Aşk - iki tükürüğün karşılaşması... Bütün duygular mutlaklarını salgı bezlerinin sefilliğinden alırlar. Asalet varoluşun yadsınmasındadır, harap olmuş manzaralara tepeden bakan tebessümdedir yalnızca. (Emil Michel Cioran)
Kama Sutra'yı iyice öğrenmişti. Bu kitap Hintlilerin aşk konusundaki el kitabıydı. Evlendiklerinde damat otuz yaşında, yani karısının iki katı yaştaydı. Bu nedenle o kitabı ezberlemeye bile vakti olmuştu. Sekiz türlü sarılmayı (dördü sıcak, dördü soğuk), vücudunun tek tek sarılabilecek dört…devamıKama Sutra'yı iyice öğrenmişti. Bu kitap Hintlilerin aşk konusundaki el kitabıydı. Evlendiklerinde damat otuz yaşında, yani karısının iki katı yaştaydı. Bu nedenle o kitabı ezberlemeye bile vakti olmuştu. Sekiz türlü sarılmayı (dördü sıcak, dördü soğuk), vücudunun tek tek sarılabilecek dört bölümünü, masum bakirelerin nasıl öpüleceğini, bunun dört açıdan nasıl gerçekleştirilebileceğini, insanın karısını öpmesinin on altı yolunu (bunlara orta karar öpüş, baskılı öpüş, yumuşak öpüş, sıkmalı öpüş, kapamalı öpüş ve aç eşek öpüşü de dahildi), sekiz çeşit aşk ısırığını, vücutta bırakılabilecek sekiz çeşit tırmık izini (Kama Sutra damadın tırnaklarına nasıl manikür yapılacağını bile tarif ediyordu), oral seksin sekiz evresini, vajina içinde penisi hareket ettirmenin dokuz yolunu, birleşme sırasında çıkarılabilecek kırk türlü sesi (bunların arasında kükreme, ağlama, nazlanma; övgü, acı ve yasaklama sözleri; kumru, guguk kuşu, yeşil güvercin, papağan, serçe, flamingo, ördek ve bıldırcın sesleri vardı), otuzu aşkın çiftleşme pozisyonunu, bunların "mızrağı doğrultmak", "dört yolun birleştiği yer" gibi garip isimleri falan da yeni damat, uygulama açısından değilse bile en azından kuramsal açıdan, bülbül gibi biliyordu. Çeşitli yönlerden aritmetiğe, kuş bilimine, halıcılığa, hayvancılığa da dayalı olan onca eğitimle Navin'in on beş yaşında bir bakire için fazla yeterli olduğunu düşünüyorsanız, Kudra'nın hiçbir zaman fazlalıktan yakınmadığını bilmenizde yarar var. Gerçi teknikte kocasının ayarında değildi; ama koku ve heves açısından durumu telafi ediyordu. Geceler boyunca sevişip, yorgunluklarını tatminkâr bir düzüşmenin tuzlu akıntısı ve sevinç dolu yapışkanlığıyla gideriyorlardı.
Kimseyle ilgilenmiyorum, kimseyi merak etmiyorum ve hiçbir şeye şaşırmıyorum. Hayatımda eriştiğim en güzel kafadayım. Ve bazı insanlar, onları dinlemediğim için bana kızıyorlarmış galiba. Yada öyle bir şeydi, tam dinlemedim.
sevgilileriniz sizinle iki saatliğine ilgilenmeyince kriz geçireceğinize kendinize bir hayat edinebilirsiniz, kimsenin hayatındaki tek kişisel alanı ilişkisi olmak zorunda değildir, bir kişi sizin sevgiliniz diye bulduğu her boş anı size endekslemesini kimseden bekleyemezsiniz
Eleman mesaj atmış diyor ki "görgüsüz müsün neden hep kitaplarını paylaşıyorsun!" Valla kardeş istersen memelerimi paylaşayım ama zannımca toplum buna hazır değil!
İçinde yaşadığım toplumun dışında yaşıyorum. Münzevi ve alabildiğine yabani takılmak hoşuma gidiyor, tek tabanca kavramının içini harika dolduruyorum, bu çevreme ördüğüm duvar sanki usta bir mimarın eseri gibi sağlam ve yıkılması son derece zor.
Kırmızı şarap eşliğinde kitaplığımın önüne oturup 1 yıl içerisinde okuduğum son kitaptan ilk kitaba doğru gelirim ve hayatıma bir şekilde dokunmuş insanları hatırlarım kitap karakterlerinin huzurunda, sayfalar gibi insanları ve zamanı da tükettim, eh ziyadesiyle ben de tükendim.
Mahalledeki çocuklardan şikayetçiyim. Okula gidip gelirken sokağımdan geçiyorlar. Geçmesinler… Hiç sevmem çocuk. Hele çocuk sesinden hiç hoşlanmam. Şakalaşıyorlar, çok gülüyorlar. Kahkaha falan atıyorlar. Atmasınlar… Bazen anne dedikleri kadınlar da oluyor yanlarında. Onlara iyice sinir oluyorum. Çocuklarını sarılıp öpüyorlar, yemeğini ye…devamıMahalledeki çocuklardan şikayetçiyim. Okula gidip gelirken sokağımdan geçiyorlar. Geçmesinler…
Hiç sevmem çocuk. Hele çocuk sesinden hiç hoşlanmam. Şakalaşıyorlar, çok gülüyorlar. Kahkaha falan atıyorlar. Atmasınlar…
Bazen anne dedikleri kadınlar da oluyor yanlarında. Onlara iyice sinir oluyorum. Çocuklarını sarılıp öpüyorlar, yemeğini ye diyorlar, üstünü başını düzeltiyorlar, saçlarını okşuyorlar.
İnanmazsınız geçende o ufacık, yerden bitme şeylerden biri koşarak bana sarılmak istedi. Bir tekme koydum karnına, iki saat kıvrandı yerde. Çok sinirlendim…
Artık hepsinden çok sıkıldım. İstemiyorum mahallemde çocuk.
Toplasınlar hepsini. Ya tıksınlar gözümün görmeyeceği bir yerlere. Ya da zehirli iğne yapsınlar hepsine. Bazılarını deneylerde falan kullansınlar mesela, işe yarasın veletler…
Noldu? İçiniz bir tuhaf mı oldu?
Sokağındaki hayvanı, çocuğuna tehdit olarak görüp bir telefonla yokettiren ebeveynler, sizler ve yetiştirdiğiniz çocuklar yüzünden barınak denen hapishaneler var. Ormanlar, artık baltalar elimizde, uzun ip belimizde kamp yapmaya gidilen yerler değil. Her biri masum, günahsız, sadece köpek olduğu için açlığa, sefalete mahkum edilmiş hayvanların ölüm kampı…
Kötülük timsali ellerinizden çocuğunuzun saçlarına bulaşan o kan kokusu, ömür boyu peşinizi bırakmasın. Hepinize en derin nefretlerimle
Alıntı