Dikkat Spoiler İçerir ! Gassal : Part 2 " Ölünce beni kim yıkayacak" başlığı altında reklamı yapılınca insanlarımızın çoğunun ekonomik krizin yol açtığı bu genel psikolojik çöküntü'de diziyi merak etmenin yanında hükümete yakınlığı ile bilinen TRT'nin dizi film platformu Tabii'de…devamıDikkat Spoiler İçerir !
Gassal : Part 2
" Ölünce beni kim yıkayacak" başlığı altında reklamı yapılınca insanlarımızın çoğunun ekonomik krizin yol açtığı bu genel psikolojik çöküntü'de diziyi merak etmenin yanında hükümete yakınlığı ile bilinen TRT'nin dizi film platformu Tabii'de yayınlanıyor olması da çeşitli spekülasyonlar eşliğinde uzak durmalarına neden oldu. Dizinin tamamını izleyip beğendiğimi senaryosundan kurgusuna ve çekimine değin bir çok övünç noktanın olduğunu ve bunların spekülasyonların gölgesinde kalmasını da istemediğimi eklemek isterim. Dizinin eleştirilecek yanı var mı peki var tabi ki. Her bölümde birinin ölüyor olması bır çok kişi gibi bana da ilkin abes daha doğrusu abartı gelmiş olsa da istenilen şeyin ( ölüm gerçeğini gözümüze sokmak ) olduğundan sonrasında yersiz görmediğimi belirtmek isterim. Yanılmıyorsam 6 ya da 7 bölümde mafya liderinin cenazesinin yıkanma sahnesinde toplumumuzda yüksek öğrenime sahip ve ekonomik anlamda güç sahibi insanlarla özdeşleştirilen (alegorik ), gösterilen kadının din bilgisi konusunda bildiğiniz katıksız avel olarak gösterilmesi spekülatif yorumların artmasına neden oldu şahsi düşüncem hak veremedim de diyemem ama bütün bunların yanında es geçilemeyecek şeyin de Ahmet Kural'ın büyük oyunculuğu olduğu ve dizinin başlangıçında küçük çocukların koro halinde söyledikleri şarkı ile devamında son bulurken Şahin Kendirci'nin muhteşem yorumladığı her biri ayrı bir değere sahip arebesk şarkıların belirtilen ironinin diziye amacına uygun bir şekil vermiş olduğudur. Dizi hüngür hüngür ağlattığı gibi düşündürüyor ve yer yer de güldürüyor. Dizi de her bölüm yaklaşık 30 dk. Bazen akıp gittiği gibi herkes için aynı mıdır bilmem ama bazı bölümlerde de geçmek bilmedi benim için ama genel anlamda çok çok beğendim. Selçuk Aydemir 'de büyük bir iş çıkarmış zaten Ahmet Kural ile birlikteliği bir çok komedi ağırlıklı dizi ve filmlerden biliniyordu. İkilinin iyi iletişimi diziye geçmiş ama şunu yine yinelemek istiyorum Ahmet Kural harbi büyük oynamış. İzlemenizi kesinlikle öneririm.
Esenle kalın : )
Babanızın ismini bilirsiniz , ya dedenizin peki onun babasının ismi, onuda biliyorsanız biraz çirkinleşelim o zaman , büyük büyük babanızın ismini biliyor musunuz ? Sizden önceki kaç tane aile büyüğünüzün adını bilebildiniz 3 veya 4 diyelim. Bir de şöyle düşünmenizi…devamıBabanızın ismini bilirsiniz , ya dedenizin peki onun babasının ismi, onuda biliyorsanız biraz çirkinleşelim o zaman , büyük büyük babanızın ismini biliyor musunuz ? Sizden önceki kaç tane aile büyüğünüzün adını bilebildiniz 3 veya 4 diyelim. Bir de şöyle düşünmenizi istesem kaç kuşak sonra unutulacak bilinmezliğe karışacaksınız ? Aslında böyle bir yazı yazmaya beni iten GASSAL dizisi, hakkında çıkan spekülatif yorumlardan tutun işin felsefik psikolojik ve de sanatsal yönlerine. Her şeyine inciğine cıncığına kadar bu dizi hakkında güzel bir yazı yazmayı istiyorum. Altı dolu dolu olsun. Dizinin tamamını izleyip bitirdikten sonra da nedense aklıma şöyle bir söz geldi, internette daha önce gördüğüm bir sözdü bu ve beni böyle bir yazı yazmaya itti. "Sizi hatırlayan en son insan öldüğünde hiç yaşamamış gibi olacaksınız. " Muhtemelen anne ya da baba tarafı olsun kuşak kuşak unutulan büyüklerinizin , büyüklerimizin kaderini bizlerde yaşıyor olucağız. İnanır ya da inanmazsınız orası size kalmış ama Bingbang ve Evrim Teorileri ile dünyamızın ve kendimizin varlığına açıklık dayanak getirsekde, çoğumuzun doğru bildiği ve hemfikir olduğu odak noktamız eninde sonunda unutulacak olmamız ve buna sebeb olucak yegane ortak noktamız, sosyo ekonomik kültürel durumumuz ne olursa olsun ölüm gerçeğidir. Sartre'dan Camus'a ya Hay bin yekzan'dan Kral Sisifosa varoluş ve ölüm farklı kişiler nezdinde farklı yorumlara şahit olmuştur. Ölümle unutulmak arasında o kadar sıkı sıkıya bir bağ vardır ki bu bağ ipincedir. Çoğu insanın ölümden korkmasının bi zatihi sebebidir. kimisininde hafızalarda ölümsüz olmak için dünya da ölümüne bir varoluş savaşına arzusuna da iten odur. Ölüm de anımsanıp unutulmakta bu dizide o denli güzel işlenmiş ki çok ta kasvetli olmasın diye işin için içine komedi de eklenmiş. Dediğim gibi Gassal için detaylı bir yazı yazmadan evvel bana çağrıştırdığı durumlar üzerine bir karalama yapmak istedim. Uzun ve kafa karıştıran türden bir yazı oldu farkındayım ama aklımda dönüp dolaşanlardan ayıklayıp buraya anca bu kadar aktarabildim. Esenle kalın:)
" Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü…devamı" Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım. "
Tutunamayanlar / Oğuz Atay
YouTube'de Remambrance da yorumlar kısmında gezinirken bu pasajın yer aldığı yoruma denk geldim. Tutunamayanlar'ı yarıda bırakıp bitiremediğim için böyle bir paragraf geçiyor mu bilemiyorum. Onun için bende 1000k başta olmak üzere bir çok kitap alıntı sitesine baktım ve Tutunamayanlar başlıklı paylaşımlarda bu paragrafa hep denk geldim. İşin özü ,yanlış yapmaktan korkarak yaşamaktan kaçınmak ve sonunda "hiç yaşamamış" gibi hissetmek üzerine çok güzel bir paragraf. Yanlış yapmaktan , risk almaktan korkmayın. Esenle kalın :)
Bu adam çok değerli bir adam. Bu adam zeki bu adam düşünceli bu adam çok üretken bir adam. Nerdeyse yer aldığı ya da kendisi, kalemi sayesinde kendisine bir yer bulabilen tüm yapımları ( tiyatro oyunu, film ) izlemiş biri olarak…devamıBu adam çok değerli bir adam. Bu adam zeki bu adam düşünceli bu adam çok üretken bir adam. Nerdeyse yer aldığı ya da kendisi, kalemi sayesinde kendisine bir yer bulabilen tüm yapımları ( tiyatro oyunu, film ) izlemiş biri olarak analizini eleştirisini yapmak haddime değil. Lafı cebinde taşıyan dediğimiz tiplerden, Falınızda rönesans var kitabını okumanızı da ısrarla öneririm. Varsayalım İsmaili o kadar seviyorum ve samimi buluyorum ki bir şeyler yazamadan edemedim. Canımın sıkıldığı içimin daraldığı yerde o meşhur repliği tebessümle mırıldanııyorum. - " Varsayalım Yokum."
Huzur içinde uyu büyük usta.
Spoiler içeriyor
Asıl ismi "Herkesin işleneceğini bildiği bir cinayet "olan Türkçe'ye Kırmızı Pazartesi olarak geçen çok güzel çok anlamlı bir kitap. Yaşanmış gerçek bir hikayeden esinlenerek yazılmış. Küçük bir kasaba'da Santiago Nasarın öldürülmesi etrafında olaylar şekillenir. Bu küçük kasabada herkes bu delikanlının…devamıAsıl ismi "Herkesin işleneceğini bildiği bir cinayet "olan Türkçe'ye Kırmızı Pazartesi olarak geçen çok güzel çok anlamlı bir kitap. Yaşanmış gerçek bir hikayeden esinlenerek yazılmış. Küçük bir kasaba'da Santiago Nasarın öldürülmesi etrafında olaylar şekillenir. Bu küçük kasabada herkes bu delikanlının öldürüleceğini bilir ama hiçbir şey yapmaz ciddiye dahi de alınmaz. Peki ne ile suçlanıyor bu Santiago Nasar derseniz Vicario kardeşler'in (Pablo ve Pedro Vicario) tarafından, kız kardeşleri Ángela Vicario’yu “lekelediği” iddiasıyla öldürülür. Kasaba'da herkes Santiago Nasarın böyle bir şey yapmayacağını bilir ama yinede kimse o yapmaz etmez ya da her şeyi geçtim iftira mıdır değil midir Vicario kardeşlere işin aslını astarını araştırması yönünde de bir uyarıda bulunmaz. Herkesin seyirci kaldığı namus etiketi söz konusu olunca toplumun araştırmadan etmeden yargısız infaz ettiği Santiago Nasar kitabın sonunda suçsuz olduğu ona bu iftirayı atan Angela Vicario nun ağzında belirtilir. Kitap toplumsal duyarlılıksızlık üzerine düşündüren,sürükleyici bir dille Gabriel Garcia Marquezin etkili anlatımıyla karşımıza dikiliyor. Çok güzel bir kitap belkide bu kitabı okuyup bitirdikten sonra kendimize toplumumuza bir bakmak lazım. Benzer noktalar var mıdır diye ?
Dostoyevskinin " Bir Yazarın Günlüğü " adlı eserinde ( kendisinin çıkardığı dergi ) bir çok makale deneme ve mektupun yanısıra içinde yer verdiği TEK kısa hikaye TUHAF BİR ADAMIN RÜYASI , bence tüm yazın hayatını özetler nitelikte. Benim kanımca dünyanın…devamıDostoyevskinin " Bir Yazarın Günlüğü " adlı eserinde ( kendisinin çıkardığı dergi ) bir çok makale deneme ve mektupun yanısıra içinde yer verdiği TEK kısa hikaye TUHAF BİR ADAMIN RÜYASI , bence tüm yazın hayatını özetler nitelikte. Benim kanımca dünyanın en iyi yazarı olan Dostoyevskinin, 16 tane kısa ve uzun (novella ) hikaye arasında en iyisi. İnsanın iç dünyasını felsefik, psikolojik ve alegorik anlamda önümüze sunduğu en güçlü yazınlardandır. Bazen uyuyamadığım gecelerde YouTube da AKIN ALTAN 'dan açar dinlerim. Tavsiye de ederim.
Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler Nicedir bir pencereden deniz güzel değil Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden... Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar AŞK / İLHAN…devamıSen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk
Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu
Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
Nicedir bir pencereden deniz güzel değil
Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden...
Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar
AŞK / İLHAN BERK
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk adlı eserinde ismine yer verdiği tek yabancı isim. G.Wells , 4 defa Nobel edebiyat ödülüne aday gösterilmesine rağmen kazanamadı. Görünmez adam o kadar akıcı sürükleyici ki kendisini okutmayı geçtim elinize yapışıp kalıyor. Okumanızı tavsiye ederim.
Satıcının ölümü adlı bir tiyatro oyunu vardır Arthur Miller'ın, film birebir aynısı diyemem ama esinlenme ve bir iki benzer diyologlar sahneler mevcut gerçi filmin içerisinde oynan oyun Satıcının Ölümü. Asghar Farhadi bence İran sinemasının ulaşabileceği en yüksek çıtaya erişti (…devamıSatıcının ölümü adlı bir tiyatro oyunu vardır Arthur Miller'ın, film birebir aynısı diyemem ama esinlenme ve bir iki benzer diyologlar sahneler mevcut gerçi filmin içerisinde oynan oyun Satıcının Ölümü. Asghar Farhadi bence İran sinemasının ulaşabileceği en yüksek çıtaya erişti ( 2 Oscar ) ve Panahi Kiorastami ya da Mejcid'i ve adını şuan hatırlayamadığım nice değerli ustaların yanında yerini aldı. İran sinemasının bu denli baskıcı yönetim altında bu denli üretken olması fikri şahsi bütün haklarının gasp edildiği önemsenmediği ortamda oyuncu ve yönetmenlerin sahip çıkıp hâlâ mücadeleden vazgeçmeyip bu mücadeleyi de sanatla en iyi bildikleri şeyle sinemayla yapmaları çok çok değerli dipnot olarak biraz da affınıza sığınarak filimden kopacağım ama bilmeyenleriniz için üniversite sınavına hazırlanan İranlı öğrencilerin kazanabilicekleri en yüksek dereceli puanlı okul veya bölümler Yönetmenlik ve senaryo oluyor. Yani adamlar Tıp sağlık alanına verdiği değer kadar sinemaya değer veriyorlar. Hem kültürlerinin yaşaması hemde kendilerinin yaşaması için. Aslında bu kadar uzun bir yazı olmayacaktı ama ülkemizde oyuncu yönetmen senarist farketmeksizin tekelleşme konusunun gündemde olduğu konuşulduğu ortamda töre namus intikam ya da kadınlarımızı sadece birer objeden ibaretmiş kendi ayakları üzerinde duramayıp bir denyonun kemdisinin korumalığını yaptığı senaryoların gölgesinde umarım bir çıkış yolu bir ümit ışığı bulma arzusunda içimi dökmek istedim. Hayırlı Geceler 🙂