Gökyüzüm olsan seni dağ gibi sevsem Her anını yeni bir çağ gibi sevsem Sevenler için bu dünyada ölüm yok Ölsem de seni bin yıl sağ gibi sevsem Bir bakıp gözlerime herşeyi anlarsın ya Benimle kederlenir, benimle ağlarsın ya Şu sonsuz…devamıGökyüzüm olsan seni dağ gibi sevsem
Her anını yeni bir çağ gibi sevsem
Sevenler için bu dünyada ölüm yok
Ölsem de seni bin yıl sağ gibi sevsem
Bir bakıp gözlerime herşeyi anlarsın ya
Benimle kederlenir, benimle ağlarsın ya
Şu sonsuz karanlıklar hiç umurumda değil
Batmayan güneş gibi içimde sen varsın ya
.
.
.
Bir pınarsın, içilen ama hiç kanılmayan
Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan
Özlenen sen, özleyen sen, özleten sen
Varken, doyulmayansın; yokken, dayanılmayan.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
17 gündür uyuyamayan bir kadının hikayesi... Bu yolculukta ona, Anna Karenina romanı eşlik ederken yaşamını,ailesini ve kendini sorgulamasına şahitlik yapıyoruz. Açıkçası sonu beni hiç tatmin etmedi ve yarım kalmışlık hissi verdi. Ama öyle harika illüstrasyonlar vardı ki onlara bayıldım. Resimleri,…devamı17 gündür uyuyamayan bir kadının hikayesi...
Bu yolculukta ona, Anna Karenina romanı eşlik ederken yaşamını,ailesini ve kendini sorgulamasına şahitlik yapıyoruz. Açıkçası sonu beni hiç tatmin etmedi ve yarım kalmışlık hissi verdi. Ama öyle harika illüstrasyonlar vardı ki onlara bayıldım. Resimleri, hikayeden ve tatminsiz sonundan daha iyiydi. Ancak kısa olması Haruki Murakami'ye başlamak için iyi bir tercih.
Yürek burkan, hayatın içinden tatlı mı tatlı stop motion animasyon. Kısa süresine rağmen size acı tatlı bir deneyim yaşatacak bu filmi mutlaka izleyin derim. "Bazen mutlu olunca da ağlarız, değil mi Raymond?"
Eşi Güler Yücel, Can Yücel'in bir anısını şöyle anlatır; "Edip Cansever ile ilginç bir anıları vardır. Edip sık sık gelip giderdi evimize. Çok güzel yemek yapardı. Bir gün Can vapuru kaçırınca Bebek'te Edip'in evinde kalmış. Edip de o dönem Yerçekimli…devamıEşi Güler Yücel, Can Yücel'in bir anısını şöyle anlatır;
"Edip Cansever ile ilginç bir anıları vardır. Edip sık sık gelip giderdi evimize. Çok güzel yemek yapardı. Bir gün Can vapuru kaçırınca Bebek'te Edip'in evinde kalmış. Edip de o dönem Yerçekimli Karanfil ile uğraşıyor. İlk kopyayı gösterince Can, “Burası fazla, şurayı at,” diye diye bütün kitabın üzerini çizmiş. Edip kızıp Can'ı evden kovmuş. Bir süre de bize uğramadı. Günlerden bir gün Beyoğlu'nda bir yerde rastlaştık. Masaya çağırınca, “Ben o herifin yanına oturmam,” dedi. Ben de, “Sen kimseye kızamazsın, senin soyadın Cansever,” deyince güldü, barıştılar. Can bir Nâzım ölünce sabaha kadar ağladı, bir de Edip ölünce…”
"Çünkü hayat, birinin tüm kalbiyle senin yanında olduğunu bildiğinde güzelleşiyor."
(Can Yücel)
Her gün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor , kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonlarıyla karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü. Hayatta kalıplar var ...…devamıHer gün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor , kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonlarıyla karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü.
Hayatta kalıplar var ... Ritimler . Bir hayatta kendimizi köşeye kısılmış hissettiğimizde , hüznün , trajedinin , başarısızlığın ya da korkunun , tek bir varoluşun ürünü olduğunu düşünmek çok kolay. Yalnızca yaşamanın değil , belli bir şekilde yaşamanın sonucu olduğunu düşünmek. Demek istediğim , acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak , her şey çok daha kolay olurdu . Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olamayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar.
Yaşayamadığımız hayatların yasını tutmak kolay. Başka yeteneklerimizi geliştirmiş , bazı teklifleri kabul etmiş olmayı dilemek kolay. Daha çok çalışmış , sevmeyi daha iyi becermiş , paramızı daha iyi idare etmiş , daha popüler biri olmuş olmayı dilemek çok kolay. Edinemediğimiz arkadaşlara , yapamadığımız işlere özlem duymak an meselesi. Kendimizi başkalarının gözünden görmek ve olmamızı istedikleri bin bir kişiye dönüşmüş olmayı dilemek için en ufak bir çaba gerekmiyor . Ama esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil . Sorun pişmanlığın kendisi . Büzüşmemize , kuruyup kalmamıza , kendimizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan , pişmanlığın ta kendisi . Olası hayatlarımızdan herhangi birinin bundan daha mı iyi yoksa daha mı kötü olacağını bilemeyiz . O hayatlar yaşanıyor , evet , ama biz de yaşıyoruz ve asıl bu yaşantıya odaklanmalıyız . Her yere gidip herkesle tanışamaz , istediğimiz her mesleği yapamayız tabii ama o hayatlarda hissedeceklerimizin çoğunu hissedebiliriz yine de . Kazanmanın nasıl bir his olduğunu anlamak için bütün sporları yapmamız gerekmiyor . Müziği anlamak için gelmiş geçmiş bütün müzik eserlerini dinlememiz gerekmiyor .
Sevgi ve gülmek , korku ve acı , bu hayattaki en geçer akçeler . Gözlerimizi kapayıp önümüzdeki içeceğin tadını çıkarmak ve çalan müziği dinlemek yeterli . Şu anda olası bütün hayatlarda yaşadığımız kadar eksiksiz ve tam bir hayat yaşıyoruz , aynı türden duyguları burada da deneyimleyebiliriz . Olmamız gereken tek bir kişi var . Hissetmemiz gereken tek bir varoluş var . Her şey olabilmek için her şeyi yapmamız gerekmiyor çünkü zaten sonsuzuz . Yaşadığımız her an sonsuz olası geleceğe gebe . Onun için bu hayatımızdaki insanlara iyi davranalım . Arada bir başımızı kaldırıp yukarı bakalım çünkü nerede olursak olalım gökyüzü her daim sonsuz .
Gün biter gülüşün kalır bende anılar gibi sürüklenir bulutlar Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır yarım kalan bir şiir belki de Aykırı anlamlar arayıp durma güz biter sular köpürür de kapanmaz gülüşünün açtığı yara uçurum olur cellat olur her gece Her gece yeniden…devamıGün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de
Aykırı anlamlar arayıp durma
güz biter sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur cellat olur her gece
Her gece yeniden bir talan başlar
acı ses olur, ses deli bir yağmur
eski bir eylüle gireriz böylece
Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim, sokağı devriyeler basar
bir de gülüşün eklenir kimliğime
Ahmet Telli
(ALINTI) Filmin geçtiği bölge set değil , gerçekten de disney world'ün 10 km yakınında osceola county adinda bir moteller bölgesiymiş . hatta motellerin adı bile ( magical castle vs. ) gerçekmiş. moone'u oynayan başroldeki kız , gerçekten de annesiyle florida'da…devamı(ALINTI)
Filmin geçtiği bölge set değil , gerçekten de disney world'ün 10 km yakınında osceola county adinda bir moteller bölgesiymiş . hatta motellerin adı bile ( magical castle vs. ) gerçekmiş.
moone'u oynayan başroldeki kız , gerçekten de annesiyle florida'da bir motel odasında yaşayan yoksul bir kızmış ve bu onun ilk filmiymiş . mekan için araştırma yapılırken keşfedilmiş . kazandığı parayla apartman dairesine taşınmışlar ve kendisine tüm okul hayatı boyunca burs verilmiş.
Bir sahnede motelin üzerinde beliren gökkuşağı gerçekmiş. Gökkuşağı çıkar çıkmaz öyle bir sahne uydurmuşlar .
Film boyunca etrafta uçan helikopterleri önlemeye bütçeleri yetmediği için sonunda helikopteri filmin içinde kullanmaya karar vermişler.
Filmin william dafoe dışında adı duyulmuş bir oyuncusu yok , hatta çoğu oyuncu bile değil . Figüranların çoğu da motelin gerçek sakinleriymiş.
Çocukların birlikte oynarlarkenki hareketleri ve diyalogları genelde doğaçlamaymış . Çocukları kendi hallerine bırakıp oyun oynamalarını çekmişler .
Florida project , florida'daki disney world'ün proje aşamasındaki ilk ismiymiş . filmin sonunda moone , jancey'in motel odasının kapısında ağlarken " sen benim en iyi arkadaşımsın " diyor . o sırada jancey'nin üzerinde " you're my bff " yazan bir tişört var .
Fusi, İzlanda'dan hiç adımını atmamış, annesinin evinden ayrılmamış, iş yerinden bir gün izin almamış ve yardım etmeye çalışıyor gibi görünseler bile utangaçlığı ve dış görünüşü yüzünden iş arkadaşlarından her gün zorbalık gören, hala oyuncak oynayan, insan içine hiç karışmadığı için…devamıFusi, İzlanda'dan hiç adımını atmamış, annesinin evinden ayrılmamış, iş yerinden bir gün izin almamış ve yardım etmeye çalışıyor gibi görünseler bile utangaçlığı ve dış görünüşü yüzünden iş arkadaşlarından her gün zorbalık gören, hala oyuncak oynayan, insan içine hiç karışmadığı için hep bi yerlerde çocuk kalan 40'lı yaşlarındaki bir havaalanı bagaj görevlisidir.
Onca negatifliğe karşı bile kimseye kin beslemez.
İletişim sorunu yaşayan yufka yürekli Fusi bir gün bir kadınla tanışır. Onun insanlarla etkileşimi işte o anda başlar. Bi süre sonra insanlarla daha rahat iletişim kurduğunu, insanlara karıştıkça yaşadığı o mutluluğu gözlerinden okuruz. O sadece hayatı boyunca dışlandığı için hayattan korkmuş iyi niyetli bir insandır. Neyse ki artık onun yeni bir yola gitmek ve değişmek için bir cesareti, biz seyircinin de bir umudu vardır...