Instagramda anlık olarak hayat artık nasıl hissettiriyordur başlıklı bir gönderi görmüştüm. Düşündüm nasıl hissettiriyor artık diye, işte sonuç; Kahvaltı yapmak istemezsin, için el vermez. Vücudunu yataktan zorla çıkarırsın çünkü yorulan sadece bedenin değil, asıl yıpranan ruhundur. Günlerdir deliksiz bir uyku…devamıInstagramda anlık olarak hayat artık nasıl hissettiriyordur başlıklı bir gönderi görmüştüm. Düşündüm nasıl hissettiriyor artık diye, işte sonuç;
Kahvaltı yapmak istemezsin, için el vermez. Vücudunu yataktan zorla çıkarırsın çünkü yorulan sadece bedenin değil, asıl yıpranan ruhundur. Günlerdir deliksiz bir uyku uyumamış gibisindir ama saatlerce uyusan da dinlenmiş hissetmezsin. Bu kadar çok kahve tüketmenin zararlı olduğunu bilirsin, ama artık kafein alışkanlığın olmuştur. Sabahları gözlerini açar açmaz ilk hissettiğin şey, göz kapaklarının sanki kurşunla kaplıymışçasına ağırlaşması, yanması ve içine çöken o bitmek bilmeyen yorgunluktur.
Her geçen gün biraz daha halsiz, biraz daha isteksiz ve hedefsiz uyanırsın. Yatarken dualar değil, sessiz ve acısız bir ölüm dileği fısıldarsın içinden. Artık düşlerin bile seni avutmaz, çünkü o düşlerde bile huzur kalmamıştır. Gerçeklik dediğin şey gittikçe daha silik, daha bulanık bir hâl alır. Gözlerinin önünden geçen sahneler sana ait değildir sanki. Sokakta oyun oynayan çocukları izlersin uzun uzun, ama gerçekten onları mı görüyorsun, yoksa yalnızca kendini kaybettiğin bir zamanın yankılarını mı?
Kendi hayatın bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçerken sen sadece izleyicisindir.
Hava ısınır, mevsim değişir ama içindeki karanlık hep aynı kalır. Gece yatağında dönüp durur, sabaha karşı yorgun düşüp uyuyakalırsın. Ama o kısa uyku bile dinlendirmez seni. İçinde taşımaktan yorulduğun bir yük vardır ve her geçen gün daha da ağırlaşır. Bazen küçük bir davete katılmak bile korkunç bir çaba gibi gelir. İnsanlar yorucu, sesler boğucu, kalabalık ise tarifsiz bir yalnızlıktır senin için.
Eskiden sevdiğin şeyler artık seni mutlu etmez. Müzikler anlamını yitirir, kitaplar bile içini ısıtamaz. Her şeyden uzaklaşmak istersin ama hiçbir yere gidecek gücün yoktur. Ruhun, beyaz bir odanın sessizliğine gömülürken sen de yavaşça içine çekilirsin. Kendi gölgene karışırsın. Aynaya baktığında, tanımadığın bir yüzle karşılaşırsın. "Ben kimim?" diye sorarsın. "Ne zaman böyle oldum?" diye sorarsın. Ve bu sorulara hiçbir cevap bulamazsın.
Artık umut etmek bile cesaret ister hale gelir, çünkü umut kırıldığında daha da acıtır. Bu yüzden umut etmekten bile korkarsın. Umutsuzluğa sarılırsın, battaniyene sığınırsın, başını yastığa gömer, kimse duymasın diye içinden ağlarsın.
Ve o an anlarsın ki:
Artık hayatta kalmak değil, yaşamak ağır geliyordur sana.