Bu film yas tutanların, içi bomboş kalanların, kaybedenlerin hikâyesi... Yaptığımız bir hata hayatımızı ne kadar değiştirebilir? Bizi nerelere sürükler? Bizden sonsuza kadar neleri çalar? Manchester By The Sea, bu sorulara en zor ve en acı cevapları veriyor. Korkunç bir trajedi…devamıBu film yas tutanların, içi bomboş kalanların, kaybedenlerin hikâyesi...
Yaptığımız bir hata hayatımızı ne kadar değiştirebilir? Bizi nerelere sürükler? Bizden sonsuza kadar neleri çalar? Manchester By The Sea, bu sorulara en zor ve en acı cevapları veriyor.
Korkunç bir trajedi yaşayan Lee'nin, abisinin vefat etmesiyle beraber yeğenine ebeveynlik yapmaya çalışmasını izliyoruz. Aslında daha çok onun suskunluğunu, yorulmuşluğunu, içindeki suçluluk duygusunun onu yiyip bitirirken yaşamı sadece nefes alarak sürdürme monotonluğunu izliyoruz desem daha doğru olur. Oyunculuğu o kadar içime işledi ki ona sımsıkı sarılıp her şeyin bir gün yoluna gireceğini söylemek istedim. Tabii bu ne kadar doğru olur bilmiyorum. Çünkü insan her şeyin üstesinden gelemez ya da gelmek istemez değil mi? Sadece dümdüz yaşar. Nefes alır, yemek yer, dışarıda dolaşır ama içindeki boşluk hep peşinden gelir. O acıyı ve çaresizliği insanın gözünden anlarsınız. Bana göre en hüzünlü olan da bu. Bazen de o bastırılmış duygular şiddet davranışıyla kendini gösterir. Fiziksel acı çekmek rahatlama unsuru olur. Aynı film boyunca suskun olan Lee'nin, beklenmedik zamanlarda barda kavga çıkarması gibi. Ama benim için en etkileyici sahne; polis karakolunda gidebilirsin denilip herhangi bir ceza verilmeyince sakince odadan çıkıp polisin silahını alarak kendini öldürmek istemesi oldu. Çünkü kendinden kurtuluşun tek yolu buydu.
Eski eşiyle konuştuğu kısım ise dramı en üst seviyelere taşıyan yerlerden biriydi. Zaten film boyunca ağlamadan durabilmek imkânsız. Ancak ilk yüzleşmelerinin nasıl olduğunu da izlemek isterdim.
Hayatın gerçekliğini tokat gibi suratınıza çarpan, her şeyin mutlu sonla bitemeyeceğini gösteren, aslında insanın özünü anlatan bu filmi hepinize öneriyorum ve filmden bir replikle yazımı sonlandırıyorum.
"Anlamıyorsun. Bomboşum. Artık hiçbir şey kalmadı."
Yalnızca aşk ve sevgi, donmuş bir kalbi iyileştirebilir. Animasyon filmlerin dublajını harika yapıyoruz kesinlikle. Kendi kültürümüze ve mizahımıza o kadar iyi entegre ediliyor ki belki de ülkemizde çoğu animasyon filmin popüler olmasının sebebi budur. Bu film de onlardan birisi. Özellikle…devamıYalnızca aşk ve sevgi, donmuş bir kalbi iyileştirebilir.
Animasyon filmlerin dublajını harika yapıyoruz kesinlikle. Kendi kültürümüze ve mizahımıza o kadar iyi entegre ediliyor ki belki de ülkemizde çoğu animasyon filmin popüler olmasının sebebi budur. Bu film de onlardan birisi. Özellikle Anna, Olaf ve Trolleri sevdim.Komiklikleri ve şapşallıkları beni güldürdü. Müzikal yönü daha baskın ve bu filmi daha da eğlenceli yapıyor. Ancak konunun işlenişi fazla detaysız. Bu şekilde dümdüz oluşu hoşuma gitmedi. Bu durum filmin çaba harcamamış gibi görünmesine sebep olmuş. Karakterler ve olay örgüsü sığ kalmış. Çok daha iyi olabilirmiş.
Ama eldiven detayı gibi ince bir nüansı olmasını sevdim. Elsa'nın kıyafetine diyecek söz bulamıyorum. Muhteşem olmuş.
Keyifli vakit geçirmek isteyen herkes izleyebilir.
Puanım: 7/10
Sınıf arkadaşlarının yıllar boyunca bir ucube olarak gördüğü, alay ettiği, hayatı zindan ettiği Carrie White; bu duruma yıllarca katlandı. O kadar kimsesiz ve sevgiden yoksun bırakılmıştı ki adeta dünyada yokmuş gibiydi. Dünya bir nehir misali akıp giderken, o nehirde sabit…devamıSınıf arkadaşlarının yıllar boyunca bir ucube olarak gördüğü, alay ettiği, hayatı zindan ettiği Carrie White; bu duruma yıllarca katlandı. O kadar kimsesiz ve sevgiden yoksun bırakılmıştı ki adeta dünyada yokmuş gibiydi. Dünya bir nehir misali akıp giderken, o nehirde sabit bir şekilde duran kaya parçasıydı. Hiçbir şey isteme hakkı yoktu. Sadece din konusunda aşırı bağnaz olan annesi ve annesinin koyduğu kurallar vardı. Tabii, kendi kızını ergenliğe girip regl kanaması başlayınca kurban edilmesi gereken bir günahkâr olduğunu düşünen birine ne kadar anne denilirse öyle bir annesi vardı işte. Ama sonra Carrie kendi gücünü keşfedince bunların acısını nasıl çıkarıyor kitapta onu okuyoruz.
Stephen King'in yazmış olduğu ilk kitap ve bence konu itibariyle oldukça başarılı. Kitapta olay öncesi,sırası, sonrası ve bu yaşananlara tanık olan kişilerin ifadelerine yer verilmiş. Hatta bu olay üzerine yazılmış kitaplara ilişkin farklı görüşler de kitapta yer bulmuş. Yazar bu durumu kitabın içine o kadar iyi entegre etmiş ki bir kopukluk yaratmıyor. Hatta bence oldukça değişik ve keyifli bir okuma deneyimi sunuyor. Bir çırpıda okunan, sürükleyici ve bir taraftan hüzünlendiren psikolojik yönü ağır basan bir gerilim diyebilirim tür olarak. Ayrıca üç tane sinema filmi de bulunuyor. Bir şans vermenizi öneririm. Herkese keyifli okumalar.
Puanım: 8 /10
Hani bir söz var ya "Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir." işte bu film tamamen bu sözün vücut bulmuş hali. Zıt karakterdeki iki kadın ama başlarından geçen durum birbirine…devamıHani bir söz var ya "Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir." işte bu film tamamen bu sözün vücut bulmuş hali.
Zıt karakterdeki iki kadın ama başlarından geçen durum birbirine benzer. Tatil için evlerini takas edip bambaşka dünyaya adım attıklarında ikisi de başlarına böyle güzellikler geleceğinden habersizler. Aynı filmde olduğu gibi insanın bir yerden sonra sürekli gördüğü insanlardan, geçtiği yollardan, yaptığı işlerden uzaklaşıp kendisine zaman ayırması gerekiyor. Hayat çevremizdekilerle sınırlı değil. Bakış açımızı değiştirmediğimiz sürece kim bilir bizi ne kadar sevip sayacak, kötü yönlerimizi yüzümüze vurmayacak, bizi biz olduğumuz için sevecek insanlardan; etraftaki güzel onca şeyden mahrum kalıyoruz. Film boyunca en çok bunu düşündüm sanırım.
Ayrıca o kadar sıcak bir film ki sizi bir anda sarıp sarmalıyor. Evin içi, dışarıdaki karlar sizi çok güvende hissettiriyor. Aynı kartpostallardaki gibi. Kendinizi o dünyanın içinde buluyorsunuz. Keşke benim de hayatım böyle bir anda değişse ya da en azından o cesareti bulsam diyorsunuz. Oyunculuklar zaten şahane. Özellikle Amanda oldukça ikonik bir karakter. Karda topuklu ayakkabıyla koşması bu düşüncemi doğrular sanırım. Jude Law da role o kadar yakışmış ki gözümü film boyunca ondan alamadım. Saydığım özelliklerden de anlaşılacağı gibi bu filmi izlemek benim için yılbaşı gelmiş demektir. Mutlaka şans verin. Yüzünüzü gülümseteceğine eminim.
Puanım: 9/10
Karabasan gibi bir varlığın ete kemiğe büründürülerek somut hâle getirilmesi yaratıcı olmuş. Filmin temelinde çocukların sevgisinin ne kadar güçlü ve koruyucu olduğu yatıyor. Verilen mesaj açısından güzeldi. Ama film o kadar durağan ki izlerken aşırı sıkıldım. Korkutan ya da geren…devamıKarabasan gibi bir varlığın ete kemiğe büründürülerek somut hâle getirilmesi yaratıcı olmuş. Filmin temelinde çocukların sevgisinin ne kadar güçlü ve koruyucu olduğu yatıyor. Verilen mesaj açısından güzeldi. Ama film o kadar durağan ki izlerken aşırı sıkıldım. Korkutan ya da geren herhangi bir korku unsuru göremedim. Sonu itibariyle de fena değildi. Farklı bir bakış açısı kullanılmış.
Puanım: 4/10
Psikolojimin yerlerde olduğu bir günde sinemada izledim ve modumu o kadar yükseltti ki nasıl geçtiğini anlamadım bile. Orijinal filmi izlediğim için zaten konuya hakimdim. Orijinaline oldukça sadık kalınmış olsa da film bizim kültürümüze entegre edilip yerelleştirilmiş. O atmosfer bile beni…devamıPsikolojimin yerlerde olduğu bir günde sinemada izledim ve modumu o kadar yükseltti ki nasıl geçtiğini anlamadım bile. Orijinal filmi izlediğim için zaten konuya hakimdim. Orijinaline oldukça sadık kalınmış olsa da film bizim kültürümüze entegre edilip yerelleştirilmiş. O atmosfer bile beni eğlendirmeye yetti. Oyunculuklar şahane. Özellikle Feyyaz Yiğit için gitmiştim. Onun çabasız komikliğine, hareketlerine ve insanı yormadan güldürmesine bayılıyorum. Jest ve mimiklerini de çok iyi kullanıyor ayrıca. Bence son zamanların en iyi Türk yapımlardan. İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler.
Puanım: 8 /10
James Wan'ın 2007 yılında yönetmen koltuğuna oturduğu bu film, merak uyandırıcı ve gerilimi yüksek olarak başlasa da oldukça durağan ilerliyor. Korku ögeleri fazla kullanılmamış ve tabii ki kendini klişelikten kurtarmayı da başaramamış. Ancak filmin o karanlık atmosferi kuklalarla birleşince konu…devamıJames Wan'ın 2007 yılında yönetmen koltuğuna oturduğu bu film, merak uyandırıcı ve gerilimi yüksek olarak başlasa da oldukça durağan ilerliyor. Korku ögeleri fazla kullanılmamış ve tabii ki kendini klişelikten kurtarmayı da başaramamış. Ancak filmin o karanlık atmosferi kuklalarla birleşince konu olarak hoşuma gitti. Billy adındaki kukla gerçekten korkutucuydu ve filmin müziği o kadar iyi yapılmış ki duyduğum en iyilerden biriydi. Filmin sonundaki ters köşe filme çok yakışmıştı ve şüphelerim olsa da bu denli bir şey düşünmemiştim. Zaten film sonlarını tahmin etmeyi pek sevmem. Ancak bu sonun aklımda kalacağına eminim.
Puanım: 5/10
Nora on yıldır görmediği arkadaşının Bekarlığa Veda Partisi için bir e-posta alır ve bu daveti kabul eder. Hiç tanımadığı insanlarla ve tanıdığını sandığı insanlarla ıssız bir yerdeki cam evde bir hafta sonu geçirecektir. Ancak sıradan olacağını düşündüğü bu parti ne…devamıNora on yıldır görmediği arkadaşının Bekarlığa Veda Partisi için bir e-posta alır ve bu daveti kabul eder. Hiç tanımadığı insanlarla ve tanıdığını sandığı insanlarla ıssız bir yerdeki cam evde bir hafta sonu geçirecektir. Ancak sıradan olacağını düşündüğü bu parti ne kadar kötü olabilir ki?
Kitabın konusu güzeldi ancak yazar bu potansiyeli iyi kullanamamış. Özellikle Nora'ya sinir oldum. On yıldır arkadaşını görmemişsin. Bazı travmaların var ve partiye gitmek neden? Ve sadece partiye davet edilip düğüne edilmiyorsun. Seni arkadaşının partisine davet eden kişiyi bile tanımıyorsun. Hadi gittin ayıp olur diye saçma sapan bir ortamda bulunmak neden? Bir de iç konuşmalarında sürekli evden gitmek istediğini söylüyor, panik ataklar geçiriyor ama gitmiyor neden? Tüm yaşananlara rağmen arkadaşını kusursuz bir Tanrıça gibi görmek neden? Kendi sınırlarının farkına varamayan, yetişkin ama ergenlikte takılı kalmış biriydi. Böyle düşününce hayatın gündelik akışına uygun olmadığını düşünüyorum. Kitabın sonunda bile kullandığı cümleler hâlâ akıllanmadığı yönündeydi zaten. Tüm karakterler de oldukça sorunluydu o yüzden katile hiç şaşırmadım ki zaten rahatlıkla tahmin edilebiliyor kim olduğu. Ancak kitabın atmosferini ve o ortamın boğuculuğunu yazar iyi yansıtmış. Çığlık atarak o ortamdan kurtulmak istedim ben de. Çevirisi de gayet güzeldi. Sonuç olarak ortalama bir kitaptı.
David F. Sandberg'in aynı adlı kısa metrajlı filminin uzun versiyonu. Konunun işlenişi basit ve insanı yormuyor. Ayrıca etrafın aydınlık ya da karanlık olması olayı gündelik yaşamın bir parçası olduğundan böyle bir konunun işlenilmesi gerilimi tırmandırmış. Ses ve görüntü efektleriyle beraber…devamıDavid F. Sandberg'in aynı adlı kısa metrajlı filminin uzun versiyonu. Konunun işlenişi basit ve insanı yormuyor. Ayrıca etrafın aydınlık ya da karanlık olması olayı gündelik yaşamın bir parçası olduğundan böyle bir konunun işlenilmesi gerilimi tırmandırmış. Ses ve görüntü efektleriyle beraber de gerilim düzeyi ortalamanın üstüne çıkmış .Başından sonuna kadar da temposunu koruduğu için nasıl başlayıp bittiğini anlayamadım o yüzden izlemesi benim için baya keyifliydi. Oyunculuklar da oldukça doğaldı. Özellikle başrol karakterimiz Rebecca ve erkek arkadaşı arasındaki duygusal ilişki imrenilecek türdendi. Adamın kriz yönetimi, korkusuzluğu, şapşallığı, kişisel alana saygısı ve sevgisi güzel yansıtılmıştı. İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler.
Puanım: 7/10