Çok rafine zevklerim olduğunu iddia etmiyorum ancak son zamanlarda medyada önüme ballandıra ballandıra sunulan hiçbir yapımı beğenerek izleyemedim malesef. Ya da herkesin çok beğendiği "Ya zamanında nasıl izlemedin, çok şey kaçırmışsın hemen izle" denilerek beni gazlamaları sonucu başladığım dizilerin ne…devamıÇok rafine zevklerim olduğunu iddia etmiyorum ancak son zamanlarda medyada önüme ballandıra ballandıra sunulan hiçbir yapımı beğenerek izleyemedim malesef. Ya da herkesin çok beğendiği "Ya zamanında nasıl izlemedin, çok şey kaçırmışsın hemen izle" denilerek beni gazlamaları sonucu başladığım dizilerin ne sonunu getirebildim, ne de filmlerden istediğim aksiyonu alabildim. Artık insanların topluluk halinde bir şeyi sevip sevmeyeceklerine karar verdiklerini düşünüyorum. Kimsenin kişisel bir fikri yok. Birkaç kişi bir yapımı seviyorsa herkes sanki o yapıma bir beğeni borcu varmış gibi davranıyor. Sevmeyelim, bazı şeyler de sevilmeyiversin.
Özür dileyerek söylüyorum bunu en çok Nuri Bilge Ceylan veya Zeki Demirkubuz gibi kendini kanıtlamış insanların filmlerinde görüyorum. Tabiki alanlarının en iyisiler, seyir zevki inkar edilemez ama her filmlerini alkışlamamız şart mı yahu? Bir oturuşta izleyemiyorum ben bu filmleri. İlla 2 oturum yapmam gerekiyor. Bazen izlerken bunalıyorum. İçim almıyor. Sonra kendi kendime anlamsız bir düşünce savaşı veriyorum. Sanki insan için yaşamı anlamlandırmaya çalışan ve incelikleri görmeye teşvik eden yapımları kaldıramıyormuşum gibi geliyor. Kaldırmam şart mı? Ya da kime neyi kanıtlıyorum? Bu dünyanın sırrını çözmek, yaşamın inceliklerini mutlaka irdelemek benim gibi atama bekleyerek ağlayarak ders çalışan bunalımdaki bir genç için çok mu elzem?
Ergen bir kız çocuğuyken Afrikadaki kıtlık, siyahi hakları ya da LGBTQ+ hakları benim için mutlaka üzerinde durulması ve önemli konularken çember giderek daraldı. Önce ülke sınırları içine geriledim. Önce Türk vatandaşları dedim. Sonra biraz daha geriledi, gençler ve çocuklar öncelik dedim. Sonra biraz daha derken bir bakmışım belcilleşmişim. Bir filmin başına oturup varoluş sancıları çeken ana karakterlerin dertlerini izleyemez olmuşum. Filmin onuncu dakikasında kendi dertlerim çevreliyor çünkü zihnimi. Atanamazsam ne olacak? O kadar okudum kasiyer mi olacağım? Özel sektörde köle gibi çalıştırılıp elime tutuşturulan 3 kuruşa talim mi edeceğim? Şuan bunu yazarken bile konunun nereden nereye geldiğinin bilincindeyim ve bunu bilerek yapmıyorum. Öyle bir durumdayız ki oturalım kitap okuyalım, şarkı dinleyelim, film izleyelim de evrenin sırrını çözelim demek söz konusu bile değil. Konu nasıl oluyorsa geçim sıkıntısına ya da gelecek kaygısına dönüyor.
Çok nadiren bir şeyler izlemeyi başarabiliyorum. Podcast dinleyerek hayatıma devam edebileceğimi düşünüyorum zira popüler kültürün bana zorla dayattığı hiçbir şeyi sevmeyi başaramayacağım. Zaten bu kaygı denizi içinde boğulurken de zevkle bir şey izlemek mümkün değil. Yemek yerken de Güldür Güldür açar +30 yaş mizahının beni güldürmesini umut ederim artık. Canım saolsun.