İlk film yine fena değildi. İlk çıktığında izlemiştim ve hoşuma gitmişti; konusu ve anlatım tarzı ilgi çekiciydi. Ama bu olmamış. İlk filmin anlatımıyla alakası yok. Olaylar inanılmaz aceleye getirilmiş ve yine yarım bırakılıp top 3. filme atılmış. Sırf para kazanmak…devamıİlk film yine fena değildi. İlk çıktığında izlemiştim ve hoşuma gitmişti; konusu ve anlatım tarzı ilgi çekiciydi. Ama bu olmamış. İlk filmin anlatımıyla alakası yok. Olaylar inanılmaz aceleye getirilmiş ve yine yarım bırakılıp top 3. filme atılmış. Sırf para kazanmak için yapılmış bir devam filmi olmuş. Koca bir dizi yapabilecekleri konuyu sıkıştırabildikleri kadar sıkıştırıp ortaya berbat bir şey çıkarmışlar. Kaliteyi inanılmaz bozmuşlar.
Çok korkuyorum ümitlenip hayal kurmaktan çok korkuyorum. Ümitlenip hayal kurarsam ve tekrar olmazsa çok kötü dağılırım, hayal kırıklığının etkisi çok uzun sürer kendime gelemem diye korkuyorum. Daha önce yaşadım bunu tekrar olmasını istemiyorum, ama umutlanmadan nasıl duracağım hayal kurmadan nasıl…devamıÇok korkuyorum ümitlenip hayal kurmaktan çok korkuyorum. Ümitlenip hayal kurarsam ve tekrar olmazsa çok kötü dağılırım, hayal kırıklığının etkisi çok uzun sürer kendime gelemem diye korkuyorum. Daha önce yaşadım bunu tekrar olmasını istemiyorum, ama umutlanmadan nasıl duracağım hayal kurmadan nasıl duracağım ki
Bugün pazar Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün Bu kadar benden uzak Bu kadar mavi Bu kadar geniş olduğuna şaşarak Kımıldamadan durdum Sonra saygıyla toprağa oturdum Dayadım sırtımı duvara Bu anda ne düşmek dalgalara…devamıBugün pazar
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
Bu kadar benden uzak
Bu kadar mavi
Bu kadar geniş olduğuna şaşarak
Kımıldamadan durdum
Sonra saygıyla toprağa oturdum
Dayadım sırtımı duvara
Bu anda ne düşmek dalgalara
Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım
Toprak, güneş ve ben
Bahtiyarım
Nazım Hikmet
Türk Polis Teşkilatı’nın 181. kuruluş yıl dönümü kutlu olsun. 🇹🇷 Gece gündüz demeden milletimizin huzur ve güvenliği için zor şartlar altında görevini yerine getiren, gerektiğinde canını hiçe sayan tüm emniyet mensuplarımıza minnettarız. Vatan uğruna canını feda eden şehitlerimizi rahmetle, kahraman…devamıTürk Polis Teşkilatı’nın 181. kuruluş yıl dönümü kutlu olsun. 🇹🇷
Gece gündüz demeden milletimizin huzur ve güvenliği için zor şartlar altında görevini yerine getiren, gerektiğinde canını hiçe sayan tüm emniyet mensuplarımıza minnettarız. Vatan uğruna canını feda eden şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz.
Bir keşişe sordum, "Aşırı düşünmeyi nasıl durdurursunuz?" Ona zihnimin asla dinlenmediğini söyledim. Her cümleyi tekrar tekrar zihnimde canlandırdığımı. Hatalar oluşmadan önce onları aradığımı. Kendi kafamın içinde hapsolduğumu - kapısız bir oda gibi - anlattım. Tek kelime etmeden dinledi. Bakışları üzerimdeydi,…devamıBir keşişe sordum, "Aşırı düşünmeyi nasıl durdurursunuz?"
Ona zihnimin asla dinlenmediğini söyledim.
Her cümleyi tekrar tekrar zihnimde canlandırdığımı.
Hatalar oluşmadan önce onları aradığımı.
Kendi kafamın içinde hapsolduğumu - kapısız bir oda gibi - anlattım.
Tek kelime etmeden dinledi.
Bakışları üzerimdeydi, sanki çok iyi sakladığım fırtınayı görebiliyormuş gibi.
Uzun süre sessiz kaldı.
Sonra gülümsedi - sessiz, anlamlı bir gülümseme ve bana bir darbe gibi çarpan dört kelime söyledi:
"Sen düşüncelerin değilsin."
Ona baktım. Cümleyi anladım, ama mantıklı değildi. Nasıl düşüncelerim olamazdım ki?
Her yerdelerdi.
Onlar bendim... değil miydi?
Kafam karışıklığını gördü.
"Gökyüzüne baktığınızda," dedi, "bulutları kovalıyor musunuz? Her karanlık bulutun size ait olduğunu mu düşünüyorsunuz?"
Başımı salladım.
"Geçip giderler. Değişirler. Kaybolurlar. Sadece gökyüzü kalır."
Elini göğsüne koydu ve fısıldadı: "Sen gökyüzüsün. Hava durumu değil."
O anda anladım.
Hayatımı bulutlara tutunmaya çalışarak geçirmiştim.
Onları analiz ederek. Onları kontrol ederek. Onlarla savaşarak.
Gölgelerle savaşıyordum ve neden büyüdüklerini merak ediyordum.
Yumuşakça gülümsedi: "Düşünceler gerçek değildir. Sadece zihnin hareketleridir."
Gerçekten düşünceleriniz olmadığınızı anladığınızda, bir şey sona erer.
Zihnin sessizliğe zorlanmasından değil, kimliğin ortadan kalkmasından dolayı.
Geriye kalan şey berraklıktır.
Ve onunla birlikte, asla kaybolmayan bir hassasiyet.
"Bunalıyorum çoçuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum. Herkes herşeyi benden bekliyor. Ben de insanım ya birader. Sihirli bir gücüm yok ki." Atatürk'ün Antalya Ziyareti ve Hasan Rıza Soyak ile Sohbeti 10 yıl süren bir savaş sonucunda Anadolu yıkıntıya dönmüş, halkı…devamı"Bunalıyorum çoçuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum. Herkes herşeyi benden bekliyor. Ben de insanım ya birader. Sihirli bir gücüm yok ki."
Atatürk'ün Antalya Ziyareti ve Hasan Rıza Soyak ile Sohbeti
10 yıl süren bir savaş sonucunda Anadolu yıkıntıya dönmüş, halkı ve doğal kaynakları sömürülmüş, insanları cahil bıraktırılmıştı.
Elbette, bitkin ve yorgun bir ülkede savaşı kazanmış olmak yetmeyecekti, ülkeyi kalkındırmak ve ilerletmek gerekiyordu. Bu, düşmanı savaş alanlarında yenmekten de önemliydi. Üstelik yatırım yapacak para yokken, Osmanlı'nın borçları da ödeniyordu. Bu da yetmezmiş gibi, dünya ekonomik bunalımı çıkageldi. Bunalım, bir şeyler üreterek satmaya çabalayanları da yiyip bitirecekti. İşte bu koşullar altında kıvranan halkının sıkıntılarını doğrudan ondan dinlemek için, Gazi yurt gezisine çıktı. Yol boyunca dura dura, halkı dinleye dinleye 6 Mart 1930 günü Isparta üzerinden Antalya'ya ulaştı. Gazi, kaldığı evin bir odasına Hasan Rıza Soyak'la birlikte çekilerek, kapıyı kapatır ve bir koltuğa yığılır.
Gazi, çok yorgun ve sinirlidir. Elleri titreyerek sigarasını yakar ve şöyle konuşur:
"Bunalıyorum çocuk, büyük bir acı içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde devamlı dert, şikâyet
dinliyoruz... Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde... Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; memleketin hakikídurumu bu işte. Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden aymaz, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın...
Büyük kabiliyetlere sahip olan zavallı halkımız ise, kendisine kutsal inanç şeklinde telkin edilen bir sürü temelsiz görüş ve inanışların tesirí altında uyuşmuş, kalmış... Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın aklında kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek alışkanlığıdır. İşte bu zihniyetle; herkes, her şeyi Allah'tan bekleyiş ve rahatlık içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; ama nihayetinde ben de bir insanım be birader, sihirli bir gücüm yok ki...
Yeri geldikçe, her yerde tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, gönlü tok ve uzmanlık sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkân meselesidir.
Bu itibarla evvelâ kafaları ve vicdanları yıpranmış, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin. İşlerin uzmanı, idealist ve enerjik insanlardan kurulu, düzenli, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın; sonra bu makine halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, maddi ve manevi her türlü doğal yetenek ve kaynaklarımızı harekete geçirecek, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacaktır. İleri milletler seviyesine erişmek işini; bir yılda, beş yılda, hatta bir nesilde tamamlamak da imkânsızdır.
Biz şimdi o yol üzerindeyiz; kafileyi hedefe doğru yürütmek için, insan gücünü üstünde, gayret sarf ediyoruz; başka ne yapabiliriz ki?"
Gazi, sözlerinin burasında duracaktı, gözleri dolmuştu, elleri titriyordu. Hasan Rıza'ya:
"Kalk, bana bir kahve getirmelerini söyle de, gel..." diyecekti. Hasan Rıza anlamıştı Gazi'nin gözlerinden yaşlar boşandığını ve kendisinin görmesini istemediğini.