Var ya konu falan süper. Keşke uzun olaymış ne güzel izlenirdi haaa ben çok beğendim açıkçası ve ne olacağını merak ettim. Umarım uzun hali gelir yoksa ben çekeyim 😥😅10/8
Mitoloji filmi güzel yedirdikleri bir film olmuş. Oyunculukları sahneyi müzikleri ve birçok şey hemen hemen çok güzeldi. Zaten kadro baya zengindi biliyordum böyle dolu olacağını. Viking miti hep hoşuma gitmiştir. Keltler gibi büyüyü sihri kullanmalarıda iyi olmuş. Hemen hemen her…devamıMitoloji filmi güzel yedirdikleri bir film olmuş. Oyunculukları sahneyi müzikleri ve birçok şey hemen hemen çok güzeldi. Zaten kadro baya zengindi biliyordum böyle dolu olacağını. Viking miti hep hoşuma gitmiştir. Keltler gibi büyüyü sihri kullanmalarıda iyi olmuş. Hemen hemen her Mitte var zaten bu iş. İntikam klişesine çok şey beklemeyin ama bu film beklentiyi karşılar. 10/7
23 Ağustos 2021 Tarihinde İzledim Aki Kaurismaki’nin Proletarya Üçlemesi’nin ilk filmi olan Shadows in Paradise – Cennetteki Gölgeler, eski kasap şimdinin çöp toplayıcısı Nikander’in sürekli iş değiştiren ve sınıf atlamanın peşinde olan Ilona’yla olan aşkını Kaurismaki kendine özgü “deadpan” mizahı…devamı23 Ağustos 2021 Tarihinde İzledim
Aki Kaurismaki’nin Proletarya Üçlemesi’nin ilk filmi olan Shadows in Paradise – Cennetteki Gölgeler, eski kasap şimdinin çöp toplayıcısı Nikander’in sürekli iş değiştiren ve sınıf atlamanın peşinde olan Ilona’yla olan aşkını Kaurismaki kendine özgü “deadpan” mizahı ile harmanlayıp ortaya çok özel bir romantik komedi çıkarıyor.
Kaurismaki filmin beşinci dakikasında filmdeki kaotik aşık çifti, Nikander’in kazara elini kanatması sonucu markette tanıştırır. Nikander’in elinin kanadığını gören Ilona ona yara bandı yapıştırır. Film ilk 10 dakikasından sonra çok daha sertleşir ve Nikander’in tek ve en iyi dostunun öldüğü sahneyi, karakterin karısına verdiği dünya turu sözünden bahsettikten sonraki sahneye koyar. Bu sahneyle Kaurismaki’nin karanlık ve ironik olan dünyasına ilk adımlarımızı atarız. Bu olaydan çokça etkilenen Nikander kendini içmeye verir ve barın şefiyle kavga edip hapse düşene kadar içmeye devam eder. Hapiste Melartin’le tanışır ve tanışır tanışmaz çöpçü eksiği olduğunu ve arkadaşının yerine yeni biri bulunması gerektiğini söyler.
Nikander ve Ilona ilk karşılaşmalarından sonra hep tesadüfi yerlerde, tesadüfi zamanlarda karşılaşır. Birkaç kez karşılaşma sonrası birlikte olurlar ancak Ilona’nın Nikander, Melartin ve Melartin’in eşiyle olan buluşmaya gelmemesi sonucu kavga ederler ve ayrılırlar. Ilona bir süre çalıştığı mağazanın patronuyla çıkar ancak Nikander’le giremediği restorana patronuyla girdiğini gördüğü zaman restorandan kalkar ve Nikander’in evine gider. Nikander dışarıdayken 2 serseri tarafından dövülür ve hastaneye kaldırılır. olayı bilmeyen Ilona işine geri döner, Nikander sabah kalkar üstünü değiştirir ve Ilona’nın yanına gidip her şeyin iyi olacağını ve onunla gelmesi gerektiğini söyler. Ilona ve Nikander artık Melartin’e kalmış olan çöp arabasıyla yolcu edilir.
Nikander ve Ilona’nın çok garip ortak özellikleri vardır ve belki de en izlerken en komiği ve akılda kalanı ne olursa olsun elindeki veya ağızlarındaki sigarayı bırakamamalarıdır. Ilona sahilde Nikander onu öperken, Nikander ise serseriler tarafından dövülürken ağzındaki sigarayı asla düşürmez hatta bayılmışken bile ağzındadır sigarası. 10/8
3 Ağustos 2021 Tarihinde İzledim Dönem: İkinci Dünya Savaşı, Yer: Fas. Efsanevi aktör Humphrey Bogart ve güzeller güzeli Ingrid Bergman'ın başrollerinde yer aldığı, romantik / filmlerin bu unutulmaz klasiği mutlaka arşivinizde yer almalı. Casablanca, favori bir müzik albümü gibi: Ne…devamı3 Ağustos 2021 Tarihinde İzledim
Dönem: İkinci Dünya Savaşı, Yer: Fas. Efsanevi aktör Humphrey Bogart ve güzeller güzeli Ingrid Bergman'ın başrollerinde yer aldığı, romantik / filmlerin bu unutulmaz klasiği mutlaka arşivinizde yer almalı.
Casablanca, favori bir müzik albümü gibi: Ne kadar çok dinlersen o kadar çok keyif alırsın.
Savaşın gölgesi.
Kazablanka girmesi kolay ama arananlar listesindeyseniz çıkması zor bir şehirdir.
Rick Blaine'in dışarıda patlak veren II. Dünya Savaşı ile hiçbir ilgisi yok. O sadece Fransa'nın henüz işgal etmediği Kazablanka'daki 'Bar Americana'yı işleten tarafsız bir yatırımcıdır.
Bir gün eski sevgilisi, direniş lideri Victor Laszlo ile birlikte kapıdan içeri girer. Ona karşı Rick Blaine mesafeli davranır ve alaycı bir üslupla "Dünyada onca kentte onca batakhane varken o benimkine geldi," der.
IIsa ve Victor'un, Nazi devriyelerine yakalanmadan Casablanca'dan çıkmalarını sağlayabilecek tek kişi Rick'tir. İhtiyaç duydukları resmi belgeleri temin edecek ve böylece eski sevgilisi ve eşinin özgürlüğe giden uçağa binmelerine yardım edecektir. "O uçağa bineceksin, ait olduğun yer orası."
Filmin sonunda Rick uzaklaşan uçağın arkasından bakar ve şöyle der: "Bu çılgın dünyada üç küçük insanın sorunlarının incir çekirdeğini doldurmadığını anlamak çok zor değil."
Oysa film, bu normal insanların sorunlarının, seyircinin aklına gelebilecek en güçlü şey olabileceğini Hissettirmeyi başarır. 10/9
1 Ağustos 2021 Tarihinde İzledim Moskova da yaşayan ve birbirlerine deli gibi aşık iki genç, Veronika ve Boris 2.Dünya Savaşı’nın başlaması ile birbirlerinden ayrılmak zorunda kalırlar. Askere gönüllü yazılan Boris, Veronika’nın doğum gününden bir gün önce cepheye gönderilir. Birbirlerine veda…devamı1 Ağustos 2021 Tarihinde İzledim
Moskova da yaşayan ve birbirlerine deli gibi aşık iki genç, Veronika ve Boris 2.Dünya Savaşı’nın başlaması ile birbirlerinden ayrılmak zorunda kalırlar. Askere gönüllü yazılan Boris, Veronika’nın doğum gününden bir gün önce cepheye gönderilir. Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar. Boris’ten uzun süre haber alamayan Veronika, Boris ‘in kuzeni Fyodor’un tecavüzüne uğrar ve sevmediği halde onunla evlenmek zorunda kalır. Bütün bu olanlar Veronika’ya Boris’i unutturmaya yetmez.
Leylekler Uçarken 1957 Sovyetler Birliği yapımı melodramatik savaş filmidir. Özgün adı Letyat Zhuravli (Летят журавли) olan film İngilizce konuşulan ülkelerde The Cranes Are Flying adı ile gösterime sunulmuştur.
Senaryosunu Viktor Rozov ‘un kendi oyunundan uyarlayıp yazdığı filmi Mihail Kalatozov yönetmiş, başrollerinde ise Tatyana Samojlova, Aleksey Batalov ve Vasili Merkuryev oynamışlardır. Filmin yapımcılığını da Mihail Kalatozov üstlenmiştir. Film 1958 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ile ödüllendirilmişti. 2. Dünya Savaşı sırasında geçen lirik bir aşk öyküsünü anlatır. 10/9
6 Kasım 2021 Tarihinde İzledim. Le trou (1960): Düzendeki Delik Sinema tarihi hatırı sayılır birden çok hapishaneden kaçış filmi barındırır. Bazıları gereğinden fazla popularite elde etmiş, bazıları ise yerinde usul usul durup izlenmeyi beklerler. Tıpkı Jacques Becker’in ölmeden önce çektiği…devamı6 Kasım 2021 Tarihinde İzledim.
Le trou (1960): Düzendeki Delik
Sinema tarihi hatırı sayılır birden çok hapishaneden kaçış filmi barındırır. Bazıları gereğinden fazla popularite elde etmiş, bazıları ise yerinde usul usul durup izlenmeyi beklerler. Tıpkı Jacques Becker’in ölmeden önce çektiği son film olan Fransız yapımı Le trou (1960) gibi. Le trou’yu türdeşleri gibi hapishaneden kaçış filmi olarak isimlendirmek yanlış olmaz. Zaten film başından sonuna kadar bunu temsil ederek hareket ediyor.
Film Glaude Gaspard adlı mahkumun başka bir hücreye aktarılmasıyla başlıyor. Aktarıldığı yeni hücrede dört mahkumun yanına beşincileri olarak geliyor. İlk andan itibaren fiziksel olarak bir nebze çelimsiz fakat nazik bir duruşu olan Gaspard’a şüpheci gözle bakılıyor. Bu bakışlardaki şüphecilik Gaspard’a özel olmadığını söylemekte yarar var. Bu dört mahkumu ilk gördüğümüz anda aralarından su sızmayacak seviyede olduklarını anlıyorsunuz. Bu birbirlerine güvenme durumu büyük bir amaca hizmet ediyor. O da hapishaneden kaçarak tekrar özgür olma arzuları. Bu yüzden de kurdukları bu küçük bir hata bile kaldırmayacak düzene giren her yabancıya şüpheli gözlerle bakmaları en doğal haklarıdır diyebiliriz. Gaspard’ı biraz tanıdıktan sonra ve planlarının aksamamasına adına plana Gaspard’ı da dahil ederler. Zamanla Gaspard’ı daha yakından tanırlar. Bu yakından tanıma sürecinde sadece Gaspard’ın neden mahkum olduğunu öğreniriz. Diğerlerinin suçları hakkında her birinin en az 10 yılı olduğu dışında bir bilgiye sahip değiliz. Bu durum filmin başından beri olan ayrılmaz dörtlümüze içten içe toz kondurmamamıza devam etmemizi sağlıyor. Ayrıca suçunu öğrendiğimiz Gaspard’ın da sağlam pabuç olmama ihtimalinin artmasına sebep oluyor
Filme adını veren delik bu kaçış serüveninin başladığı yer. O delik kazılmaya başladığı andan itibaren bütün zorlu süreci seyirciye aktarmayı çok iyi başarıyor yönetmen Becker. Tabi bunda Jose Giovanni’nin kendi hapishaneden kaçış denemesini kaleme aldığı romanından uyarlanmasının katkısı fazla. Becker ise bu zor kaçışın tasvirini anlatmakta bu kadar yalın bir dil kullanması ve doğru kamera açısına başvurması hikayenin inandırıcılığına büyük hizmet ediyor. Atmosferi gereği siz de o hücrenin 6. sı olarak konuk oluyorsunuz. Yukarıda küçük bir hata bile kaldırmayacak düzen olarak nitelendirmiştim bu kaçış planını. Siz de 6. mahkum olarak her an bir hata yapılabilir ve enselenebilir endişesiyle tetikte izlemenize sebep olacak gerilimi Jacques Becker inşaa ediyor. Roland karakteri üzerinden de hapishaneden nasıl kaçılır dersini bütün incelikleriyle izleyiciye aktarıyor. Kaçış için yapılan her hareket izleyicinin aklında bir nebze soru işareti yaratmıyor. Ya da manasız bir şekilde konumlanmasına sebep olmuyor. Fiziksel güç sergilenen her anda akıtılan her damla terin gerçekliğe bir katkısı olduğunu anlıyorsunuz.
Sahne sırası gelen her mahkum alışılagelmişin dışında bir mahkum portresi çiziyor. Belki bunu dönemsel olarak çizilen Fransız beyfendi sıfatında değerlendirmek mümkün. Mahkumların her biri uyumlu, hapishane düzenine uygun, argovari üslupları olmayan insanlar. Bunda diğer mahkumlarla az etkileşime girmelerinin de payı vardır diyebiliriz. Gaspard da ilk andan itibaren buna benzer tavırlarla dikkati çekiyor. Bu dört mahkum Gaspard’da olmayan önemli bir özelliğe sahip. O da cesaretli oluşları. Dörtlünün cesarete dayalı bu cabbar ve ne yaptıklarını bilen tavrı Gaspard’a “Çok şanslıyım. İyi ki sizi tanıdım.” gibi ifadeler kurmasına sebep oluyor. Çünkü Gaspard’da olmayan o cesarete Gaspard imreniyor. Yeri geldiğindede o cesaretden yoksun duruşunun faturasını herkes ödüyor.
Filmin isminin çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Ama bu isim ilk olarak koğuşun içindeki kazılan delik olarak düşünülse de düzendeki delik olarak Gaspard düşünülebilir. La trou her anı ayrıntıyla resmettiği ve sahtecilikten yoksun olduğu için sinemanın en iyi kaçış filmlerinden birisi. Belki de en iyisi. Olanı eveleyip gevelemeden direkt olarak izleyiciye sunuşu ve akıllarda olmayan bir gerilim yaratıp seyirciyi tetikte bırakması ise yönetmen Becker’in başarısı. Ölmeden 2 hafta çekimini tamamlamış olması Becker için kaderin cilvesi demek yanlış olmaz. 10/10
https://www.google.com/amp/s/www.birdunyafilm.co/le-trou/amp/
Zorbalık üzerine kurulmuş çok boş bir film. Hayır gerçek hikaye olması bir burukluk veriyor ama bunun film hali "ne anlatıyor la bunlar" dedirtti. Film bittikten sonra puan verenlere baktm. 1-2-3-4 puan verenlere saygım arttı. 10/2
İlk filme göre biraz daha güzeldi. Bu filmlerde saçmalık ve klişeyi göz ardı etmek lazım. Megalodon'u adam mızrakla öldürüyor. Sanki arizona'daki kertenkele mızrakla öldüreceksin. Ama işte bunları görmeyecek aksiyon ve heyecanı yaşamaya çalışacaksın. Ve görsel keyfide oldukça iyi . 10/6
7. Haziran 2021 tarihinde izledim Nereden denk geldim de izledim bilmiyorum ama beni öyle bir sarstıki filmin sonları aklıma geldikçe hâlâ irkildiğim olur. Baştan sona kadar sizi sarsacak hatta izlemeyeydim de bilmeyeydim diyeceğiniz bir film. Önermiyorum. 10/10
Klasik köpekbalığı filmi çok bir şey beklemeden izlenir. Beklentiyi oldukça düşük tutalım. Yıllar önce tekrarlanan olaydan deli diye görevden atılan Statham tekrar olunca aynı olaylar göreve tek kurtulan olarak çağrılıyor. Öyle bir garip film...10/4