye’sinde büyüyen toplumsal gerilimi, işçi hareketlerini ve sınıf çatışmasını içeriden hissettiren bir film. Dışarıda grevler, 15–16 Haziran işçi eylemleri ve sıkıyönetim konuşulurken içeride bu olaylar sadece yarım cümlelerle, korkuyla ve dedikoduyla dolaşıyor. Film büyük olayları göstermiyor; onların insanların zihnini, ilişkilerini ve karakterlerini nasıl bozduğunu gösteriyor... Bu atmosfer içinde film en çok güvensizlik duygusunu öne çıkarıyor. Kimse kimseye tam olarak güvenemiyor; insanlar birbirini sürekli ölçüyor, tartıyor ve en küçük çıkar ihtimalinde bile pozisyon değiştiriyor..Böyle bir düzende insanlar sadece hayatta kalmaya çalışırken bile birbirlerine karşı tetikte yaşamak zorunda kalıyor..
Selim ve patron Kerim gibi karakterler bu düzenin en rahatsız edici yüzünü oluşturuyor. Selim, aslında güçlü olmayan ama küçük bir fırsat ve statü şansıyla birlikte değişen, kendisine zamanında yardım eden insanlara karşı tavır değiştiren biri olarak sinir bozucu bir karaktersizlik sergiliyor. İlk başlarda Saftirik birine benziyordu fakat sonradan ne kadar karaktersiz, ne oldum delisi çıktı anlamış değilim sjhjhh Selim karaktersizi tek başına "kötü, ispiyoncu, ara bozucu insan" olmaktan ziyade, güç ve fırsatın insanı nasıl hızlıca karaktersizleştirdiğini ve terbiyesizleştirdiğini gözler önüne seriyor..
Filmde hizmetçi kızdan açıkçası gıcık oldum. Ya ülkede karışıklıklar var herkes canının derdine düşmüş ama bu hanımefendi ülkeden habersiz nişanlanmak hatta evlenmek istiyor Selim deyyusuyla sjhjh Hatta bu kaos ortamında sanki başı göğe erecekmiş gibi nişanlanıyor da sjhjh. Ülkede bu kadar güvensizlik varken, insanlar birbirine güvenmezken, her şey bu kadar karışmışken hâlâ bu kadar "evlilik merakı" içinde olması bana kopuk ve düşüncesiz geliyor.. Lütfi Aşçı’nın da ona karşı ayrı bir hassasiyeti var; onun elinde büyüdüğü için acıyor, değer veriyor ve bu yüzden de onu korumaya, kollamaya çalışıyor. Hatta Selim’in bile orada kalması, biraz bu kızın hatırına ve bu insanların iyi niyetinin sayesinde ama işte iyilikten maraz doğuyor sjhjh hani bizde bir atasözü vardır ya "İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir" diye sjgjhh Yok abi yok kimsenin kimsede bir gram hatırı kalmamış, herkes ne oldum delisi olmuş sjhjhh
Filmde en çok üzüldüğüm şey bu hayatta da gerçeğini yaşadığımız şu durum oldu : Çoğu zaman bizim değer verdiğimiz insanların, değer verdiği fakat aslında yüreği beş para etmeyen insanlara sırf değer verdiğimiz insanların hatırı için tahammül edip onların saygısızlığına ve terbiyesizliğine katlanmak zorunluluğu... Mesela buna örnek olarak diyelim ki kız kardeşinizin hatırı için eniştenizin yaptığı terbiyesizlikleri görmezden gelmek gibi bir şey ajsjsjs Öyle değil midir sanki ? Sırf kız kardeşiniz yüreği beş para etmeyen eniştenizi seviyor diye yüreğinin beş para etmediğini bildiğiniz halde sizin de ona saygı duymanız istenir. Yani kız kardeşiniz eniştenizi sevdiği için artık enişteniz yüreği beş para etmese bile dokunulmazdır sjsjsj onun hakkında kötü bir düşüncenin dahi dile getirilmesi katiyen yasaktır ve karşınızda her zaman onu savunacak bir avukat hazır ve nazırdır sjsjsj bu avukatın kim olduğunu söylememe gerek yok herhalde anlarsınız wjsjwk
Demem o ki iyi niyet, her zaman doğru sonuç üretmeyebiliyor; bazen en büyük karmaşa da buradan çıkıyor maalesef.. ve biliyorum ki imkan ve koşullar sağlandığında her insan her şeyi yapabilir ve herkesten her şeyi bekliyorum..