🎼 aklımda çalan şarkı, okuyan kimse kitapla bağdaşmadığını söyleyemez: "sessiz bir köşede her şeyden uzak meçhul yarınlara terk edilmişim dostluklar yalanmış sevgiler tuzakmış tuzak hayret yanılmışım yalnızım şimdi oysa mutluluğu hayal etmiştim gidenler unutmuş aşkları yalanmış yalan güneşin doğuşu batışı…devamı🎼 aklımda çalan şarkı, okuyan kimse kitapla bağdaşmadığını söyleyemez:
"sessiz bir köşede her şeyden uzak
meçhul yarınlara terk edilmişim
dostluklar yalanmış sevgiler tuzakmış
tuzak
hayret yanılmışım yalnızım şimdi
oysa mutluluğu hayal etmiştim
gidenler unutmuş aşkları yalanmış
yalan
güneşin doğuşu batışı farksız
nasıl yaşanırsa yaşadım ben aşksız
demir attım yalnızlığa
bir hasret çölüüünde
ve şimdi hayallerim o günlerin izinde
yüreğimde duygular ümitlerim nerede
şöyle bir düşünüp her şeyi birden
neden anıları bitirmeyişim
yalanmış sevgiler kalbimden uzakmış
uzak
boşa beklemişim yollara bakıp
kurak topraklara umutlar ekmişim🥀
arzular avuttu gördüğüm hayalmiş
hayal"
bu kadar uzun yazmaya gerek yoktu, içimdeki insan ortaya çıkıyor. tıpkı yazarın birdenbire geniş zamana geçmesine gerek olmadığı gibi. yazarlar ve onların dördüncü duvarı yıkma hakkındaki ufak tatsız girişimleri.
• • •
kitabı bitirdim. sonra gelip kitabı burada anlatmak istedim. düşündüm, nasıl anlatabilirim diye. bekleyişin kitabı desem... ardından umudun lafı geliyor sanki. "bekleyişin ve umudun" kitabı. tekrar düşündüm, bu sefer umut ettiklerimi. sonra fark ettim ki ben hiçbir zaman bu kadar uçsuz bucaksız bir şeyi umut etmemişim. imkan sınırları içinde hayal kurmak gibi delilikten yoksun umutlarım olmuş, aklı başında. olması uzak tarihte ancak çabalarla muhtemel. bilemiyorum, umudun doğasına aykırı mı bu?
• • •
oldukça durağan bir eser, sıkıcı. seveni sever/ sevmeyeni sevmez. ben sevmeyenlerdenim. fakat biliyorum ki, beş on ay sonra dönüp baktığımda unutamadığım bir kitap olacak. bu güzel bir güç. ayrıca kitabı yorumlayanlar ve kendi örnekleriyle anlatanlar beni çok etkiledi. üzüldüm. bu da ikinci bir güç. ve zannettiğimizden daha fazlası :')
"...ve akşamları sürekli drogo'nun gürültülü zaferiyle son bulan sabırlı satranç partileri. ama yüzbaşı ortiz demişti ki: "başlangıçta hep böyledir. yeni gelenler kazanır. herkes için durum aynıdır, insan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz."
diğer alıntıları bizzat fotoğrafladım.
mutlu olmak zorunda değilsin ama mutlu olmayı seçmek zorundasın. choose the life. mutsuz olmazsan mutlu olmanın değerini bilemezsin kitabı. çok düşünüyorsam, ne düşündüğümü bilmiyorsam ve düşündüklerimi sıraya koyamıyorsam "bu budur, şu da tam anlamıyla şudur ve başka bir söze gerek…devamımutlu olmak zorunda değilsin ama mutlu olmayı seçmek zorundasın. choose the life.
mutsuz olmazsan mutlu olmanın değerini bilemezsin kitabı. çok düşünüyorsam, ne düşündüğümü bilmiyorsam ve düşündüklerimi sıraya koyamıyorsam "bu budur, şu da tam anlamıyla şudur ve başka bir söze gerek yoktur" anlatımlarını seviyorum; beni yormadan yerime bir şeyleri özetliyorlar, tam istediğim gibi olmasa da. neyse. nankörlük etmeye gerek yok. asıl sebeplerden biri de lise sıralarında kalplerimizin bir attığı bir arkadaşımın (şimdilerde gönül bağları, uzak mesafe) "sen joysun benim gözümde çok az da üzgün miniminnacık" yorumu oldu. inside out izlerken aklımıza düşüvermişti. aile üyelerim bıkkınlık derdi, bir başkası tiksinti, ben belki öfke? kendi hakkınızda düşünmeniz, başkalarının sizin hakkında düşünmesi ve başkalarının sizin hakkında ne düşündüğünü düşünmeniz... hepsi birbirinden farklı ve yanıltıcı olabiliyor. çok düşünmeyin ya işte.
evet, mutsuz olmazsam mutlu olmanın değerini bilemem. tabii ben bildiğimi bilir, bunun için oturup sayfalarca yazmazdım. gerek yok.
son olarak, mutsuz olun çünkü bu duyguyu yaşamaya ihtiyacınız var🧘♂️🧘♀️🧘
dinlenir: beni severmiş o-asfalt dünya
"sadece nafileliğini görürseniz, hayatı sürdürmek pek mümkün değildir."
ekledim gitti: manolya-flört (off🥲🥹)
"senin iraden güçlü değil hayatım, sadece tutkuların zayıf." bir ilk romana, yazarın tüm eserlerini okuyup öyle dönmek hangi akla hizmetti bilmem. fakat çıtanın en başından kalemle çizildiğini görmüş ve tatmış olduk. çok lezzet aldım bu okumadan. birkaç sene önce, kamu…devamı"senin iraden güçlü değil hayatım, sadece tutkuların zayıf."
bir ilk romana, yazarın tüm eserlerini okuyup öyle dönmek hangi akla hizmetti bilmem. fakat çıtanın en başından kalemle çizildiğini görmüş ve tatmış olduk.
çok lezzet aldım bu okumadan. birkaç sene önce, kamu davasını bitirmenin heyecanıyla başlamış ve bu kadar saçmalığa şu an katlanamam ya deyip devam etmemiştim. bu aralar sıcak tüm saçmalıkların babası olduğu için (annesi?? freud ile randevulaşamayacağımdan onun dünyadaki sekreteri profesörden bir randevu rica edeyim) (öyle bir dünya ki sekreterler bile psikolojiden anlıyor) (ki muhtemelen freud ile görüşmek istemezdim) için elime almış bulundum. bu sefer bırakamadım tabii. farklı hikayelerdeki çoklu ikililer evrenleri ve hangi evrenlere gönderme yapıldığını anlamamı zorlaştırdı başlangıçta. ama bu durum sonradan yok oldu, özellikle son elli sayfa su gibi aktı, bazı tartışmalar elle tutulacak cinsten canlıydı. sonunu da çok beğendim. deneyimlememiş herkesin bir kere olsun bu saçmalıkla eğlenebilmesini isterim.
”Profesör rahatsız bir şekilde oturduğu yerde kımıldadı. artık klinik psikoloji ve psikiyatriyi sorgulamak entelektüel kabul edilmenin baş koşulu hâline gelmişti. son on yıldır bütün zevzek öğrencilerin yepyeni bir şey keşfetmiş gibi heyecanla aynı sözleri tekrarlayıp duruyordu: "bir insan kendini napolyon sanıp bundan mutluluk duyabiliyorsa, onu sözde tedavi edip mutsuz kılmak doğru mu?" "sırf çoğunluğun normallik anlayışına ters düşüyor diye birine deli yaftası yapıştırıp onu bir tımarhaneye kilitlemek insanlık dışı değil mi?" ... "ya deliler haklıysa?" "delilere özgürlük!" ve en sinir bozucusu da, "bana normalin tanımını yapabilir misiniz?" sorusuydu elbette.”
>>> denk geldiğim tüm alıntılarda napolyon'dan itibaren işaretlemesi ve geride kalan bir iki cümleciğin çok da kayda değer bulunmaması beni çok güldürdü. profesör'e de çok gülerdim zaten :) hakikat dolu bir insanmış.
"... ve ona duyduğu aşkı besleyen yaşantılarken, Nesteren için hayatın kendisiydi. Sulhi'nin gevezeliğine, keskin zekasıyla parlattığı cümlelere çok da değer vermiyordu aslında. Onunla birlikte olmak yetiyordu. Sulhi'nin anlamadığı, belki de hiç anlamayacağı şey de buydu işte. Yalnızca varlığının, nefis, hassas…devamı"... ve ona duyduğu aşkı besleyen yaşantılarken, Nesteren için hayatın kendisiydi. Sulhi'nin gevezeliğine, keskin zekasıyla parlattığı cümlelere çok da değer vermiyordu aslında. Onunla birlikte olmak yetiyordu. Sulhi'nin anlamadığı, belki de hiç anlamayacağı şey de buydu işte. Yalnızca varlığının, nefis, hassas bir mekanizma olan çenesinin değil, yalnızca varlığının hoşa gidebileceğini anlamıyordu bizim salak! Onun için varsa yoksa konuşmak, ruhunu döküp saçmak, varsa yoksa sözcükler..."
selamlar. uzun süredir var olan yokluğuma bir ara vererek konuya dalayım. küçük bir giriş paragrafı yazdım. çok ani gelişti, beklentisizim. sanırım eleştirmeye yatkın olduğumdan, kafama takılanlar oldu. Türk öykücülüğüyle haşır neşir olunca gereksiz betimlemeler mi yapıyorum, her sözcüğü yerli yersiz…devamıselamlar. uzun süredir var olan yokluğuma bir ara vererek konuya dalayım.
küçük bir giriş paragrafı yazdım. çok ani gelişti, beklentisizim. sanırım eleştirmeye yatkın olduğumdan, kafama takılanlar oldu. Türk öykücülüğüyle haşır neşir olunca gereksiz betimlemeler mi yapıyorum, her sözcüğü yerli yersiz metne ilave mi ediyorum, hadi bunlar tamam bu sefer de duygu mu yok diye düşünmeden edemedim. yorumlamayı size bırakıyor, yergilerinizi bekliyorum.
"Mithat elleri cebinde, ilk defa nalbura selam vermeden geçti yan yana olan dükkanların önünden. Taburelerde yaylanan gençler bir gariplik olduğunu sezmiş midir bilinmez, ustaları içeriden bağırınca işlerine koşturdular. Fırında ekmek almaya çalışan küçük çocuk çıkan sesle irkildi, iki saniye sonra ilgisini tekrar tezgahtaki çöreklere vermişti. Esnaf lokantasında garsonlar masalara yetişmeye çalışıyor, yaşlıca teyzeler pazar arabalarını peşlerinden sürüklüyor, mahallenin bakkaliyesi küçük hesaplarla uğraşıyordu. Herkes işinde gücünde, günü sağ salim kapatmaya çalışmakla meşguldü. Tüm bunlar olurken Mithat gözlerini yerden ayırmadan yürüyordu, tavrında pekala ısrarcıydı. Kafasındaki kalabalık onu o kadar sarmıştı ki mevcudiyetinin bile farkında değildi, sözümona karşıdan kornasını sertçe çalarak gelen araba sert bir manevra yapmasaydı şu an etrafta ambulans çağırmak için panikle numara tuşlayan insanlar olurdu. En son camdan çıkan kolu ve arkasından boşluğa savrulan küfürleri gördü Mithat, derin uykusundan bir anlığına uyanmış gibi sarsıldı. Kimdi bu sözlerin muhattabı? Olduğu yeri idrak etmek isteyen bakışlarla gözlerini kırpıştırdı, üstüne sinen garipliği o da yakıştıramamıştı kendine."
1. Kitabı okurken birden fazla Rus klasiğinden derleme yapılmış bir eseri okuyor gibi hissettim. Çirkin şeyler yapmasının kaderin gerekliliği olduğuna ve bunun onu kötü bir insan yapmayacağına kendisini inandıran Golubçin'de toplumu zararlı bir bitten kurtardığını söyleyen Raskolnikov'u okudum sanki. Yine…devamı1.
Kitabı okurken birden fazla Rus klasiğinden derleme yapılmış bir eseri okuyor gibi hissettim. Çirkin şeyler yapmasının kaderin gerekliliği olduğuna ve bunun onu kötü bir insan yapmayacağına kendisini inandıran Golubçin'de toplumu zararlı bir bitten kurtardığını söyleyen Raskolnikov'u okudum sanki. Yine Dostoyevski'den aşina olduğumuz düzenbaz ve birden ortaya çıkan dost tiplemesinde Lakatos'a, histerik karakterde Lutetia'ya şahit oldum. Baş karakterin tüm öfkesinin yegâne kaynağında ise Krapotkin ile tanıştım. Hatta saydığım tüm bu nedenlere artı olarak olaylar Rusya'da geçtiği için uzunca bir süre bir Rus klasiği okuduğumu sandım. Okuduğum neredeyse her satır bende çağrışım oluşturmasına ve tanıdık gelmesine rağmen çok keyifle okudum. Olayların gidişatından, öldürdüğü kişinin kim olduğunu tahmin ettiğimi sanmamdan ve özellikle her şey ortaya çıktıktan sonra nasıl bitecek diye düşündüğüm sondan çok hoşlandım. Suç ve Ceza'da olay ne kadar balta ise, burada da olay o kadar bir katilin itiraflarıydı.
Kısaca Rus edebiyatından bir metin okumayı özleyip hikayeden sadece keyif almak isteyenler için kısa sürede bitirmelik gayet güzel bir kitaptı.
7/10
"Yazınız" dedim, "Soyadı: Lakatos, Adı: Jenö."
*Lutetia'nın bazı sahneleri Neva Caddesi'ni hatırlattı ama şaşırmadım. Sonuçta Gogol da bir Rus.
*Spoilerlı dipnot: Ve evet, Golubçin Lutetia'nın acı çekmesinden zevk alırken de Tolstoy'u gördüm. Pardon pardon, Levin'i :)